28 Ağustos 2016 Pazar

10 ünlü yazarın 10 ünlü son sözü









"Allah razı olsun, Allah kahretsin!" James Thurber


"Allah beni affedecektir. Onun işi bu." Heinrich Heine


"İyileşiyorum." D. H. Lawrence


"Kara bir ışık görmekteyim." Victor Hugo


"Ya şu duvar kağıdı gider ya ben giderim." Oscar Wilde


"Beni anlayabilen tek kişi var mı?" James Joyce


"Herkes ölecek, ama bana bir istisna yapılacağını sanıyordum. Şimdi ne olacak?" William Saroyan


"Ölüm buysa, pek bir şeye benzemezmiş." Lytton Strachey


"Şampanya içmeyeli uzun zaman olmuştu." Anton Çehov


"İyi geceler sevgilim. Yarın yine görüşeceğiz. Ölüm, beni senden ayıramaz." Noel Coward




27 Ağustos 2016 Cumartesi

Ölü








Duygular canlıdır.


Bu yüzden bir gün ölürler.








Günaydın









Yastığınızla vedalaşın çünkü çok güzel bir gün başladı.


Hadi, uyanın ki


Mutluluk sizi bulsun.


Rüyalarınız size dokunsun.


Bir kelebek size şans getirsin.


Umudunuz hiç tükenmesin.


Kötü olan her şey sizden uzak dursun.


Güzel şarkılar kulaklarınıza dolsun.


Aşkların en güzeli sizin olsun.



26 Ağustos 2016 Cuma

İçimizdeki keşkeler








Yaz mevsimi gitmek için hazırlanıyor.


Üzülüyorum.


Yaz boyunca, bütün gün ve neredeyse bütün gece dışarıdaydım.


Artık eve hapsolmak zamanı yaklaşıyor.


İş ve ev.


Yorgun omuzlar ve paltolar.


Düşündükçe boğuluyorum.


Keşke, her zaman sevdiğim mevsimlerde kalabilseydim.


Keşke, her zaman sevdiğim işleri yapabilseydim.


Keşke, her zaman sevdiğim insanlarla yaşayabilseydim.


Keşke sevgim her şeyi değiştirmeye yetseydi.




"Hiç"







Biri kız diğeri erkek. İki genç kavga ediyor, kalabalık bir yerde.


"Beni asla terk edemezsin!" Diye bağırıyor kız, gecede çınlayan sesiyle. Erkek gülüyor: "Seni çoktan terk ettim. Bunu bir tek sen fark etmedin!"


Sırlar saçılıyor etrafa. İnsanlar film izler gibi izliyor onları. Herkes kendi yanlışlarını unutuyor böyle anlarda. Başkalarının yanlışları bedava.


Kavga büyüyor her dakika. Onları durdurmaya çalışan kimse yok. O kadar sinirliler ki bu korkutuyor belki etraftakileri.


"Seni hiç sevmedim!" Tekrar ve tekrar bağırıyor erkek. Ağlıyor kız: "Sevdin! Sadece beni sevdin!!!" Ne yaşamışlar böyle... Nasıl gelmişler bu hale... Erkek doğru mu söylüyor... Kız, gitmek isteyen bir adama neden sarılıyor... Bu gerçek aşk mı... Ya da yaşananlar bir yalan mı...


Aklım karışıyor. Buradan uzaklaşmak ve gördüklerimi unutmak istiyorum. Çünkü ben bazı şeyleri hiç anlamıyorum.






25 Ağustos 2016 Perşembe

Dönüşüm








Suyun altını seviyorsanız, suyun üstü pek eğlendirmez sizi.


Bir roman kahramanına benziyorsanız, sokaktaki sıradan insanlar gibi hissedemezsiniz.


Kalbinizin sesini duyabiliyorsanız, başka seslere sağır olur kulaklarınız.


Bir çocuğun kalbine sahipseniz, büyük insanların dünyası çekmez ilginizi.


Kocaman adımlarla yürüyecek cesaretiniz varsa, küçük adımlarla vakit kaybetmek istemezsiniz.


Sizi heyecanlandıran bir şey bulduğunuzda, başka şeyleri unutur gözleriniz.



Hayâller ve sivrisinek







Küçük bir sivrisinek her şeyi değiştirdi.


O kadar küçüktü ki göremedim onu.


Ama canımı acıttı, kanımı içti, kolumu kaşındırdı.


Küçük bir ayrıntı affedebilir mi?


Her şey eskisi gibi olur mu?




24 Ağustos 2016 Çarşamba

Sahildeki insan manzaraları








Hava rüzgarlı. Deniz dalgalı. Ama deniz suyu sıcaklığı muhteşem.


Biraz uzağımda güneşlenen iki genç kız, sağlıklı bronzlaşmaktan bahsediyor. Onları duyduğumu fark etmesinler diye bilgisayarıma bakarak gülüyorum. "Sağlıklı bronzlaşmak" ne büyük hayâl! Öyle bir şey yok ki... Güneşle her buluşma tehlikeli. Yakıcı.


Kıyıya yakın bir yerde yüzen iki tatlı ihtiyar var. Sanırım evliler. Onların yaptığına yüzmek denemez galiba. Daha çok birbirlerine sarılarak, dalgalarla boğuşmaya çalışıyorlar. Belki de ömürleri boyunca hep böyle yaşadılar.


Kumda oynayan ve denizde eğlenen çocukların sesi kaplıyor her yeri. Çocuklar... Onlar ömür törpüsü gibi. Sabrımızı ve tüm değerlerimizi sınıyorlar. Fakat o kadar büyük ki kalplerimizdeki yerleri. Belki de bu yüzden yaptıkları hiçbir şey kötü görünmüyor gözümüze.


Sahilde yürüyen sevgililer var. Birbirlerine iyice yaklaşmışlar. Sanki burada onlardan başka kimse yok gibi. Kumda değil bulutların üstünde yürüyorlar.


Yüzen, güneşlenen, tavla oynayan, telefonla konuşan, yanındakiyle sohbet eden birçok insan var burada. Herkes kendi dünyasında ve kendince yaşıyor. Dünyalar birbiriyle çarpışmıyor.


Lakin, sahilde birkaç delikanlı var ki onların dünyası güzel kadınlara çarpmaya çalışıyor. Dikkat çekmek için sahilde koşuyorlar. Denize atlayıp köpükler çıkararak yüzüyorlar. Denizden çıkarken çapkın bakışlarla etrafı gözlüyorlar. Elleriyle saçlarını düzeltirken gizli mesajlar gönderiyorlar. Bence bu sahilin en komik tipleri onlar. Onlar olmasa eğlenecek bir şey bulamazdık.


Sıradan bir yaz günü...


Ömür boyunca birlikte








Bu gece misafirlerimiz vardı. Kuzenim, eşi ve üç oğluyla beraber geldi. Çocuklar bahçede koşarken biz derin bir sohbete daldık.


Kuzenim benden sadece üç ay büyük. Doğduğumuz günden beri birlikte olduğumuzu söyleyebiliriz. Beraber büyüdük. Aynı sokakta koştuk. Aynı bahçelerde top kovaladık. Düştük. Kalktık. Aynı okula gittik. Ödev yapmayı unuttuk. Ama hep mutluyduk.


Büyüdük. Büyürken birbirimizi kaybetmedik. Yıllar ve uzun uzun yollar, bizim kardeş duygularımızı yıpratamadı. Düğünlerimizde ve cenazelerde beraberdik. Beraber gülüp ağlamaya, hayatımız boyunca devam ettik.


Artık eşlerimiz ve çocuklarımız da var yanımızda. Kocaman ailemizi, onların sevgileriyle daha da genişlettik. Çocukken kurduğumuz hayâller, onlarla gerçek oldu.


Bu gece hüzün ve sevinç birbirine karıştı yine. Zaten onları ayırmak mümkün değil. Hüznün olduğu yerde, sevinç de var. Sevinç varsa, arkadan gelen hüzün de var.


Herkes uyudu, her zamanki gibi... Gece ve yıldızlar bana kaldı. Geceyi bölen duygular bana kaldı. Anıların tatlı selâmı bana kaldı.


Gece nöbeti bana kaldı.



23 Ağustos 2016 Salı

Cesur Bay: Robert De Niro








Robert De Niro, 2014 yılında Bodrum Marina'da bir restoran açtı. Ünlü aktör, 30 yıllık arkadaşı Japon ortağı Nobu Matsuhisa ile birlikte, 28 ülkede faaliyette olan Nobu Restoranlar zincirinin 33. şubesini açmış oldu. Ayrıca İstanbul'da bir otel işletmek istediklerini söyleyen ortaklar, Bodrum'a bir renk daha kattı.



"İsrail kuduz köpek, sahibi Amerika." "İsrail'e neden kızıyorsunuz?" İki sert cümlenin sahibi olarak gösterilen Robert De Niro, bu konuda açıklama yapmadı.


"Taxi Driver" ile hayatının değiştiğini söyledi Jodie Foster.  "Robert De Niro, bana oyunculuğun aptal işi olmadığını öğretti. Oyuncu olmak ezberlemek değil." Dedi.


"Martin Scorsese, benden iyi bir şey yapmamı isterse, ilgimi çekmediyse bile, bunu ciddi şekilde değerlendiririm." Diyen De Niro, sevgili dostu "Marty" ile çalışmayı çok sevdiğini söyledi.


"İkiz çocuklarım var ve onlarla hayatı yeniden öğreniyorum."


"Cesur ol ama pervasız olma."


"Marlon (Brando) ne yaparsa yapsın, her zaman ilginç biriydi. Onunla "Baba" performanslarımızı hiç konuşmadık. Ne diyecektik ki zaten? Birbirimizi çok iyi tanıyorduk. Onu taklit ettim."


"Okumak istediğim bütün kitapları okuyamaycağım."


"İtalya değişmiş olabilir ama Roma aynı Roma."


"Söyleyenler bilmez. Bilenler söylemez. Bu asla değişmez."


"Oturduğunuz koltuk doğruysa rahat edersiniz."


"10 yıl gerisi, yalnızca birkaç yıl öncesi gibi görünür."


"Eğer gitmezsen asla öğrenemezsin. Çocuklarıma da bunu söylüyorum."


"Francis (Francis Ford Copolla)'e her zaman borçlu kalacağım."


"Oyuncu seçimlerine giden aktöre, hep şunu söylerim: İçgüdülerinizin size söylediğini yapmaktan korkmayın. Rolü alamayabilirsiniz. Ama insanların dikkatini çekersiniz."


"Sinemaya giderim. Kimse beni rahatsız etmez. Kimse beni tanımaz. Taktiklerim var."


"Şimdi şimdidir. Sonra da sonra. Gelecek gelecek olacaktır. En güzel zaman şimdidir."


"İşinizi seviyorsanız emekli olmak istemezsiniz."





Ucuz oyunlar






Bir kadını, başka bir kadınla kıskandırmak isteyen adam, ahlâksızdır.


Çaresizdir.


Ucuzdur.


Terk edildiğini çok iyi bilmektedir.





22 Ağustos 2016 Pazartesi

Buz








Geçen hafta deniz çok soğuktu. Pek çok insan kıyıda oturmayı tercih ederken, ben neredeyse buzun içinde yüzüyordum.


Ama bugün deniz suyu ısınmış. Dün gece yağan birkaç dakikalık yağmur, her şeyi değiştirmiş. Şimdi kıyıda oturan dört kişi var. Diğer herkes denizde.


Hayatımızın seyri de deniz suyu sıcaklığı gibi. Bir süre her yer buzla kaplansa da birkaç dakikada buzlar erimeye başlıyor. Bitmez sanılan "Buz Devri" bile bitiyor.


Ne tuhaf! Her şey sürekli değişiyor ve biz bunu hiç yadırgamıyoruz.





Bazen









Bazen sadece susmaya ve uyumaya ihtiyacımız var.



Sustum.



21 Ağustos 2016 Pazar

Kanımızla destek olalım









Kan akıyor.


Ülkemin toprakları, kanla sulanmaya devam ediyor.


Hain düşman, her an pusuda.


Düşman haddini bilmiyor.


Her gün içimizden birileri öldürülüyor.


Her gün içimizden birileri yaralanıyor.


Bir şeyler yapmalıyız.


Birbirimize yardım etmeli ve daha dik durmalıyız.


Bugün Kızılay'a 1 ünite kan bağışladım.


Belki, benim kanım birinin iyileşmesine yardım eder.


Belki, başka birinin iyileşmesine de siz yardım edersiniz.



Ay ışığında deniz








Ay ışığı denizle dans ediyor.


Sessizce, denizi izliyorum. Herkes uyudu. Gece bile uyudu. Hava serin. İnce bir battaniyeye sarındım. Denize ve aya bakarken düşünüyorum.


Acaba deniz aşkı biliyor mu? Şarkılara, şiirlere, romanlara, filmlere, mitolojiye ilham olan deniz, hiç aşık oldu mu?


Romantizmi seviyorsa aya, neşeyi seviyorsa güneşe aşıktır belki, derin deniz. Belki de yalnızlığı seçmiştir. Belki aradığı aşkı bulamamıştır. Belki denizin de bir kaderi vardır. Belki... Belki...


Ay ışığı ve deniz dans etmeye devam ediyor. Çok uyumlu görünüyorlar. Ben ve battaniyem gibi.




20 Ağustos 2016 Cumartesi

Sahilde










Eren geldi.


Sabah birlikte yüzdük. Aslında, o benim sırtımdaydı. Minik kollarıyla boynuma sarıldı. "Çok yüzelim! Çok yüzelim!" Diye sevinç çığlıkları attı.


Şimdi yine deniz kıyısındayız. Kumun üstünde oturuyoruz. Eren saçlarımla oynuyor. Yüzerken saçlarım onu rahatsız ediyormuş. Bu yüzden saçlarımı topuz yapmaya çalışıyor ama tabiki beceremiyor.


Dalgalar üstümüze doğru geliyor. Deniz suyu küçük bedenine dokununca Eren çok mutlu oluyor. Saçlarımla oynamayı bırakınca yüzeceğiz. "Çok yüzeceğiz!"


Umarım beni boğmaz.



Blog temizliği







Bu gece, Blog'ta temizlik yaptım.


Saçmaladığım o kadar çok yazı vardı ki okurken utandım.


Galiba bazı yazılar hiç yazılmamalıydı.


Bu yüzden 100'e yakın yazıyı sildim.


Böyle daha iyi.




19 Ağustos 2016 Cuma

İhanet








Bir yalancıya inanmak, kendine ihanet etmektir.








Elleri kirli olanlar









Elleri kirli olanlar, başkalarının da kirli olduğunu düşünürmüş.


Elleri kirli olanlar, temiz insanların yakınında olmak istermiş.


Elleri kirli olanlar, temiz kalmanın ne kadar zor olduğunu bilmezmiş.


Elleri kirli olanların kiri, uzaktan bile görünürmüş.


Allah, elleri kirli olanların temiz insanlara dokunmasını yasaklamış.


Çünkü, Allah adaleti severmiş.



18 Ağustos 2016 Perşembe

İyi olan kazanır








Savaşlar kazanmak için yapılır.


Ölmek ya da öldürmek için savaşılır.


İki dost savaşmaz. Dost gibi görünen iki düşman savaşır.


Biri ölür, diğeri yaşar.


Biri gider, diğeri kalır.


Antlaşma imzalansa da sonunda, her savaşın, bir, galibi vardır.


Ve her zaman güçlü olan kazanır.



Ev kalp sevgi








Herkes evinde rahattır. Kapıları ve pencereleri kapatırız. Her şey içeride kalır. Yaşadıklarımız dışarıya sızmaz. Güldüğümüzü ya da üzüldüğümüzü kimse bilmez. Evde ve kendi halinde olmak, hepimizin en sevdiği zamanlardır.


Dışarıya dönük gibi dursa da içimize dönüktür yüzümüz. Kendimize kızsak da kendimizi beğensek de hep kendimizdeyiz. Beynimizde bir sayaç durmadan çalışır. Ölçer, biçer, hesaplar. Kalbimizde bir ses durmadan konuşur. Her konuşmanın sonu, sonu işaretiyle biter. Ellerimiz iki yanımızda durur ama uzaklara gitmek ister... İçimizde her şey çok karışıktır aslında ama kendimizle olduğumuz zamanlarda huzur buluruz. Başka insanlar bizi yorar.


Evimiz ve içimiz çok dağınık olsa da; en tenha, en güzel, en özel yerlerdir bizim için. Bu yüzden sevdiğimiz insanları önce kalbimize sonra evimize davet ederiz. Bizi gerçek halimizle tanımalarını, gerçekten sevmelerini bekleriz. Herkes için ev ve iç dünya, samimiyetin zirvesidir. Sevdiğimiz insanları hep zirvede görmek isteriz.


Zirvenin gerçek sahibi ise orada kalmayı en çok isteyendir.






17 Ağustos 2016 Çarşamba

Evlilik yıldönümü








Bana saygı duyduğu için


Beni çok çok çok sevdiği için


Bensiz bir hayat düşünmediği için


Beni her zaman, her konuda desteklediği için


Ben seviyorum diye, evlendikten sonra balık yemeye başladığı için


Kendinden önce beni düşündüğü için


Her zaman nazik olduğu için


Bana güvendiği için


Kendimi dünyadaki en güzel kadınmışım gibi hissetmemi sağladığı için


Allah'ın ona gönderdiği bir "Mucize" olduğumu düşündüğü için


Her zaman beni ilk sıraya koyduğu için


Babamı, kardeşimi ve hiç görmediği annemi çok sevdiği için


Bana dünyanın en büyük mutluluğunu, oğlumu, verdiği için


Yüzümde makyaj yokken de beni beğendiği için


Beni görmeden önce, benimle evlenmeye karar verecek kadar "Kararlı" olduğu için


Ben hastayken uyumadığı için


Ben ağlarken gözyaşlarımı sildiği için


Tüm huysuzluklarıma, nazıma katlandığı için


Şimdi aklıma gelmeyen pek çok şey için


Kocama, hayatım boyunca tanıdığım tek adama, teşekkür ederim.


Sonsuza kadar sadece seni seveceğim.









Mavi elbise








Mavi bir elbisem vardı. Şu anda nerede olduğunu bilmediğim mavi elbise...


Bu akşam çok özel bir kutlama yapacağız. Çünkü evlilik yıldönümümüz. Bu gece için giymeyi istediğim tek elbisemin nerede olduğunu bilmiyorum. Ne hazin!


Belki de bu gece için doğru renk değildir mavi. O yüzden elbiseyi bulamıyor olabilirim. Beyaz giysem daha iyi olur. Belki.


Akşam programını kocam yaptı. Programa sadık kalacağım. Ama gündüz programı bana ait. Diğer günlerde olduğu gibi deniz, güneş, kremler, şapka, şezlong,... Ayrıca bugüne masaj da ekliyorum. Hiç fena bir fikir değil.


Akşam yaklaşırken hazırlanmaya başlarım. Henüz hazırlanmak için erken.



15 Ağustos 2016 Pazartesi

Gerçekler ve rüyalar









Gerçek olsaydı bitmezdi.


Rüya olduğu için bitti.














Gece hakkında düşünceler









"Geceyi seviyorum diye kimse kendini yıldız sanmasın."


Bu gece televizyonda duydum yukarıdaki cümleyi. Oğlum bir yarışma programı izliyordu ve bu cümle orada geçti.


"Geceyi seviyorum diye kimse kendini yıldız sanmasın." Cümleyi duyunca gökyüzüne baktım hemen. Aslında başka şeyler geçti aklımdan. Düşündüğüm şey karanlıkta parlayan yıldızlar değildi.


Geceyi de gündüzü de çok seviyorum. İkisinin de farklı tatları var. Gündüzün aydınlığı canlandırıyor ruhumu. Gecenin karanlığında huzur buluyorum. Gece ile gündüz arasında hiç fark yok aslında. Bir renk kayması ya da göz yanılmasından ibaret zıt sandığımız şeyler.


Ruhumuzun, kalbimizin ve aklımızın oyunu bunlar. Gündüz farklı duygular, gece farklı duygular. Oysa hepsini toplasan aynı insana çıkıyor bütün yollar.


"Gündüzü seviyorum diye kimse kendini güneş sanmasın." Demek geldi içimden. Sonra düşündüm. Belki biraz güldüm.


Belki, hepimizin iç dünyasını aydınlatan parlak bir cisim vardır. Bu cisim geceleri yıldız, gündüzleri güneş oluyordur. Belki içimizin ferahlığı, kalbimizin sıcaklığı bu parlak cisimden geliyordur.


"Geceyi seviyorum diye kimse kendini yıldız sanmasın." Belki bu cümle yanlıştır. Ve belki de doğrusu şöyledir:


"Yıldızımı sevdiğim için geceyi de seviyorum."



14 Ağustos 2016 Pazar

Biz buradayız









15 Temmuz kabusunun üstünden bir ay geçti. Acılar hâlâ taze. Televizyonda her gün, tankların önüne yatan kahramanları izliyoruz. Gökyüzünden yağan kurşunlara, elindeki Türk bayrağını sallayarak meydan okuyan insanları görüyoruz. Tankların silindir gibi ezdiği arabalardan yükselen feryatları duyuyoruz.


Gövdeleri parçalanmış şehitleri, kurşunların hedefi olmuş evleri, dört kere bombalanmış Millet Meclisini, kan akan sokakları, yaralı olarak kurtulanların onurlu duruşlarını izliyoruz. Hem üzülüyoruz hem de onlarla gurur duyuyoruz.


Bugün 14 Ağustos, birileri gündem yaratmaya çalışıyor. İstanbul'da ya da ülkemin başka yerlerinde büyük bir "Deprem" olacakmış. Bunun gibi haberler yayıldı kulaktan kulağa. Bu gece, çok büyük felaketler yaşanacakmış, güzel ülkemde. Bir kere daha sınanacakmış sabrımız.


Bizi böyle söylentilerle korkutacaklarını mı sanıyorlar? Kaçacağımızı ya da teslim olacağımızı mı düşünüyorlar? Hafızaları ne kadar da zayıf!


Biz, topraklarımız için pazarlık yapmayız. Bombalardan, silahlı hava araçlarından, tanklardan, tüfeklerden korkmayız. Vatan uğruna ölmek, bizim için en şerefli ölümdür. Gözümüzü bile kırpmayız.


Biz buradayız.







Zaman







Dünlerin ve yarınların ne kadar önemi olabilir?


Hayat bugün yaşanır.


Bugün neyi seçiyorsan hayatın odur.



13 Ağustos 2016 Cumartesi

Hayat devam ediyor









Gözüm çok daha iyi.


Merhemi sürüyorum ve denize giriyorum. Merhem sudan etkilenmiyormuş. Doktor öyle dedi.


Yüzerken ve güneşlenirken gözümü fark eden insanlar, benden biraz korktular galiba. Biraz tiksinerek, biraz da acıyarak baktılar bana.


Onların bakışları umurumda değil. Kendime gülmeye devam ediyorum.


Kendinize ve gözlerinize iyi bakın.







Göz makyajı









Gözüm şişti.


Akşam saatlerinde sol gözüm biraz kaşındı. Dokunmamak gerektiğini biliyordum ama tatlı tatlı kaşınır ya... İşte tam da öyle oldu. Aynaya baktım. Gözkapağımda biraz şişlik vardı. Yüzümü yıkadım. İtiraf ediyorum, yüzümü yıkarken gözkapağımı kaşıdım. Bir saat sonra gözüm belirgin bir şekilde şişmişti.


Sol gözkapağım, sağ göz kapağıma göre daha ağırdı. Şişliğin büyüdüğünü böyle anladım. İstemeyerek aynaya baktım. Görüntü biraz korku filmi, biraz da komedi tadındaydı. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.


Hemen o en bilinen tedaviyi uyguladım. Çayın demine pamuğu batırıp gözümün üstüne koydum. Kocam hastaneye götürmek istedi. Şimdi geçer, dedim. Gözüme çaylı pansuman yapmaya devam ettim. Ama gözüm daha çok şişti.


Arkadaşlarımızla dışarıda yemek yiyecektik. Kocam, iptal edelim, dedi. İtiraz ettim. Bronz tenim için pembe bir elbise seçtim. Takılar, ayakkabılar, çanta ve dağılmış saçlarla elbiseyi tamamladım. Ruj sürdüm ama göz makyajı yapamadım. Yine de fena görünmüyordum. Lakin dışarı yarım makyajla çıkamazdım. Kimseyi korkutmak istemedim. Hemen bir çözüm buldum... Kocaman güneş gözlükleri.


Evin kapısında durup kocama ve oğluma seslendim: "Ben hazırım!" Oğlum çok güldü. Kocam, önce hastaneye gidelim, dedi. Ben de kendime çok güldüm ve yemeğe gittik.


Meraklı sorulara cevap vermedim. Yemek boyunca çok eğlendim, çok güldüm. Aslında kendime gülüyordum.


Yemekten sonra pes ettim. Hastaneye gittik. Acil servisteki doktor, gözlüklerimi görünce gülmeye başladı. Hemşire de gülüyordu. Sonuç olarak hep beraber güldük.


Gözüm mikrop kapmış. Küçük bir merhem verdiler. Günde üç kere gözüme sürecekmişim. Tamam, dedim gülerek.


Muayene bitince gözlüklerimi taktım. Kocam arabayı kullandı. Oğlum arka koltukta uyudu. Ben hâlâ gülüyordum.



12 Ağustos 2016 Cuma

Deniz ve kadın









Hava çok sıcak.


Şezlongu denizin kıyısına kadar çektim yine. Şu anda ayaklarım denizde. Başımda kocaman bir şapka. Her zamanki gibi, dizlerimde küçük bilgisayarım.


Bazen şu bilgisayarın dili olsa da anlatsa diyorum yaşadıklarımızı. Onu her yere nasıl taşıdığımı. Yazdıklarımı, sildiklerimi. Sabahın erken saatlerinde ya da gecenin bir vakti nasıl çalıştığımızı. Bazen tuşlara damlayan gözyaşlarımı, bazen ekrana bakarken ne kadar heyecanlandığımı... Bilgisayarım konuşsa duyduklarınıza inanamazsınız. Ama konuşmaz. Çünkü iyi bir dost, arkadaşının sırlarını anlatmaz.


Yan tarafımda ama biraz uzakta bir çocuk var. Denize girmek istiyor ama üşüyor. Dalgalarla buluşunca ayakları, çığlık atıp geri kaçıyor. Her başlangıç böyledir aslında. İstersiniz ama korkarsınız. Bir adım ileri gider, dört adım geri kaçarsınız. Sonra ayaklarınız suyun ısısına alışır. Denize doğru birkaç adım gidersiniz. Yine durursunuz. Bedeniniz alışmaya çalışır bu defa. Sonra kendinizi denizin güçlü kollarına bırakırsınız... Çocuk geri kaçmaya devam ediyor.


Dün bir doktor arkadaşım söyledi. Gözkapaklarımız çok hassasmış ve güneşten çok etkilenirmiş. Deri kanseri, göz kapaklarında başlarmış. Bu yüzden gözkapaklarına mutlaka güneş kremi sürülmeliymiş. Bu gün, gözkapaklarıma da güneş kremi sürdüm. Hava o kadar sıcak ki krem gözümün içine doğru akmaya başladı. Şu anda bulanık görüyorum her şeyi. Bundan kurtulmak için şapkamı çıkarıp denize gireceğim.


Deniz her derde deva... Mutlu Cumalar!




Dualarımız








Dualarımızda gizlidir gerçek dünyamız. Kimselere söylemeyiz ama dualar bilir gerçek hikâyemizi. Bazen iki dudağımızın arasında mırıldanırız. Bazen sesimiz çıkmaz, kalbimizle tamamlarız duamızı.


Dualarla arz ederiz halimizi Yüce Yaratana. İsteriz, yalvarırız, pişman olur tövbe ederiz. Hiç düşünmeden en gizli kapılarımızı açarız. Güvende olduğumuz tek yerdir dualar.


İslam Dini der ki: "Dualarla değişir kader." Dualar büyük bir güçtür. Denir ki Allah, yürekten dua edenleri üzmezmiş. Onların kalp iniltilerine karşılık, kaderlerini değiştirirmiş.


Dualarımızla koruruz kendimizi ve sevdiklerimizi. Bir zırh gibidir dualar, hiçbir bela yaralayamaz bizi. Buna inanır, böyle yaşarız. İnanmasak dualarla dilimizi yormayız.


Yağmur yağarken dua edersek yağmur dinmeden önce duamız kabul olurmuş. Bazı günlerde, özel gecelerde dualar gerçek olmak için hızlanırmış.


Bence, duanın kabul olması için duaya inanmak gerek. Dua ederken kalple istemek, zihinle çağırmak gerek. Bir şeyi tüm benliğimizle istersek, Allah'ın o kadar hızlı cevap vereceğini hatırlamak gerek.


"Ve bir gün kendini duanı yaşarken bulacaksın."



11 Ağustos 2016 Perşembe

Yeni hayat









Bir gün, güçlü bir şekilde, gitmen gerektiğini hissedeceksin.


O gün, tüm cesaretini toplayıp kocaman bir adım atacaksın. Bununla yetinmeyeceksin. Adımlar sıklaşacak, hızlanacak. Bir süre sonra kendini koşarken bulacaksın.


Bunu yaptığın için hiç pişman olmayacaksın. "Keşke" Diyeceksin. "Keşke daha önce gitseydim. Orada kalmamın bir anlamı yoktu."


Yeni yollar, yeni insanlar keşfedeceksin. Dünya ne kadar büyükmüş ve sen ne kadar güçlüymüşsün, o zaman öğreneceksin.


Durmayacaksın. Durarak kaybettiğin zamanlara acıyacaksın. Sabrını sonuna kadar kullandığın için üzüleceksin.


"Şimdi!" Diyeceksin. "Şimdi yeniden başlasın hayat!" "Korkmuyorum ve hazırım."


Sen istediğin zaman, yeniden başlayacak hayat. Tüm güzellikleri serecek ayaklarının altına. İstediğin her şeyin yakınında olacaksın. Geçmiş günleri unutacaksın.


Yeter ki iste.



Not








Hayat bazen çelişkilerle dolu.






10 Ağustos 2016 Çarşamba

Üniversite yolları









Bugün, üniversite sınav sonuçları açıklandı ve pek çok genç insan hayâllerine bir adım daha yaklaştı.


Bugünü, kazandıklarını öğrendikleri o dakikayı; belki de senelerce beklediler. Çok çalıştılar, çok yoruldular, umutluydular ama bazen karamsarlık rüzgarına onlar da kapıldı. Ve final. Tüm uykusuz gecelerin, kaygıların, sıkıntılı günlerin karşılığında büyük bir zafer kazandılar.


Aydınlık yarınlarımızın teminatı gençlerimizi yürekten kutluyorum. Umarım her şey istedikleri gibi olur. Dilerim, hayâllere inanmanın boş bir uğraş olmadığını daha iyi anlarlar.


Bu yılki sınavda başarılı olamayan öğrencilerin önümüzdeki yıl çok başarılı olacağına inanıyorum. Onlar, hiçbir şey kaybetmedi. Hatta belki de daha çok hırslandılar.


"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927



Gecenin başlıkları







Gece


Yıldızlar


Dalgaların sesi


Karanlığın dinginliği


Ağustos böceğinin bitmeyen şarkısı.


Gece


Yıldızlar


Karanlıkta edilen dualar


Yarınları bekleyen umutlar.




9 Ağustos 2016 Salı

Bir insanı hayâllerinizden çıkardığınız zaman...









Bir insanı hayâllerinizden çıkarınca hayatınızdan da çıkardınız demektir.


Unutmayı denediğiniz zaman unutmak istiyorsunuz demektir.


Gitmek için hazırlık yaptığınızda kalmak istemiyorsunuz demektir.


Birine kurgulanmış bir yalan söylediğinizde birini üzmek istiyorsunuz demektir.


Birini üzdüğünüz zaman, çok daha fazla üzülmek için hazırsınız demektir.



Doğadaki izler









Saatlerce, temiz havayı koklayarak patikada yürümek hepimize iyi geldi. Rahatladık, huzur bulduk, dünyadan uzaklaştık.


Yürürken komik anılarını anlatan da vardı, ayıların ne kadar korkunç olduğunu anlatan da. Kimisi karısına olan derin aşkını ispatladı, kimisi de yol boyunca dedikodu yaptı.


Küçük molalar vererek uzun süre yürüdük. Bundan çok keyif aldım ama ayakkabılarla olan mücadelemi tahmin edersiniz... Hani bazı kadınlar vardır, özel bir gecede topuklu ayakkabı giymek zorunda kalırlar. Topuklara alışkın olmadıkları için ayakları şişer. Bilekleri yorulur. Hatta, masanın altında ayakkabılarını yavaşça çıkarırlar. Ayaklarını dinlendirirler, kimse görmeden. Ben de onlardan pek farklı değildim. Her molada ayaklarımı dinlendirdim.


Aramızda mutsuz olan bir tek kişi vardı. Sürekli kulaklıkla müzik dinledi. Yürürken hiç konuşmadı. Molalarda bile suskundu. Biz eğlenirken o acı çekiyordu sanki. Son molada sorduk, bu suskun halin sebebini. Sevgilisi tarafından terk edilmiş. Bu yüzden çok üzgünmüş.


Onu teselli etmeye çalışan da vardı, üzülme unutursun diyen de. Ama o hiç kimseyi duymuyor gibiydi. Hep uzaklara baktı. Bir şeyleri özlediği belliydi... Patikada yürürken ve diğer molalarda ne dinlediğini sorduk. Nick Jonas dinliyormuş: "Jealous" Eğlenceli görünen ama üzgün bir şarkı. Videosunu izlemiştim.


Üzgün arkadaşımızı avutmak mümkün değildi. Onu rahat bıraktık ve ikiye ayrıldık. Kamp kurmak isteyenler orada kaldı. Yatağında uyumak isteyenler arabalara giden kısa yolu kullandı.


Ağaçların ve bitkilerin kokusu yayılmıştı geceye. Koklaya koklaya yürüdük. Etrafta mutlaka hayvanlar vardı ama biz hiç birini göremedik. Doğada bıraktığımız izler, başka insanlara aitti sanki. Biz gecede ve doğada kendimizi unuttuk.


O ayakkabılar yüzünden ayaklarım şişti ama harika bir geceydi.



8 Ağustos 2016 Pazartesi

Dağ yürüyüşü









Bu akşam dağ yürüyüşüne gideceğiz.


Yürüyüş yapmak için en ideal saatler, akşam vakitleri. Yaz gününde, güneş tepedeyken yürümek tehlikeli olabilir. Akşam serinliğiyle beraber harekete geçeceğiz.


Bazı arkadaşlarımız kamp eşyalarını da yanlarına alacak. Geceyi çadırda geçirmeyi düşünüyorlar. İyi bir macera için çadır şart, onlara göre. Ama bana göre çadırda kalmak, bir poşetin içinde kalmak gibi. Sıkıcı, dar, yorucu. Yürüyüş bitince geri döneceğim. Çadırda uyuyamam.


Daha önceki yaz tatillerinde de yapmıştık akşam yürüyüşleri. Çok keyifli geçiyor zaman. Ayı ve kurt hikâyeleri anlatıyor bazı arkadaşlarımız. Yürüyüşe korku katmak istiyorlar galiba. Bence komikler.


Sanırım gece yarısından sonra biter yürüyüş. Yürümek beni yormuyor ama yürüyüş ayakkabıları tam bir kabus. Yine gülecekler bana. Her zamanki şakayı yapacaklar: "Yanında fazla topuklu ayakkabısı olan var mı? Biri arkadaşımız için çok gerekli."


Onlar gülüyor ama zavallı ayaklarım isyan ediyor, içine sıkıştıkları kalıplar yüzünden. Mola verince hemen çıkarıyorum ayakkabıları ve ayaklarımı özgür bırakıyorum.  Mola bitince, çabucak giyiyorum işkence ayakkabılarını ve yürümeye devam ediyorum.


Eğlenceli, komik, serin ve korkunç hikâyelerle dolu bir gece olacak. Bunu siz de denemelisiniz.



Marlon Brando itirafları







Hayatımdaki en büyük sefalet, ünlü ve servet sahibi olmaktır.


Eğer Hollywood'da isem bunun sebebi, parayı geri çevirecek ahlaki cesaretimin olmamasıdır.


Herkes sevgisinin karşılık görmesini ister.


Çocukken yulaf ezmesini yere attığımız zaman bile annemizin ilgisini çekmek istiyoruz. Rol yapmak hayatta kalmaktır.


Özgür olmam gerektiğini ömrüm boyunca güçlü şekilde hissettim.


New York'a geldiğimde çoraplarım ve aklım delikti. İçer içer kaldırımda yatıp uyuyakalırdım. Kimse beni rahatsız etmezdi.


Ajanslar, avukatlar, ünlüler,... Hepsi saçmalık; para, para, para... Eğer başka şey sanırsanız aldanırsınız.


Hepimiz rol yaparız ama bazılarımız bunun için para alır.


Hayranlarınızın olması ve saygı duyulan bir kişi olmak, çaresizliğe ve değersizliğe karşı bir korumadır.


Sakin hissettiğim, huzur dolu anlar var. Ama an onlar.


En iyisini yapmaya çalışın ve diğer şeyleri unutun. Böyle düşününce kendimi ve herkesi affediyorum.


Her gün, gençliğimizden kalan ne varsa onu parça parça alıyor.


Bir şeyler uyduran herkes iyi oyuncu. Keşke olmasalar.


Herkes nefret edebilir, herkes sevebilir. Bu ikisinden birine kendimizi adasak katil ya da peygamber oluruz.


Çok basit bir ölüm istiyorum kendim için. Ayağım kaysa ve düşsem...


Aşık olacak kadar şanslı bir adam değilim.



7 Ağustos 2016 Pazar

Rio ruhu









İyileştim.


İyiyim artık. Yaralarım kapandı.


Bu deniz kokusu ve gün ışığının coşkusu, onardı yaralı hücrelerimi. İçimde büyüyen yeni bir dünya var. Yeni kokular geliyor burnuma. Eskilerle çoktan vedalaştım.


Rio Olimpiyat Oyunlarının açılış töreni gibi, görkemli bir başlangıç var ruhumda. Renkler, sesler, danslar ve kazanılmayı bekleyen madalyalar.


Belki Olimpiyattan çok Rio Karnavalına benziyor hislerim. Tutkulu, coşkulu, sınırsız.


Ve şimdi, bir kere daha doğuyorum küllerimden.



Napolyon sözleri









En büyük suç umutsuzluktur.


En tehlikeli düşman onurdur.


Askerlerim benim çocuklarımdır.


Her zaferden sonra pişmanlık duyulur.


İnsanı yaralayan tek şey gerçektir.


Mutsuzluk dehanın ebesidir.


İnsanı yükselten iki şey vardır: Korku ve merak.


Dünya bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.


Türkleri yenebilirsiniz ama yok edemezsiniz.


İnsanın dostu yoktur. İyi günlerin dostu vardır.


Sabır dayanıklıdır ve vebayı bile yener.


Benim için aşk: Josephine.


Her erkeği yaralayan bir aşk vardır. Diğerleri prova.



6 Ağustos 2016 Cumartesi

Relax






Evde kapılar ve pencereler açık.


Perdeler uçuşuyor odalarda.


Gözlerim bir kapanıyor bir açılıyor.


Uyuyor muyum, uyanık mıyım bilmiyorum.


Tatlı bir sarhoşluk var kalbimde.


Gördüklerim gerçek mi rüya mı?


Nedir bugünün diğer günlerden farkı?




Umudun sesi









"Buradayım!" Dedi umut.


"Buradayım, beni unutma."


İnsan görmek istemedi umudu, yürüdü. İnsan yalnız olduğunu düşündü.


Umut koştu insanın ardından.


"Yalnız kalmadın hiç. Her zaman yanındaydım senin. Başka kapılar açtım sana, başka yollara açılan. Ben hep ışığıydım karanlık gecelerinin."


İnsan umudun sesini duymak istemedi. Daha hızlı yürümeye başladı. Yürürken ağladı.


"Ağlama!" Dedi umut.


"Ağladığın zaman gözyaşlarını hep ben sildim, şimdi yine ben sileceğim."


İnsan durdu. Düşündü. Arkasına baktı ve umudu gördü.


"Buradayım!" Dedi umut.


"Buradayım, beni unutma."



5 Ağustos 2016 Cuma

Yıkılan hayâller










Denizi gören yüksekçe bir bahçede oturuyorum. Deniz kıyısında iki kız çocuğu kumla oynuyor. Ellerindeki kürekleri ve kovalarıyla kale yapmaya çalışıyorlar ama dalgalar yaptıklarını yıkıyor. Biraz geriye çekilseler, dalgalardan korunmuş olurlar. Ama sanırım işin keyifli tarafı dalgaya rağmen kale yapmak.


Küçük kızlar beni görmüyor. Onlardan uzakta ve yüksekteyim. Zaten şu anda dünya umurlarında değil. Başlarında şirin şapkaları var. Annelerinin sürdüğü kremle mumyaya benzemişler. Oynuyorlar gülüşerek.


Az önce bir erkek çocuk geldi yanlarına. Yerden bir avuç kum alıp kızların üstüne attı. Kızların kremli bedenlerine ve şapkalarına düştü kumlar. İki kız aynı anda bağırmaya başladı. Erkek çocuk, önce irkildi kızların çığlıklarından. Sonra daha çok kum attı onlara.


Orada küçük bir kaos yaşandı. Sebep, erkek çocuğun iletişim kurmayı bilmemesiydi. Kızların ilgisini çekmek için ya da onlarla oynamak için konuşmayı değil, saldırmayı tercih etti. Erkekler her yaşta iletişim sıkıntısı yaşıyor galiba.


Kızlar biraz bağırdı, biraz ağladı. Erkek çocuk öyle durdu ve baktı onlara. Bir şeyler düşündüğü belliydi. Fakat hiçbir şey söylemeden koşarak gitti. Uzaklaştı kızlardan.


Bir erkeğin hayâlleri yıkıldı.






Hayat bugündür








"Geçmişe dönmek mümkün olsa, hayatında neyi değiştirmek istersin?"


Sorunun sahibi yeni bir arkadaşım. Dün gece, sohbet esnasında sordu meşhur soruyu.


Güldüm çünkü ben geçmişi hiç sevmem. Asla geriye dönmek istemem. Ne yaşanmışsa, o günün şartlarında doğrudur. Yaşananlar yanlışsa, yanlışların bedeli zaman içinde ödenmiştir. Yani benim için geçmiş geçmiştir. Ve bitmiştir.


Yarınlarla ilgili hayâller kuranlardanım ben. Yarını değiştirmek isteyenlerdenim. Ama, bugünü de çok sevenlerdenim.


Geçmişi düşünmek, geçmişle ilgili planlar yapmak, geçmişe dönmeyi istemek. Bana göre tüm bunlar, pişman insanların saplantıları... Herkesin pişmanlığı olabilir ama herkesin saplantısı yoktur. Aslında hepimiz sevgiyle vedalaşmalıyız geçmişle, anılarla.


Yaşanacak çok güzel günler var. Geleceği güzel yapan şey geçmişten aldığımız dersler. Aynı hatayı tekrar yapmamak en büyük kazancımız olsa gerek.


Ama ille de bugün. Yarından önce bugün. Yaşanan tek gerçek, bugün.


Yarınların peşinden koşarken, bugünü kaçırmamalıyız.


Hadi açın gözlerinizi. Yeni bir gün, yeni bir hayat, yeni bir tutku çoktan başladı.

4 Ağustos 2016 Perşembe

Kendini şımartmak








Bugün neşeli bir gün olsun.


Mutlu olmak için ne gerekiyorsa yapın ama başkalarını rahatsız etmeyin.


Kendinizi şımartın biraz.


Ne seversiniz, nasıl şımarırsınız?


Alışveriş, cilt bakımı, masaj, spor, film izlemek, şiir okumak, dostlarla buluşmak,...


Hangi seçenek ayaklarınızı yerden keser?


Kendinizi şımartmayı biliyorsunuz, değil mi?


Başkalarının yalan ve tatlı sözleriyle şımaranlardan değilsiniz. (?)


Hadi kendiniz için küçük bir şımarık plan hazırlayın.


Benim planım hazır.


Biraz sonra tekneden atlayıp en dibe kadar gitmeye çalışacağım.


Dipten yukarı doğru çıkarken o mükemmel manzarada kaybolacağım.


Sonra kıyıya kadar yüzeceğim.


Yüzerken sevdiğim şarkıları söyleyeceğim.


Akşam için de planım var.


Açık havada film izlemeye gideceğim arkadaşlarımla.


Gözlerim yorgunluktan kapanıncaya kadar kendimi şımartacağım.


Buna da ihtiyacımız var, emin olun.


Sizin planınız ne?



Kenarda kalmış bir film








Dün James Franko'nun bir filmini izledim.


Filmde bir adam vardı... Aklı karışık.


Üç çocuk vardı... İki erkek, bir kız. Her çocuğun hikâyesi birbirinden bağımsızdı.


Üç de kadın vardı... Yolları asla birleşmeyecek üç kadın.


Konuyu çok iyi yakaladıklarını düşündüm, filmin ilk sahnelerinde. Daha sonra olacakları merak ettim. Ne yazık ki film, klişeler arasına sıkıştı. Ve muhteşem konu, bir anda sıkıcı bir oyuna dönüştü.


Örümcek Adam'ın 3 filminde New Goblin karakteriyle hafızalarımıza yerleşti James Franko. Bence umut vadeden bir tarafı vardı, genç adamın.


Ama Oscar Töreni'ndeki "Farklı" sunumundan sonra ibre tersine dönmeye başladı. Belki de bu töreni sunmak, usta oyuncuların işi olmalıydı. Genç bir adam için fazla ağırdı... 2 Mart 2011'de Anne Hathaway ile sunduğu Oscar Töreni, pekçok yorumcuya göre "En rezalet Oscar Töreni" idi. Gecenin en beğeni toplayan espirileri, o yıl 94 yaşındaki Kirk Douglas'a aitti.


"Everyting Will Be Fine" da Franco'nun rol arkadaşları Rachel McAdams, Charlotte Gainsbourg ve Marie-Josee Croze.


Çok yavaş ilerleyen temposuna rağmen, filmin konusunu sevdim.



3 Ağustos 2016 Çarşamba

Hint kumaşı










Zaman geçer ve her şey değişir.


Bazı insanlar ise kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmaya devam eder.


Ne yazık!





Kadınlar ve çocuklar kanunlarla korunmaktadır.










Bir kişiyi rahatsız etmek "Taciz"dir.


Taciz denince toplumun aklına, cinsel içerikli zorbalıklar gelmektedir.


Oysa "Taciz"in çok daha geniş anlamları vardır.


Bir kişiyi telefonla rahatsız etmek "Taciz"dir.


Kişiyi mail ya da mesajla rahatsız etmek "Taciz"dir.


Sosyal medya üzerinden (Facebook, Tweeter, İnstagram,...) birini rahatsız etmek "Taciz"dir.


Biri hakkında dedikodu yapmak, itibar kaybettiren yorumlar yapmak "Taciz"dir.


Bunlar gibi daha bir çok tanımı olan "Taciz"in kanunlarla belirlenmiş cezaları vardır.


5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 105/1. maddesine göre:


"Bir kimseyi TACİZ eden kişi hakkında, 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."



2 Ağustos 2016 Salı

Carpe diem










Saat kavramını iyice yitirdim.


Günün neresinde olduğumu hiç bilmiyorum.


Geceler çok kısa, sığamıyorum.


Planım ya da hayâlim yok.


Her günü, son günmüş gibi yaşıyorum.


Balıklarla yarışıyor ve yıldızlarla parlıyorum.


Ben bunu çok seviyorum.



Ilık çikolatalı pancake










Muhteşem bir pancake tarifim var. Ama size tarifi veremem. Bu bir sır.


Şunu söyleyebilirim. Hamurunu kendim hazırlıyorum... Malzemeleri kocaman bir cam kaseye koyup, bir süre çırpıyorum. Kaşıkla aldığım hamuru, sabırla pişiriyorum. Minik lezzet harikaları pişince, onları meyveler ve akışkan ılık çikolatayla süslüyorum.


Her bıçak darbesiyle biraz daha dağılıyor minik pancakeler. Meyve asitleri midemi yorarken, ılık çikolata bulaşıyor çatala. Her yudumla mutluluk salgılıyor hormonlarım.


Mutfakta çok başarısızım ama pancake konusunda bir uzmanım.


Çok acıktım.
Pancake yemek istiyorum.
Şimdi.



1 Ağustos 2016 Pazartesi

Merhaba Ağustos








Ağustos deyince ilk aklıma gelen şey neşeli Ağustos böceği. Saz çalıp şarkı söyleyen tembel yaratığı seviyorum. Geceleri onun müziğini dinlemek tuhaf bir huzur veriyor kalbime. Sanırım çocukluğumdan kalmış bir huzur bu.


Yaz mevsiminin en değerli üyesi Ağustos. Çünkü sıcak mevsimin bitmek üzere olduğunu ima ediyor bize. Sonbahar hızla yaklaşırken Ağustosa sarılıyoruz en derinden.


Bu ayda siz ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben daha çok yüzeceğim. Daha çok güneşleneceğim. Daha az uyuyacağım. Daha çok karpuz yiyeceğim. Daha çok mutlu olmaya çalışacağım ve daha çok mutlu olacağım. Ağustos böceğinin şarkısına eşlik edeceğim. Tembel ruhuma sınırsız izin vereceğim. Sonbaharı ve sonbahar kadar hüzünlü şeyleri düşünmeyeceğim.


Güleceğim. Güleceğim. Güleceğim.


Merhaba Ağustos!


Müjdeler getir bize.




Birkaç kalp









Bazı insanların birkaç kalbi olduğunu düşünüyorum.


Öyle olmasaydı, tek kalple, birkaç kişiyi, aynı anda sevemezlerdi.





31 Temmuz 2016 Pazar

Babam, deniz ve ben









Küçük bir çocuktum.


Babam çok iyi yüzerdi. İyi bir dalgıçtı. Yüzmeye başlayınca çok uzağa giderdi. Deniz kıyısında oturup onu izlerdim.


Bildiğim en güçlü kollardı, babamın kolları. Yüzerken denizi yararak ilerliyordu o kollarla. Kardeşimi ve beni aynı anda kucağında taşıyordu. Ofisinde çalışırken kalemi güçlü ve sağlam tutuyordu. Hayrandım babama.


Ben kıyıda otururken o uzaklara gidiyordu. Arkasından bakmak üzüyordu beni. Sanki hiç geri dönmeyecekmiş gibi... Bazen kıyıya doğru bakıp bana el sallıyordu. Buydu benim en büyük mutluluğum, babam beni hiç ihmal etmiyordu.


Yüzerken ara sıra dalardı. Suyun üstüne çıkmakta biraz geç kalsa korkardım. Hemen gözlerim suyla dolardı. Babama bir şey olacak sanırdım. Ayağa kalkar ve endişeyle denize yaklaşırdım. Küçücük bedenimle babamı kurtarmaya hazırdım.


Babam ihtişamla çıkardı suyun içinden. Ya da onun yaptığı her şey, bana göre çok ihtişamlıydı. Sevinçle otururdum kıyıdaki yerime. Silerdim gözlerimi ellerimle.


Bazen denizi kıskanırdım. Çünkü babam yüzmeyi çok severdi. Hep uzaklara giderdi. Uzağa daha uzağa. Kendiyle yarışıyordu sanki. Hiç kimse onunla yüzemezdi.


Babam kıyıya doğru yüzmeye başladığında heyecanlanırdım. Çünkü kıyıya yaklaşınca beni çağırırdı. "Sinem, yanıma gel bebeğim."


Babama ulaşmak için tüm gücümle yüzerdim. Dalgalar yüzüme çarpardı. Deniz suyu gözlerimi ve genzimi yakardı. Ama ben gülümseyerek yüzmeye devam ederdim.


Ona yaklaşınca kollarını uzatırdı bana. "Hoş geldiniz güzel prenses." Aşkla sarılırdım babamın güçlü omuzlarına. Babam dünyadaki tek kahramandı.



Yenilgiye övgü









Yenilmek, derin anlamları olan bir kelime.


Çoğu zaman yenilenlerin yetersiz hatta aciz olduğunu düşünürüz.


Belki de bu düşüncemizin haklı tarafları vardır.


Kazanmak ise görkemlidir, kıskanılacak kadar değerlidir.


Lakin her zafer, kaybetmeye en yakın olduğumuz andır.


Belki de gerçek kazananlar yenilenlerdir.



30 Temmuz 2016 Cumartesi

Mağlup ama mutlu








Sabahtan beri kendi kendime gülüyorum.


İçimde tarifsiz bir sevinç var.


Bu gece, tenis kortunda olacağım.


Yıldızların altında tenis oynamak için sabırsızlanıyorum.


Çok zor bir rakiple maçım var.


Şüphesiz yenileceğim.


Ama çok eğleneceğim.


Önemli olan şey geride mutlu anılar bırakmak.



Milena'nın sonsuz aşkı









Eski günler ne kadar güzeldi!


Her gün postacıyı bekliyordum. Çünkü postacının getirdiği zarfın içinde sen oluyordun. Zarfa, kağıda teninin kokusu bulaşıyordu. Sabaha kadar kokluyordum mektupları. Kokun seni bana getiriyordu.


Çılgınca arzularla doluydu kalbim. Bir çocuk kadar mutlu, bir kadın kadar tutkuluydum. Sen çok uzaktaydın Franz ama ben hep yanındaydım.


Mekanın, zamanın, şehirlerin çok ötesinde bir aşktı bizimkisi. Anlatsak kimseler inanmazdı. Dokunmak ve mektup yazmak aynı şey değildi. Ama mektuplarına dokunmak, sana dokunmak kadar özeldi.


Ne sen bu şehre sığabilirdin ne ben senin yanına taşınabilirdim. Bizim şehirlerle ilgili hiç hayalimiz olmadı. İstediğimiz şey, her gün aynı yastıkta uyanmak değildi. Her okuyanın anlayamayacağı bir hikâyeydi, sana aşık olmak... Sana çok aşıktım Franz, biliyordun değil mi?


Artık o güzel günler bitti. Kalbim seninle doluydu, şimdi damla damla düşüyorsun kalbimden. Bunu söylemek istemezdim, sana bunları yazmak istemezdim. Ama seni sevemiyorum Franz. Seni düşünmek bile istemiyorum.


Ben, burada senin mektuplarını koklarken sen orada başka kadınları kokluyordun. Bunu biliyordum ama yine de seni seviyordum. Aşk, bir çılgınlık. Ruhumu ezmene izin veriyordum. Çünkü beni sevdiğini sanıyordum.


Ama bir gün buraya geldin ve ayrılmak istediğini söyledin.Beni öldürdün Franz. Artık ölü bir kadınım. Ne istersen söyle. Kimi istersen seç. Beni üzemezsin. Ölüler üzülmez, Franz.


Ben öldüm ve ruhum özgür şimdi.


Sonsuz sandığım aşkım bitti. Bitirdiğin için teşekkür ederim.
Bana gerçekleri gösterdiğin için teşekkür ederim.
Beni öldürdüğün için teşekkür ederim.
Zaten sen yokken yaşayamazdım.


            Milena




29 Temmuz 2016 Cuma

Yaz devam ederken








İnsana "Denize koş" diyen bir sıcak hava var. En dibe dal ve orada kal... Koştum tabi.


Ben denizdeyken mail gelmiş, bir blog dostumuzdan. Dostumuz, ülkemizin doğusunda çalışıyormuş. Bu yaz tatil yapmak için fırsatı yokmuş. Blogtaki yazıları okuyarak tatil özlemini gideriyormuş. Yazı saatlerini heyecanla bekliyormuş... Dostumuz maile "Merhaba Barbie" diyerek başlamış, "Kendine iyi bak Deniz kızı" diyerek bitirmiş.


Mail, tatlı bir sohbet gibiydi. Okurken keyif aldım. Satırlar dolusu iltifatlar beni utandırdı. Çok teşekkür ederim Durdane. Umarım yaz bitmeden önce, kısa da olsa tatil imkanı yakalarsın. Sevgiler.


Tatil sohbetleri güzel ama unutmamamız gereken şeyler de var.
Bugün Cuma.
Dua günü.
Bir duanız var mı?









Nasihat





Unut ve rahat uyu.




Anlıyor musun?









Hayâllerimden vazgeçmedim.


Senden vazgeçtim.




28 Temmuz 2016 Perşembe

İlk aşk







Dün gece yarısına doğru telefonum çaldı. Arayan bir arkadaşımın kızıydı. Telefon numaramı, annesinin telefonundan gizlice almış. "Konuşabilir miyiz?" Dedi, utanan bir sesle. "Elbette konuşabiliriz." Dedim, güven verdiğini umduğum bir sesle.


"Yalnız mısın? Yanında biri varsa..." Yalnız değildim ama hemen oturduğum yerden fırlayarak kalktım ve sessiz bir köşeye gittim. Mekan sorunu çözülünce zor duyduğum bir sesle "Aşık oldum!" dedi, cici kız.


Eminim o anda, yüzümde tuhaf bir görüntü oluşmuştur. Duyduğum şeyi anlamaya çalışırken aklımdan cümleler geçmeye başladı:


11 yaşında.
Aşık olmuş.
Kime aşık olmuş?
Aşık olmak için küçük değil mi?
Annesine söyledi mi?
Benden yardım isteyecek.
Nasıl yardım edebilirim?
Annesine söylemeli miyim?
...


Bazen beynim o kadar hızlı çalışıyor ki buna ben de şaşırıyorum.


"O da bana aşık mı? Bunu nasıl anlarım? Sen yazıyorsun ya biliyorsundur. Anneme söyleme." (Aşk hakkında ben ne biliyorum acaba?)


Telefonun diğer ucunda heyecanlı ama umutsuz bir çocuk vardı. Aklının karışık olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yoktu. (Bu konuda herkesin kafası karışık değil mi?)


Oğlumla bazen böyle konulardan konuşuyoruz ve çok gülüyoruz. Ama başka bir çocuğa nasıl yaklaşmam gerektiğini pek bilemedim. O yüzden, sakin olmaya karar verdim.


Uzun uzun konuştuk. Sabaha kadar dört kere aradı. Son konuşmada iyice rahatladığını hissettim. Çünkü gülüyordu. Aslında ona hiçbir şey söylemedim. Sadece dinledim. Konuşurken kendisi buldu cevapları.


Evdekiler duymasın diye yorganın altından telefon etmiş bana. Sabaha kadar çok terlemiş olmalı.


Cici bir kızın sırdaşı oldum galiba...

3 rakamının sırları









3, maddenin kapsadığı üçlü öğeleri temsil eder: "Ateş, su, hava" ya da "Üç boyut" gibi.


3, Allah'ın mutlak hakimiyetini simgeler: "Ruh, can ve beden"


3, erkek iradesini temsil eder.


Hristiyan inancında "Baba-Oğul-Kutsal Ruh" üçlemesi vardır.


Platon'a göre insan vücudu üç bölümden oluşur. "Baş, göğüs, karın" Baş akıl/ göğüs istem/  karın ise hazzı temsil eder.


3 defa "Para para para" diyen Napolyon, paranın değerini 3 ile vurgular.


Türk Kültürü'ndeki en meşhur üçleme: "At, avrat, silah" tır.


"Alaaddin'in Sihirli Lambası"ndaki cin, 3 şans verir. Sadece 3 dilek. Daha az ya da daha çok değil.


3 ile yapılan tanımların hatırda kaldığı sonucuna ulaşmış bilim adamları: "Giriş, gelişme, sonuç"


3, Hint Felsefesinde Tanrının yüzlerinin sayısıdır. Onlara göre Tanrı: Brahma Yaratıcı/ Vişnu Koruyucu/ Şiva Yok edicidir.


3, Eskimo dilindeki en büyük rakamdır. Eskimolar, 3'e kadar sayar ve daha büyük ifadeler için "Çok" der.


Konferanslarda konular 3 başlık altında toplanır. 3 rakamı öğrenmeyi kolaylaştırır.


3'e ayrılır İslamiyet'e göre nefs: "Kötülüğü emreden, kendini suçlayan, huzur içinde olan"


3, iki parçası birbirine eşit uzunluktaki tek rakamdır.


3, çekirdek ailenin sembolüdür: "Anne, baba, çocuklar"



27 Temmuz 2016 Çarşamba

Denizin şarkısı








Deniz tatlı şarkılar söylüyor bu gece.


Dalgalar fısıldaşıyor derinlerde.


Bir başka keyif var kuma dokunan ayaklarda.


Kalpten taşan mutluluğun sırrı ne?





26 Temmuz 2016 Salı

Yaratılış sırları








Bir şey, başka bir şeyin sebebidir.


Anlamsız olduğu düşünülse de, her şeyin büyük büyük anlamları vardır.


Her mutsuzluk, mutluluğa yapılan uzun bir yolculuktur.


Her yarım, bir gün tamamlanır.


Zorluklar, daha sonraki kolaylıkların ortağıdır.









25 Temmuz 2016 Pazartesi

Hera, Poseidon ve daha fazlası









Bazı insanlar, taktiklerle yaşamayı seviyor. İnsanlarla ilişkileri bir tiyatro oyunu teksti gibi. Her satırı ezberliyorlar. Doğaçlama yok onların oyunlarında. Her şey olması gerektiği gibi.


Kime ne kadar yakın duracaklarını biliyorlar. Kelimelerin ezberlenmiş olduğu çok belli. Samimi görünüyor ama soğuk bir kalp taşıyorlar. Belki de amaçları sadece kendilerini korumak.


Bazı insanlar, inatçı. Onların oyununda her şey doğaçlama, ezber yok. Yunan Mitolojisindeki Tanrılar kadar güçlü ve kararlı görünüyorlar. Onlara iyi davranmanız ya da onlardan uzak durmanız önemli değil. Bir şeyi yapmak istiyorlarsa sonuna kadar savaşmaktan korkmuyorlar.


Bu gruptaki "Korkusuz" insanlar, her an her yerde olma özelliği taşıyor. Kendinizi bir Yunan Efsanesinin içinde buluyorsunuz... Deniz Tanrısı Poseidon sizi izliyor olabilir. Fırtına Tanrısı Thyphon her an yolunuza çıkabilir. Kader Tanrıçaları Moiralar kaderinizi değiştirebilir. Neşe Tanrısı Risus aklınızı karıştırabilir. Mutlak Güç Sahibi Zeus tüm planlarınızı bozabilir. Zafer Tanrıçası Nike sizi yenebilir. Aşk Tanrısı Eros'un oklarından kimse kaçamaz. Afrodit tüm güzelliğiyle başınızı döndürebilir. Evlilik Tanrıçası Hera hiç ummadığınız bir gün karşınıza çıkabilir. Sıcaklık Tanrıçası Febris ikliminizi değiştirebilir.


Bazı insanlar ise Mitolojik kahramanlardan farklı bir felsefeyle yaşıyor. Sanki, huzur ülkesinin insanıdır onlar. Savaşmazlar. Sonuna kadar direnmezler. Çünkü biten şeylerin tekrar başlayamayacağını bilirler. Ne ezberledikleri tekstleri ne de doğaçlama yapacak yetenekleri vardır. Kılıçları ve savaşları sevmezler. Her kararınıza saygı duyarlar. Sizi zorlamazlar. Sizi esir almazlar. Sizi istemediğiniz şeyleri yapmaya mecbur etmezler.


Onlar mutlu olmak ister... Sevmek ve sevilmek isterler. Her şeyi coşkuyla ve özgürce yaşamak isterler. Ve sizi de özgür bırakırlar. Huzur ülkesinde kalmak zorunda değilsiniz. İstediğiniz zaman gidebilirsiniz.









Herkes kendi köyüne






Birbirinin lisanını bilmeyen insanların iletişimi, her zaman hoş görünür gözüme. Çeşitli el hareketleri ve mimiklerle anlaşmaya çalışan insanlar, heyecanlı bir hayata sahiptir, bence.


İtalyanca bilmeyen ben, dün gece çok eğlendim. Misafir İtalyanların ve arkadaşımın İtalyanca konuşmaları çok etkileyiciydi. Kendimi yabancı gibi hissettim ve bundan çok hoşlandım.


Gece denizde bitti.
Unutulmaz anılar ve telefonuma gönderdikleri İtalyan Atasözleri kaldı geriye.




Roma non fu fatta in un giorno.
Roma bir günde kurulmadı.




Moglie e buoi dei paesi tuoi villagio.
Evleneceğin kadını ve ineğini kendi köyünden seç.



L'uccello mattiniero si becca il verme.
Erken kalkan kuş, kurtçuğu yakalar.





24 Temmuz 2016 Pazar

Sen gidemiyorsan o gelir









Öğleye doğru bir arkadaşım aradı. Geçen hafta yurtdışından iş ortakları gelmişti, toplantıları vardı. Bunu biliyordum ama iş ortaklarının İtalyan olduğunu bilmiyordum.


Bu sabahki yazıyı okumuş. Telefondaki sesi muzipti. Gülerek şimdi nerede olduğumu sordu. Yurtdışı rezervasyonlarını iptal ettiğimiz için yurtiçindeki tatile devam ettiğimizi söyledim.


Arkadaşım ve ortakları, yoğun bir hafta geçirmiş. İşten bunalmışlar. Biraz dinlenmeye ihtiyaçları varmış, haftasonu için Marmaris'e gitmişler. Ama bu akşam, benim tatil yaptığım yere gelecekler. "Sen gidemiyorsan İtalya sana gelir" dedi arkadaşım. Yarın sabah ilk uçakla da İstanbul'a dönecekler.


Arkadaşlarımı çok seviyorum. Hepsi, benim için çok değerli. Bazen onları hak etmek için ne yaptığımı düşünüyorum, bulamıyorum.


Bu akşam yemekte buluşacağız. Sonra yapacak bir şeyler buluruz nasıl olsa. Ama eminim, gecenin sonu denizde bitecek. Çünkü arkadaşım da benim gibi gece denize girmeyi çok seviyor.


Mutlu bir pazar günü.



Addio Italia








Bu sabah, Türk Havayolları'nın İtalya uçağına binmiş ve Milano'ya doğru uçmuş olmalıydım.


Her şey planladığımız gibi olmuyor, maalesef...


Ocak ayının son günlerinde çok sevdiğim bir arkadaşım telefon etti. Sanırım biz Kıbrıs'taydık o gün. "Sinem, Temmuz ayında İtalya'ya gidelim mi? Sen ve oğlun, ben ve kızım. İki kadın, iki çocuk. Maceraya var mısın?" Dedi.


Macera, hem de çok sevdiğim İtalya'da. Asla hayır demem, böyle bir teklife. "Gidelim!" Dedim heyecanla. Arkadaşım 10 günlük bir plan hazırladı; Milano, Venedik, Roma, Floransa, Portofino,...
Otel ve uçak rezervasyonlarını yaptı.


Sonraki günlerde, kocamın Somali programı gündeme geldi. İş için bir süre Somali'ye gitmesi gerekecekti. Temmuz'da o Somali'ye, oğlum ve ben İtalya'ya.


Düşündük ve Avrupa'da başlayacak macerayı  Afrika'ya kadar genişlettik. İtalya'dan sonra, iki kadın ve iki çocuk, Somali'ye gidecektik. Kocam planları hazırladı. İtalya'dan Somali'ye uçak biletlerini, geçiş yapmamız gereken ülkeleri,... Her ayrıntıyı hesapladı.


Planlarımıza göre, bu sabah büyük bir macera başlayacaktı... Ama... Ülkemizde yaşananlar malum. Her şey çok karışık. Olağanüstü Hal İlan edildi. Sıkıntılı zamanlardayız.


Vatandaş olarak bizim de tadımız kaçtı. Gelişmeleri takip ediyoruz. Üzgünüz. Ve Cuma günü, tüm rezervasyonları iptal ettik. Şimdilik hiçbir yere gitmiyoruz.


İtalya bekle. Daha mutlu günlerde, geleceğim.



23 Temmuz 2016 Cumartesi

Nelson Mandela sözleri









Beni başarımla değil, kaç defa düşüp yeniden ayağa kalktığımla değerlendirin.


Yüksek bir tepeyi aştığında insanın bulacağı şey, daha aşılacak çok tepenin olduğudur.


Din, dünyadaki en önemli kuvvetlerden biridir.


Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Ruhunuzu satmayın yeter.


Bu ideal uğruna ölmeye hazırım.


En büyük zafer düşmemek değildir. En büyük zafer, her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.


Arkadan önderlik edin. Bırakın diğerleri önde olduklarını sansınlar.


Düşmanla barışmak istiyorsan onunla çalışmalısın.


İçinizdeki ışığı dışarı çıkarabilirseniz, çevrenizdekiler bunu görecektir.


Bir insanla iletişim kurmak istiyorsanız kendi bildiğiniz lisanı değil, onun anladığı lisanı konuşmalısınız.


İyi bir kafa ve iyi bir kalp, her zaman zorlu bir kombinasyondur.


Nefret etmeyi öğrenebiliyorsak sevmeyi de öğrenebiliriz.


İnsanlar iyi ve kötü şeyler yaşayabilir. Ancak yaşadıklarımızın üstesinden gelmemizi sağlayan şey, zamandır.


Çoğu zaman bizi korkutan ışık değil, içimizdeki karanlıktır.


Kendim değişmezsem başka insanların değişmesini isteyemem.


Dürüst olmazsanız kaybeden olursunuz.


*Cümlelerin çoğu;
Clint Eastwood'un yönettiği, Morgan Freeman ve Matt Damon'un başrollerini paylaştığı "Invictus" adlı filmden alınmıştır. Filmi henüz izlemediniz mi? Çok yazık.


*"Invictus" Viktorya Dönemi şairlerinden William Ernest Henley (1849-1903) tarafından 1875 yılında yazılmış ve şairin en çok bilinen şiiridir. Bu şiir, şairini tüm dünyaya tanıtmıştır. Nelson Mandela'nın en sevdiği şiirdir ve kendisine ilham vermiştir.


....
Kapı ne kadar dar olsa da
Cezalarım ne kadar ağır olsa da
Kaderimin efendisi benim
Ruhumun kaptanı benim.



Herkes cümleleri









Herkes affetmek gerektiğini söylüyor.


Herkes iyilikten bahsediyor.


Herkes umutlu.


Herkes mutlu anların kıymetini vurguluyor.


Herkes, başkalarının daha şanslı olduğunu düşünüyor.


Herkes doğayı ve insanları çok seviyor.


Herkes pek çok konuda çok bilgili.


Herkes, başkalarının derdini küçümsüyor.


Herkes ilk sıraya kendini koyuyor.


Herkes "Ben öyle düşünmüyorum" diyor.


Herkes, sıradan bir insan olduğunu unutuyor bazen.



22 Temmuz 2016 Cuma

Martılar








Ne güzel bir gün!


Sabahın erken saatlerinden beri martıları izliyorum. Avlarını dikkatle takip ediyorlar. Sessiz ve sakin ilerliyorlar. Muhteşem bir zamanlamayla avlıyorlar balıkları. Taktikler kusursuz.


Geçenlerde bir reklam filminde izledim. Bir orkestrada doğru sesleri tam zamanında çıkarmakla ilgiliydi konu. Ya başarı ya da gözyaşı.


Tüm canlılar için planın ve işleyişin kusursuz olması, hayati önem taşıyor galiba. Kazananlar, zamanlamayı doğru yapanlar arasından çıkıyor.


Doğrularınıza yakın mısınız?



Küçük bir adım









Dün, hiçbir zaman yapamayacağımı düşündüğüm bir şey yaptım.


*"İnsanlık için küçük, benim için büyük bir adımdı."


Uzun zamandır aklımdaydı ama bunu yapmaya cesaret edemiyordum.


Saniyeler içinde karar verdim ve zor görünen şey, çok kolay oldu.


"Yapamıyorsam istemiyorum demektir. İstersem yaparım."


Sanırım dün değişmeyi istedim.


Pişman değilim.




*İnsanlık için büyük, benim için küçük bir adımdı. (Neil Armstrong)


21 Temmuz 2016 Perşembe

Kördüğüm










Dolunay


Uzaklık


Görememek


Dokunamamak


...


Bunlar sorun değil, insanları ayıramaz.


Hepsinin bir çözüm yolu mutlaka vardır.


Ama


Aynı şeyler yarın yine yaşanacaksa


Çözüm aramaya gerek yoktur.


 

Dolunay sarsıyor









Dolunayın etkisi 13 Temmuz'da hissedilmeye başladı. Ama etkisi 18, 19, 20, 21 ve 22 Temmuz günlerinde zirve yaptı ve yapacak. 27 Temmuz Çarşamba gününe kadar etkisi azalacak ve bitecek. Dolunayların ana teması bitiş, tamamlanış, farkına varma ve oluşumdur.


Astrolog Zeynep Turan'a göre, 20 Temmuz'da Oğlak Burcunda gerçekleşen dolunay, yılın en sert dolunaylarından biri. Fırtınalı bir Haziran'ın ardından Temmuz'da işlerin yoluna girmesini ummuştuk. Ama öyle olmadı. Temmuz bir kasırgaya dönüştü. Bir şeyler kökünden koparıldı.


Bu sefer dolunay hepimizi silkeliyor. Haziran'da gördük, tüm kaosu yaratan sadece kendi fikrini doğru sananlardı. Şimdi hepimizi hizaya sokmak için dolunay geri geldi... Rekabete sınır koymamız gerektiğini söylüyor gökyüzündeki parlak cisim. Kıskançlık yüzünden kaybettiklerimizi hatırlatıyor. Herkesin bir sınırı olduğunu ve sınırı aşarsak sıkıntı yaşayacağımızı anlatıyor.


Derin mesajlar içeren ve hepimizi yoran dolunay, gökyüzünde ne kadar da masum duruyor.



20 Temmuz 2016 Çarşamba

Bazı şeyler










Bazı şeyleri hâlâ anlayamıyorum ama


            anladıklarımı unutmayacak kadar büyüdüm.





Gökyüzünde tek başına









Psikolog rolünde Marlon Brando'yu, hasta rolünde Johnny Depp'i izlediğimiz Don Juan DeMarco'da;
doktorun hastasını iyileştirmesini beklerken, hastanın doktoru bir aşk girdabına nasıl çektiğine şahit oluyoruz.



"Ben dünyanın en büyük aşığıyım. Binden çok kadın tanıdım. Hepsi de beni tanıdığı için mutlu oldu. Ama bir kadın beni reddetti. Şu dakikaya kadar önemli olan tek kadın da o. Bu yüzden hayatımı sona erdirmeye karar verdim." Don Juan'ın en çaresiz hissettiği sahnedir bu.


En meşhur Don Juan repliği ise
"Hayatta önemli olan yalnızca dört soru vardır, Don Octavio.
Kutsal olan nedir?
Ruh neden oluşmuştur?
Uğruna yaşamaya değer ne var?
Ve uğruna ölmeye değer ne var?
Hepsi için cevap aynıdır.
Yalnızca aşk."


Filmin çekildiği yıl, Johnny Depp yılın en çekici erkeği seçilir...


Karanlık gökyüzüne dokunup geri döndü replikler. Filmde komik ve masalsı bir anlatım vardı. Pek çok erkekten duyabileceğiniz ucuz muhabbetler, bu defa Don Juan'ın ağzından dökülüyordu.


Filmi daha önce de izlemiştim. O yüzden dün gece tüm dikkatimi gökyüzüne verdim. Yani filmi dinledim, gökyüzünü izledim.


Karanlık uzakta, samanyolunu aradım. Bulamadım. Kutup yıldızı sandığım birkaç yıldız vardı. Hangisinin gerçek kutup yıldızı olduğunu anlayamadım. Güneş zaten yoktu. Yine de çok keyifliydim. Herkes filmi izlerken ben kocaman gökyüzünün tek sahibiydim.


Film bittikten sonra kendini Don Juan sanan bir adamın sesi duyuldu. Yanındaki kadına bakarak şöyle diyordu:
"Aşk sevgilim aşk! Düşmanı yenebilirim. Ama senin önünde eğiliyorum. Çünkü sana aşığım. Çünkü sana aşığım. Çünkü sana aşığım."





19 Temmuz 2016 Salı

Yaz tembeli








Şezlongu denizin kıyısına kadar çektim. Şu anda ayaklarım denizin içinde, şezlongun ucunda oturuyorum. Küçük balıklar geçiyor kıyıdan. Dizlerimin üstündeki küçük bilgisayarıma biraz krem bulaştı. Başımda kocaman bir şapka... Yaz mevsiminin tadını çıkarıyorum.


İnsanların sesleri dalgaların seslerine karışıyor. Burada gördüğüm herkes tatil yapıyor ama telaşlı davranıyorlar. Sanki yetişmeleri gereken önemli toplantıları varmış gibi. Çok mu alışkınız koşturmaya?


Yaz ayları tembellik ayları. Hele de deniz kıyısında olma şansınız varsa yavaşlamanın tam zamanı. Yaz aylarında hayâl bile kurmam ben, yavaşlarım. Hayâllerim bile yorucu galiba. Onlara da ara veriyorum 36 derece sıcakta. Hayatım deniz ve güneşten ibaret şimdilik. Sonbaharla beraber eski ayarlarıma geri dönerim nasıl olsa.


Açık hava sineması var burada, eski filmleri gösteriyorlar. Film izlerken çimlerin üstündeki kocaman minderlere oturup film izleyebilirsiniz. İlle de sinema koltuğu isterseniz o da var. Ama ben minderi tercih ediyorum. Yaz konseptine daha uygun. Ayrıca yıldızların altında çimlere uzanmak çok romantik.


Şehrimden uzaktayım ama burada da arkadaşlarım var. Hatta birkaç akrabam bile burada. Dünya ne kadar küçük! Bu gece, iki arkadaşımla açık havada film izlemeye gideceğiz. Pembe bir minder bulup üstüne yayılacağımdan emin olabilirsiniz.


Gecenin filmi Don Juan DeMarco. Daha önce izlemiştim, belki siz de izlemişsinizdir. Filmle ilgili bilgiye gerek yok sanırım. Don Juan'ı duymayan var mı?


Hava çok sıcak. Biraz daha güneşin altında kalırsam eriyebilirim. Bilgisayarı kapatıyorum ve denize dalıyorum.



Yazar İvan Bunin ve "Mitya'nın Aşkı"







Rus yazarlar arasında ilk Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan İvan Bunin'dir. Eleştirmenlerin ve Rus okuyucuların çok hoşlanmadığı Bunin, bir röportajda kimseye dargın olmadığını söylemiştir.


Eserlerinde gerçeği anlatmadığı, Ruslar'ı yanlış tanıttığı yönünde eleştirilere maruz kalmıştır, hayatı boyunca. Dostoyevski ve Çehov gibi kalemleri, örnek alması gerektiği söylenmiştir ona.


Bunin, Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza"sı için "Saçmalık"; Gogol'un "Müfettiş"i için "İftira" dendiğini ama sonra, eleştirmenlerin ve sanat yazarlarının bu iki yazarı göklere çıkardığını hatırlatmıştır.


İvan Bunin, ihtilal yıllarında Fransa'ya gider. Daha sonra Rusya'ya geri döner. Ani bir kararla tekrar Fransa'ya gider ve Paris'e yerleşir. Uzun süre ne Sovyet ne de Fransız vatandaşı olabilmiştir. Başka bir deyişle "Vatansız" yaşamıştır.


1933'te "Mitya'nın Aşkı" ile Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanır.


Mitya, Moskova'da yaşayan genç bir adamdır. Ruslar tarafından "İlkbahar başlangıcı" kabul edilen 9 Mart, Mitya'nın en mutlu günüdür. Çünkü Moskova'nın sert kışı yerini ılık bir ilkbahara bırakmaya başlar. Ayrıca 9 Mart'ta Mitya tek aşkı Katya ile birliktedir.


Katya, genç ve çekici bir kadındır. Elleri, ayakları, yüzü, saçları büyük bir itinayla yaratılmıştır; Mitya böyle düşünür.


İki gencin arasında heyecanlı bir aşk hikâyesi yaşanmaktadır. Birbirlerini görmek için her fırsatı değerlendirirler. Gelecekle ilgili planlar yaparlar. Lakin Katya bir süre sonra Mitya'dan uzaklaşmaya başlar. Genç kadının başka bir adamla ilişkisi olduğunu düşünür Mitya.


Her buluşmada kavga etmeye başlarlar. Kavgalar ve dargınlıklar, her gün biraz daha artar. Mitya, biraz zamana ihtiyaçları olduğunu düşünür. Ayrı şehirlerde kalıp ilişkilerine yeni bir başlangıç yapmak isterler. Genç adam, annesinin başka kentteki çiftliğine gider. Katya, Moskova'da kalır.


Mitya her gün mektup yazar güzel Katya'ya. Fakat Katya çok az cevap yazmaktadır. Mitya, sevdiği kadın uzakta iken yaşamdan keyif almaz. Sürekli postaneye gider. Her günü Katya'dan mektup bekleyerek geçer.


Mitya, Katya'yı çok özler. Genç kadından özür dilemek için Moskova'ya geri dönmeyi düşünür. Bazen, az mektup yazdığı için Katya'ya kızar. Böyle zamanlarda, başka kadınlara yaklaşmayı dener. Mitya, başka kadınlara dokunur ama onlara aşık olamaz. Mitya için aşkın adı Katya'dır.


Aylar geçer. Katya ayrılmak istediğini ve başka bir adama aşık olduğunu yazar mektuba. Küçük ayrılık oyunu, onları sonsuza kadar ayırmıştır... Mitya, mektubu okuyunca çılgın gibi davranmaya başlar. Ağlar, çiftlikteki eşyaları kırar, herkesle kavga eder.


Günler sonra Mitya, acılarına son vermek ister. Annesinin tüfeğiyle intihar eder.



18 Temmuz 2016 Pazartesi

Film önerisi: U.N.C.L.E.









Bir yaz akşamı için pek çok plan yapabilirsiniz. Belki de bu planların en sıkıcısı, evde kalmak olabilir. Sakın somurtmayın, size akşamı neşelendirecek bir film önerim var.


2009 ve 2011 yıllarında çektiği Sherlock Holmes filmleriyle popülerliğini arttıran Guy Ritchie yönetmen koltuğunda. Ritchie'yi Madonna'nın eski kocası olarak da tanımaktayız... Çılgın yönetmen, The Man from U.N.C.L.E. ile muhteşem bir işe imza attı. Komedi casus olarak nitelendirebileceğimiz film, heyecan, aşk, kahkaha ve macera vadediyor.


Başrolde, Napoleon Solo'yu canlandıran Henry Cavill var. Yakışıklı aktörün, Batman ve Superman: Adaletin Şafağı ve Çelik Adam adlı filmlerdeki "Superman" olduğunu hatırlatalım. Monte Kristo Kontu ve Stardust adlı filmlerdeki performansları ile de adından bahsettiren Cavill, bu filmde zeki, becerikli ve çekici bir CIA Ajanını canlandırıyor.


KGB Ajanını canlandıran Armie Hammer'ı Maskeli Süvari, The Social Network, J. Edgar ve Mirror Mirror'dan hatırlıyoruz. Güzel karısı Elizabeth Chambers ile mutlu bir evliliği olan Hammer, bu filmde de başarılı bir grafik çiziyor. Biraz saf görünen bu ajanı seveceksiniz.


Ve kadın. Olmazsa olmaz. Bir kadın olmazsa işin içinde, o iş tehlikeye girmeye değmez. Bu rol için Alicia Vikander tercih edilmiş. İsveçli oyuncu, yapımcı ve dansçı Vikander; 2016 Oscar Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülünü kazanmıştı The Danish Girl ile. Pek çok önemli ödüle de layık görülen Vikander, bu filmde biraz muzip biraz içten pazarlıklı.


İtalya'da çekilen filmin en etkileyici tarafı müzikleri. Daniel Pemberton adını gördüğümüz film müzikleri, coşkuyu ve eğlenceyi tetikliyor. Bayıldım.


Filmde iki sürpriz isme rastlıyoruz. Birincisi David Beckham. İkincisi, eski romantik komedilerin vazgeçilmez aktörü Hugh Grant. İkisi de filme farklı tatlar katmış.


Bir de son sahneden bahsetmeliyim. Filmin sonunu anlatıp heyecanı kaçırmayacağım, merak etmeyin... Sadece şunu söylemek istiyorum, filmin sonunda İstanbul var. Kapalı Çarşı, Türk kahvesi, İstanbul Boğazı,... Teşekkürler Guy Ritchie!


"Zayıf" Kingsman ve "Güçlü" Bond arasında bir yere koymak mümkün değil U.N.C.L.E.'ı. Bu film, kendine has tarzıyla "Yeni". İzleyin, pişman olmayacaksınız.



Aşk ne zaman biter?








Gerçekleri görmeye başladığın zaman


Aşk bitmiştir.



17 Temmuz 2016 Pazar

Aynı








Bazı şeyler hiç değişmedi.


Hep aynı kaldı.



Gece, yıldızlar ve yalnızlar









Herkes tanır onları. Siz de tanıyorsunuz.


Dünyanın her yerindeki herkes; gece, yıldızlar ve yalnızların iyi bir ekip olduğunu bilir.


Gece olunca kavuşur tüm yalnızlar sevgililerine. Hayâl bile olsa günün en özel anlarıdır onlar. Yalnızlar sarılır hasretle sevgiyle. Yıldızlar göz kırpar ümitlere.


Gece sırdaştır. En gizli sırlar, geceye saklanmıştır. Karanlığın yıldızlı gözleri vardır ama ağzı yoktur. Görür ama konuşmaz gece.


Yıldızlı gecelerde, aşk şarkıları söyler yalnızlar. Mutlulukla söylenmez o şarkılar. İlle de yaralayan bir şey vardır nağmelerde. Sabah oluncaya kadar, derinleştikçe derinleşir yalnızlık. Gün doğunca herkes kalabalıktır.


Gece, yıldızlar ve yalnızlar. Herkes tanır onları. Çünkü herkes biraz gece, biraz yıldız, biraz yalnızdır.



16 Temmuz 2016 Cumartesi

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!









Gece boyunca bombalar yağdı Ankara'nın üstüne.


Yüzlerce yaralının haberiyle yandı içimiz.


Sokak ortasında vuruldu şehitler.


Otuz tank Ankara'yı esir almaya çalıştı.


Elinde Türk Bayrağı ile halk durdu tankların karşısında.


Tankların gücü şehri teslim almaya yetmedi.


Gece boyunca bomba ve mermi sesleriyle korktu Ankaralılar.


Çocuklar ağladı, annelerin duaları semayı kapladı.


Sadece Ankara değil, tüm topraklarıyla Türkiye uyumadı.


Halk direndi, halk bayrağını bırakmadı.


Çatışmaların devam ettiğini duyuyoruz Ankara'daki dostlarımızdan, İstanbul'daki canlarımızdan.


Ümidimiz, dualarımız milletimizin gerçek askerleri ve gerçek polisleriyle beraber.


"Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın


Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın."



Yorumsuz







Uzun bir gece olacak.


Allah yardımcımız olsun.





15 Temmuz 2016 Cuma

Endişe









Onlara anlatmaya çalıştım.


Ben iyi voleybol oynayamıyorum, dedim.


Takımınıza beni almayın, dedim.


Benim yüzümden maçı kaybedersiniz, dedim.


Beni anlamadılar.


Dün öğleden sonra plajda voleybol oynamak için davet edildiğim yerdeydim. Akşamüstü olmasına rağmen hava çok sıcaktı. Kuma dokundukça ayaklarımız yandı.


Başlama düdüğü ile maç başladı. Bana güvenen insanları mahcup etmemek için tüm dikkatimi topladım. Topa vururken gücümü sonuna kadar kullandım. Lakin kısa süre sonra komik bir şeyi fark ettim. Takım arkadaşlarım benden daha kötü oynuyordu. O dakikadan itibaren rahatladım. Yenilirsek bunun tek sorumlusu ben olmayacaktım.


Kural ihlalleri ve komik görüntülerle dolu maçı kaybettik. Karşı takımın da çok iyi oynadığı söylenemezdi. Sıcak havadan mıdır nedir, herkes birbirine çarparak oynadı. Sıcak kumlara defalarca düştük.


Seyircimiz çoktu. Hangimizin eli topa değse alkışladılar. Şarkılar söylediler, tezahürat yaptılar. Bazen maçı unutup kendi kendilerine eğlendiklerini düşündüm... Amatör oyuncuların da profesyonel izleyicisi olmazdı herhalde.


Bitiş düdüğünü duyunca denize doğru koştuk. Seyirciler ve oyuncular, sıcaktan bunalmıştı. Hava kararana kadar sudan çıkmadık.


Denizden çıkarken güldüm kendime. Maçtaki en kötü oyuncu olacağımı sanmıştım ama neredeyse maçın yıldızı olacaktım. Boşuna endişelenmişim, takım benim yüzümden yenilecek diye.


Belki de boşuna endişeleniyoruz, henüz yaşamadığımız şeyler için. Kafamızda büyütüyoruz, küçük sorunları. "Asla olmaz" dediklerimiz "Çok kolay" oluyor bazen.


Hâlâ umut var. Henüz yaşam bitmedi.



14 Temmuz 2016 Perşembe

Ateşi sever tüm pervaneler









Aşkın yumuşak, naif, zarif bir duygu olduğunu düşünür pek çok insan. Öyle iyi kalplidir ki kimseye zarar vermez. Herkese huzur ve sevinç dağıtır. Çok vericidir, karşılık beklemez.


Gerçekten inanıyor musunuz bu ütopik cümlelere?


Mum ışığına aşık pervaneleri hatırlayın. Gecenin karanlığını bölen o ışığı gördükleri zaman nasıl da kanat çırparlar ateşe doğru. Bir an bile olsa yanında durabilmek için ışığın, yavaş yavaş ölmeyi göze alırlar.


Leyla'ya aşık olan Mecnun'u hatırlayın. Çöllerde kaybolan, işkencelere dayanan Mecnun'u. Leyla'nın şehrine gidince, Leyla'nın belki eli değmiştir diye, duvarları öpen adamı hatırlayın.


Kız Kulesi'ne kavuşamadığı için yüzyıllardır İstanbul Boğazı'na mahzun bakan Galata Kulesi'ni hatırlayın.


Bedeller ödenir, aşkın sevginin her çeşidi için. Aşkı kutsal ve değerli yapan da bedelleri öderken hiç şikayet etmeyişimizdir belki. Yanacağını bile bile, ateşe uçan pervaneden yoktur farkımız.


Ama


Her sevenin, sevgisine karşılık beklediğini de hatırlayın. Minicik de olsa bir işaret bekler herkes. Kaçamak bir bakış, dudağın kenarındaki küçük bir gülüş, iki kelimelik bir mesaj ile dünyanın tüm dertlerinin unutulduğunu unutmayın.



Bir yaz günü








Deniz kıyısında kitap okuyordum. Birden bire, Yıldız Hanım'ın sesini duymak istedim. Hemen telefonuma doğru uzandım ve birkaç saniye sonra Yıldız Hanım telefonun öbür ucundaydı. Ben "Nasılsın?" dedim, o hemen konum bilgilerimi verdi: "Sinem şu anda, deniz kıyısında güneşleniyorsun. Değil mi?" Bu soru karşısında gülmeye başladım. Cevap vermeye gerek yoktu, her zamanki gibi tahmini doğruydu.


Biraz sohbet ettik, durum değerlendirmesi yaptık... Üç ay önce, kilo sorunları olan bir arkadaşımla gitmiştik Yıldız Hanım'a. Güzel arkadaşım, yıllardır pek çok diyetisyenle çalıştı ama kilo veremedi. Duyduğu her zayıflama programına katıldı. Spor salonlarına kayıt yaptırdı. Tecrübelerden faydalandı ama istediği görüntüye ulaşamadı.


Yıldız Hanım'la yaptıkları çalışmada, elbette, bilinçaltına indiler. Güzel arkadaşımın neden kilo aldığını anlamaya çalıştılar. Sonrasında işler kolaylaştı. Başarılı seanslar ve diyetisyen eşliğinde, zayıfladı. Artık arkadaşım, üç ay önceki görüntüsünün yarısı kadar. Çok zayıfladı. Daha genç ve daha dinamik görünüyor. Sevgili Danışmanım Yıldız Hanım' la başarılı çalışmalarından dolayı gurur duyuyorum.


Konu döndü dolaştı, bana geldi. Bendeki değişimleri de yorumladık biraz. Ona müjde dolu haberler verdim. Sevindi, telefondaki sesi neşeliydi. Hayatımın ne kadar değiştiğini tahmin edemezsiniz. Anlatsam inanmazsınız. En iyisi anlatmamak.


Telefon muhabbeti bitince, iki genç yaklaştı bana doğru. Yarın öğleden sonra plaj voleybolu oynayacaklarmış. Takımlarda eksik oyuncular varmış. Beni de davet ettiler, yarınki voleybol maçına. "Çok kötü bir voleybol oyuncuyum. Benim yüzümden maçı kaybedersiniz. Servislerim berbat ve kural ihlali yapıyorum sık sık." Dedim ama ısrar ettiler. Berbat bir oyuncuya bile razı olduklarına göre, çok zor durumdalar herhalde, dedim kendi kendime.


Teklifi kabul ettim. Bugün öğleden sonra plaj voleybolu oynayacağım. Hadi hayırlısı!








13 Temmuz 2016 Çarşamba

Yalan kadınlar








Aşık olduğunu sandığın o kadın gerçek değil.


Sil kadının yüzündeki makyajı.


Tut çek takma kirpikleri.


Gerçeğe döndür saçlarını.


Bak, geriye hiç tanımadığın biri kaldı.


Boşuna üzme kendini.


Her kadın biraz yalandı.




Bir katile aşık olmak








Bazen, romanlardaki kötü karakterleri seviyorum. Kitabı okurken kötü karakterin bir gün iyi olacağını düşünüyorum. Satır satır büyütüyorum onu içimde. Bana bir işaret göndermesini bekliyorum. Çoğu zaman karakterle konuşuyorum. Sen bu kadar kötü biri değilsin, diyorum. Romanın sonuna kadar, umutla bekliyorum. Genellikle kötülerin içinden iyi şeyler çıkmıyor.


"İyi" karakterlerin sevilmeye layık olduğunu öğretmişler bize. Birini seveceksek romanda ya da gerçek yaşamda, ille de iyi kalpli birini seçmeliyiz. Bu seçim, bizim de "İyi" olduğumuzu gösterir. Toplum, böyle güzel davranışları onaylar... Toplum her şeyin doğrusunu mu bilir?


Birkaç yıl önce, bir gazete haberinde okumuştum. Dört kişiyi öldüren adamı tutuklamışlar. Mahkeme adama 24 yıl hapis cezası vermiş. Ölen insanların aileleri, verilen cezanın az olduğunu söylemiş. Elleri kelepçeli bir adam vardı, yazının üstünde.


Yazının altında da bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta ağlıyordu bir kadın. "Benim kocam iyi bir babadır, götürmeyin" dediğini yazmışlar kadının. Kadın kocasını, yani katili, o kadar çok seviyormuş ki perişan olmuş 24 yıl ayrılığı duyunca. Kendisine yöneltilen sorulara "Melek gibi bir adamdır. Bir anlık öfkeyle öldürdü onları. Aslında iyi kalplidir. Beni ve çocuklarımı üzmez, bizi çok sever. O içerideyken ben nasıl yaşarım?" diyerek cevap vermiş.


Bu adam iyi biri mi, kötü mü?
Toplumun gözünde adamın değeri nedir?
Ya kadın, doğru mu söylüyor yalan mı?
Çoğu zaman yalan olduğu söylenen aşk, gerçek mi?






12 Temmuz 2016 Salı

Kaptanın seyir defteri







Burada sakin bir hayatın içindeyim. Durgun sularda ağır ağır ilerleyen küçük sandalın yolcusu gibiyim. Her yerde sessizlik hakim.


Büyük şehirlerde her şey çok hızlı. Sabah yataktan fırlayarak kalkıyoruz ve gün boyunca tempo hiç düşmüyor. Gözümüz hep saatte. Akreple yelkovanın arasında yaşıyoruz. Kendimize ayırdığımızı sandığımız zamanlarda bile gözümüzü saatten ayıramıyoruz. Hayatımız iyi planlanmış bir diyet menüsü gibi. Her şeyden biraz var ama çok yok, öğün saatleri kaçırılmamalı.


Buraya gelirken saatimi, saatlerimi evde bıraktım. Gün boyunca, akrep ve yelkovanın nerede olduğuyla hiç ilgilenmiyorum. Zamansızlık kavramını çok seviyorum. Böylece her ânın tadını çıkarabiliyorum. Yetişmem gereken bir işim, boğuşmak zorunda olduğum kalabalık bir trafik ya da yapmak zorunda olduğum rutin şeyler yok. Sadece, yazı yayın saatlerinde telefonun alarmı çalıyor ve o zaman saatin kaç olduğunu anlıyorum.


Gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık aynı tadı bırakıyor damağımda. Midemi yormayan, içimi baymayan, hafif bir tatlı.


Büyük şehirlerde, her şeyi büyük büyük yaşamaya ne kadar çok alışmışım, alışmışız. Oysa hayatın tüm güzelliği gösterişten uzak, küçük ama özel tatlarda.



11 Temmuz 2016 Pazartesi

Srebrenica Soykırımı







Yugoslavya'nın çöküşünden sonra, 1992 yılında Sırplar, Bosna'da soykırım başlatır. Birleşmiş Milletler, zorunlu olarak bölgeye müdahale eder. Srebrenica, 6 güvenli bölgeden biri olarak seçilir. Şehir koruma altına alınır.


Savaştan önce nüfusu 24 bin civarında olan Srebrenica, diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin sınırına dayanır. Şehir açlık ve hastalıkla mücadele eden bir "Toplama Kampı"na dönüşür. Müslümanların elindeki silahlar, BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanır.


Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar, Sreprenica' ya yaptıkları saldırıları arttırır. Müslümanlar, silahlarını geri almak için bölge sorumlusu Hollanda Barış Gücü Komutanı Thom Karremans' tan yardım ister. Hollandalı komutan, Müslümanların silahlarını geri vermez. BM iki F16 ile kent üstünde uçuş yaparak yetinir.


Hollandalı Askerler bir gece yarısı, Bosna'daki BM (Birleşmiş Milletler) Barış Gücü Komutanı Hollandalı General Thom Karremans' tan aldıkları emirle şehri terk eder. Hollandalı General, savaştan kaçıp kendisine sığınan 25 bin mülteciyi Sırplar'a teslim eder. Daha sonra ele geçirilen video görüntülerinde, Sırp General Hollandalı Generale hediye vermektedir.


Yıllar sonra, Lahey Adalet Divanı, bir hafta süren katliamın bir soykırım olduğunu kabul etti. Ancak Sırbistan olaylardan sorumlu tutulmadı.


Srebrenica Soykırımı ile 312 bin kişi öldü. Ölenlerin 35 bini çocuktu. 50 bin kadına tecavüz edildi. 2 milyon kişi evini terk etti. 18 bin kişi hâlâ kayıp. Bosna'da içine birçok insanın gömüldüğü 300 toplu mezar bulundu. Boşnak Lider Aliya İzzetbegoviç duruşu ve fikirleriyle dünya tarihine imza attı.


İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük soykırım Avrupa'nın ortasında gerçekleşti. Medeni, barış yanlısı, insan hakları savunucusu, modern, demokrat Avrupalılar ve Dünyanın diğer Devletleri; Boşnak Halkına sırtını döndü.


Soykırım yapmakla suçlanan Türkiye Cumhuriyeti,
binlerce yıllık tarihi boyunca Türk Devletleri
asla ve asla
başka milletlerin insanlarına toplu mezar kazmadı.
Biz sadece savaştık, göğüs göğüse çarpıştık.
Hiçbir zaman Almanlar ve Sırplar hatta Amerikalılar kadar zalim olmadık.


11 Temmuz, büyük bir acının yıldönümü.
Kalplerimiz Boşnak kardeşlerimizin yarasıyla kanıyor.


"Biz ölüyoruz ama onlar da kazanmıyorlar."
Aliya İzzetbegoviç




Ronaldo'nun gözyaşları







Final maçının 25. dakikasında sakatlanan adamı gördünüz mü?


"En büyük hayâlim, Portekiz'in o kupayı alması" Diyen adamın sedye ile götürülüşünü izlediniz mi?


Hayatının maçında sahadan çıkmak zorunda kalan futbol oyuncusunun acısını hissettiniz mi?


Profesyonel kariyeri boyunca kendine çok iyi bakan ve çok az sakatlanan adamın talihsiz anlarına şahit oldunuz mu?


Ronaldo'nun gözyaşlarını gördünüz mü?


O damlalar gözlerinden değil, kalbinden akıyordu. Fark ettiniz mi?


Portekiz şampiyon oldu ve kupayı aldı ama Ronaldo'nun hayâlleri yarım kaldı. En çok oynamak istediği maçta, saha kenarında oturmak zorundaydı.


Bu ilk değildi.


Yaşlı dünya, milyonlarca defa insanların gözyaşlarına şahit oldu.


Çünkü


Hayâller hep yarım kaldı ya da hiç yaşanmadı.


Dünya tarihi hep kazananların yarım kalmış sevincini yazdı.


Çünkü


Hiçbir hayâl gerçeğe dönüşmedi.


İnsanlar hep kendini kandırdı.















10 Temmuz 2016 Pazar

Cem Adrian








Dün gece, deniz kıyısındaki düğünün tek şarkısıydı "Ben seni çok sevdim". Gelin ve damat, gece boyunca bu şarkıyı söyledi. Biz de onlara eşlik ettik. Düğün bitince denize atladık ve dilimizde hâlâ "Ben seni çok sevdim" vardı.


Şarkının sahibi Cem Adrian.


Müzisyen, şarkı sözü yazarı, yapımcı ve yazar Cem Adrian da benim gibi Edirneli. Gerçek adı Cem Filiz. Adrian sahne soyadını, doğduğu ve büyüdüğü Edirne şehrinin antik çağlardaki ismi olan Hadrianoupolis'ten esinlenerek almış.


Tek kişilik koro ve Dünyanın 8. Harikası olarak nitelendirilen Cem Adrian'ın ses telleri, normal bir insanın ses tellerinden 3 kat daha uzun. Bastan sopranoya kadar tüm sesleri çıkarabiliyor. 7 Oktavlık bir gırtlağa sahip. Ray Charles, Louis Armstrong, Elvis Presley gibi şarkı söyleyebiliyor. Pek çok müzik aletinin sesini çıkarabiliyor.


Bir gün Fazıl Say'a dinlemesi için bir CD verilir. Edirneli, 24 yaşında bir müzisyenin tanıtım amacıyla yaptığı bir kayıttır bu. Genç adam, yerel radyolarda DJ olarak çalışmış ve bir yıl önce de İstanbul'a taşınarak deneysel müzik çalışmalarına başlamıştır. O günlerde, Etiler'de bir kafede fal bakmaktadır... Fazıl Say, CD'yi dinleyince irkilir. O gece hiç uyuyamaz ve böyle bir sesi daha önce hiç duymadığını söyler. Kendi bestelerini ve bilindik şarkıları söyleyen genç adam, peş peşe bas, bariton, tenor, alto, soprano, koloratür soprano gibi sesleri çıkarabilmektedir... Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'ne Fazıl Say'ın özel isteğiyle kayıt edilir Cem Adrian. Bilkent Senfoni Orkestrası'nın Şefi İbrahim Yazıcı genç adamın sesini dinleyince, Cem Adrian için "Bin yılda bir gelir" der... Bilkent'te sahneye çıktıkları ilk akşam, Fazıl Say piyano çalar ve Cem Adrian "Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım" ı söylerken dinleyenleri büyüler...


"Cem Adrian ismini hafızanıza yazın. Yakında çok sık duyacaksınız." Diyerek bitirir Ada'sındaki yazısını Can Dündar. (28 Ekim 2004 / Milliyet Gazetesi)


onedio.com tarafından, Türkiye'deki en iyi canlı performansların sahibi olarak gösterilen Cem Adrian; hırslar ve şöhret tutkusu olmayan bir hayatta hüküm sürüyor. Yazdığı her cümlede, felsefi dokunuşlar ve hassas bir yürek barındıran Adrian, sakin bir yaşamı tercih ediyor. Canlı performanslarına devam ediyor ve her türlü abartıdan uzak duruyor. Sosyal olaylara duyarlı. Her zaman çok şık. Türkçe' yi duru ve doğru kullanıyor. Alternatif Rock, Caz, Blues, Akapella, New Wave gibi tarzlardaki başarılı yorumlarını Türkülerde de devam ettiriyor.


"Aramıza girmiş dağlar, denizler
Gelemem diyorum öf öf, sen gel diyorsun.
Kar yağmış yollara, örtülmüş izler
Bulamam diyorum öf öf...
Sen bul diyorsun" / Gel Diyorsun adlı bu türküye kattığı lezzet çok farklı.


Umay Umay, Suicide, Hayko Cepkin, Pamela Spence, Aylin Aslım, Şebnem Ferah ve Sagopa Kajmer gibi isimlerle düetleri olan Cem Adrian; tek başına koro olmanın kibrini taşımıyor.


"Şarkı söylemek için doğduğuma inanıyorum" diyen Cem Adrian'ı

seveni ve Arda Boylarının çocuğu olarak,
yürekten destekliyor ve alkışlıyorum.


Biz seni çok sevdik...