28 Eylül 2016 Çarşamba

Daisy'nin duası






Hemşire "Bir çocuğunuz doğdu." dediğinde sevinçten ağladım.


"Çocuğum kız mı, erkek mi?" Diye sordum.


"Kız!" Dedi hemşire, çok mutlu oldum. Kızımın bir aptal olması için dua ettim. Bu dünyada bir kızın başına gelebilecek en iyi şey, aptal olmak.





The Great Gatsby
Scott Fitzgerald




27 Eylül 2016 Salı

Sakla







Sakla sevgini


Sakla sevdiğini


Sakla parmaklarının ucundakini


Sakla fikrinin en sonundakini.


Saklamazsan


Görürler


Beğenirler


Severler


Ve onu senden alırlar.



26 Eylül 2016 Pazartesi

"Sen benim bir parçamsın..."








Haruki Murakami'nin "Sputnik Sevgilim" adlı romanını az önce bitirdim. 21. Yüzyıl Dünya Edebiyatının en iyilerinden biri olarak gösterilen Murakami, oldukça yalın bir dil kullanıyor eserlerinde. Pek çok ödüle layık görülen Japon yazarın kitapları, dünyanın birçok diline tercüme edildi.


Kitap satılan dükkanlarda rafları karıştırırken, elime aldığım kitapların arka kapağını okurum önce. Sonra ön kapağa bakarım, birçok okur gibi. "Sputnik Sevgilim"in arka kapağında etkileyici cümleler var:


"Sen benim bir parçamsın...


Ben aşık oldum. Şüphe yok. Buz soğuktur, gül kırmızı. Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. Ama artık dönüş yok. Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de."


Japonya'da başlayıp Yunanistan'da kilitlenen, büyüleyici bir aşkın hikâyesi anlatmış Murakami. Aşkı bir de onun penceresinden izlemek, keyifli bir yolculuk.


Dünyada gördüğü ilgiye rağmen, kendi ülkesinde çok eleştirilen bir yazar Haruki Murakami. Çok Amerikalı olmak ve Batıya özenmekle suçlanıyor. Romanlarını fazla "Özenti" bulanlar da var.


Bence, son dönem edebiyatın en iyilerinden biri olduğunu söylemek zor. Üslup yalın ama eserlerinde ünlü yazarların, ünlü müzisyenlerin, ünlü dünya şehirlerinin küçük tanımlarını yapıyor. Bu şekliyle romanlarının akışı biraz dikkat dağıtıcı. Ayrıca satırlar pek de gerekli olmayan ayrıntılarla dolu. Ve keşke, duygulara daha çok inebilseydi.


Yine de okunmalı Murakami kitapları. Hatta fırsat bulursanız, onun aynı adlı romanından uyarlanmış "İmkansızın Şarkısı" adlı filmi izleyin... Ayrıca, Murakami'nin Franz Kafka'dan çok etkilendiğini unutmayın.



25 Eylül 2016 Pazar

Uçurtmanın oyunu









Bazen kendimi ve her şeyi unutuyorum. Bir uçurtmanın peşinden koşuyorum. Neşeyle savruluyorum dört yana. Uçurtma kaçıyor, ben kuyruğundan yakalamaya çalışıyorum.


Çocukça bir coşku doluyor kalbime. Koşarken nereye bastığımı görmüyorum. Düşmek ya da yaralanmak ihtimali aklıma gelmiyor. Gözlerimi uçurtmadan ayırmıyorum.


Uçurtma kaçıyor, ben kovalıyorum. Uçurtma gökyüzünde yükseliyor, ben koşmaya devam ediyorum. Uçurtma bulutlara değiyor, ben yavaşlıyorum. Uçurtma benden çok uzaklara gidiyor ve ben duruyorum.


Uçurtmanın işi bu: Uzaklara gitmek. Gökyüzünde asılı kalması için yapıyorlar onu. Hiç yeryüzünde oynayan bir uçurtma olur mu?


O uçup gidince, ben hatırlıyorum kendimi ve her şeyi. Neşeli şarkılarım hüzünleniyor biraz. Koşarak gittiğim yoldan, yürüyerek geri dönüyorum.


Yine de kızmıyorum uçurtmaya, bulutları benden daha çok sevdiği için.



24 Eylül 2016 Cumartesi

Brad Pitt ve Angelina Jolie








Brad Pitt ve Angelina Jolie, başka bir kadın yüzünden boşanıyormuş. Siz buna inandınız mı? Aşk, üçüncü şahıslar tarafından bitirilebilir mi?


Çok doyduğunuzda, bir yudum daha yiyebilir misiniz?


Çok uykunuz geldiğinde, ayakta durabilir misiniz?


Tüm kalbinizle aşık olduğunuzda, başka birini görebilir misiniz?


Brad Pitt ve Angelina Jolie, ünlü insanlar olsalar da, onların da "İnsan" olduğunu unutmamak gerek. Aşk bu. Sonu bilinmez. Sonsuza kadar sürmesi istenir. Ama gerçekler çok acımasız olabilir. Hayâller yarım kalabilir.


Onlarınki de kırık bir aşk hikâyesine dönüştü. Başlarken ne kadar da mutluydular. Şimdi ayrılıyorlar ve tüm dünya bu konuda yorum yapıyor... Tüm dünya böyle zamanlarda aklını kaybediyor.


Açlık, terör, şiddet,... gibi başlıklar ikinci plana düştü. Hep beraber, Pitt ve Jolie boşanmasına odaklandık. Televizyonda, internette, gazetelerde hep onların haberleri var. Biz görmek istemesek de gözümüze sokuyorlar.


İki insan aşık oldu ve evlendi. Aynı iki insan, aşkı tüketti ve boşanıyor. Durum bu kadar basit. Boşanmaların üçüncü şahıslar ve dünyayla hiçbir ilgisi yok. Herkes kendi hayatına baksın.



23 Eylül 2016 Cuma

Yeni









Önce;


Bize umut verdiler, ellerini uzattılar, gözlerimize bakıp güldüler, hep yanımızda kalacaklarını söylediler, güzel resimler çizdiler. Bizi güldürdüler.


Sonra;


Umutlarımızı yaktılar, ellerimizi acıttılar, gözlerini de alıp kaçtılar. Hep yanımda kal- sadece bir şarkı adıydı. Resimlerin boyası soldu. Bizi öldürdüler.


Şimdi;


Her ölüm, yeni bir hayatın müjdesiydi. Yeni hayatımızı çok sevdik.




22 Eylül 2016 Perşembe

Uzun boylu insanlar








Uzun zaman önce, uzun boylu insanlar vardı. Boyları gerçekten uzun değildi belki. Ama bizim gözümüzde öyle değerli, öyle önemliydiler ki... Bu yüzden çok büyüklerdi.


Onlarla başlayan ve onlarla biten hayâllerimiz vardı. Onları sakladığımız geceler vardı. Dokunmaya kıyamadığımız umutlar vardı. Büyü bozulur korkusuyla, kimseyle paylaşmadığımız sırlar vardı.


Onların gölgesine dokunmak bile mutlu edebilirdi bizi. Hatta, onlara hiç yaklaşamasak da, bu dert değildi. Uzaktan sevilirdi uzun boylu insanlar. Bizim yakınımıza, onlar zaten gelmezdi.


Bir gün bir şey oldu ve gitti uzun boylu insanlar... Onlar bizi fark etmişler miydi?


Gittiler. Belki de biz gittik. Artık kimin ne yaptığının hiç önemi kalmadı. Uzun boylu sandığımız insanların, aslında bizimle aynı boyda olduğunu gördük. Rüyalarla hayâllerle kendimizi kandırdığımızı anladık. Nerde durmamız gerektiğini öğrendik.


Ve kimseden teselli istemedik.



21 Eylül 2016 Çarşamba

Başlangıç






Fırtınalı, yağmurlu bir geceden sonra güneşli bir sabaha uyandım.


Her gün olduğu gibi, bu sabah da her şey yeniden başladı.


Umutlarımı doldurdum ceplerime, aynadaki görüntümü selamladım, bir sıcak gülüş koydum yüzüme.


İyi bir başlangıçtan sonra, her şey kolaydı.


20 Eylül 2016 Salı

İyi bir fikir







"Yazmıyorsun eskisi gibi" Dedi arkadaşlarım.


"Yazamıyor musun?"


"Mola istiyorum." Dedim.


Belki biraz sıkıldım. Belki de kırgınım. Ya da...


Kızılderililer, büyük emekler vererek kumdan küçük heykeller yaparmış. Kumu bir hamur gibi şekillendirmek çok zormuş. Ama Kızılderililer zoru başarırmış. Sonra da rüzgarlı bir yere küçük heykelleri dizerlermiş. Küçük heykellerin rüzgara yenilişini izlerlermiş. Heykeller tamamen yok olduğunda, Kızılderililer mutlu olurmuş. Onlar için önemli olan şey "Yapabilmek"miş.


Neyi ne kadar yapabildiğimi bilmiyorum. Çünkü bunun bir ölçüsü yok. Yazmayı çok seviyorum ve her gün çalışmaya devam ediyorum. Ama artık sizinle daha az buluşuyorum. Günde iki yazı dönemi sanırım bitti.


Kendim için yeni planlarım var.


Ve bazen, ayrılık iyi bir fikir.



19 Eylül 2016 Pazartesi

Yatılı okulda ilk gün








Her yıl, okulların açıldığı ilk gün, yatılı okula giden öğrencileri düşünürüm.


Elinde kocaman valiziyle küçük bir çocuk görünür gözüme. Okulun kapısında bekler çocuk. Ne geri dönebilir ne de içeri girebilir. Aklı evinde, bedeni yeni okulunun kapısında. Okulların açıldığı her Eylül ayında, o çocuğun titrediğini hissederim.


Soğuk yatakhanedeki ilk gecede, çocuğun yastığına akıttığı gözyaşlarıyla ıslanırım. Annesine sarılır gibi, yorganına sarıldığını görürüm. Rüyalarının ortağı olurum. Küçük bir çocuk olur ruhum.


Ne Eylül'ü ne de sonbaharı severim... Buna karşın, sonbaharda, akciğerlerini yalnızlıkla dolduran çocukları özlerim. Onları çok severim.


Bugün okullar açıldı. Milyonlarca öğrenci, sabah erken saatte uyandı. Hepsi biraz üzgün, biraz kaygılıydı.


Ama hiçbiri öğrenci, yatılı okulun kapısında duran küçük çocuk kadar ağlamadı.



18 Eylül 2016 Pazar

Tarık Akan ve aşk









"Mavi Boncuk" Adlı filmin bir sahnesinde, ev halkı akşam yemeği yemektedir. Delikanlıların birkaç küçük şakasından sonra, Emel Sayın şarkı söylemeye başlar.


"Kapat gözlerini kimse görmesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Gözlerin kimseye ümit vermesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil."


Şarkının ikinci bölümünde, Tarık Akan ve Emel Sayın'ın bakışmaları yansır ekrana. Ev halkı bu bakışmaların anlamını bilmektedir.


"Seni öyle sevdim ölürcesine
Tanrının yazdığı şiircesine
İçimden geleni bilircesine
Yalnız benim için bak yeşil yeşil."


Bu topraklarda yaşayan herkes, bu filmi en az iki kere izlemiştir. Anlattığım sahneyi tüm izleyenler çok iyi bilir. Ama "Ölürcesine sevmek" ne demektir? Şarkıdaki anlamları kaç kişi fark etmiştir?


Tarık Akan, cuma günü aramızdan ayrıldı. Onun yeşil gözleri sonsuzlukla buluştu. Ölmeden önce bir itirafı vardı: "Gençlik filmlerimde, her zaman aşık delikanlıyı oynamıştım. Ama aşkı hiç tatmamıştım. Sonunda sırılsıklam aşık oldum. Önce aramızdaki elektriğe engel olmaya çalıştık. Aşık olduğum kadın çok direndi. Bunu kabul etmek istemedi. Ancak hiçbir şey aşkı durduramıyor." Tarık Akan'ın adını sır gibi sakladığı kadın Emel Sayın'dı.


Dün, Emel Sayın Twitter hesabından bir fotoğraf paylaştı ve altına şöyle yazdı: "Güle güle sevgili... TARIK" Fotoğrafta iki sevgili, Emel Sayın ve Tarık Akan yan yanaydı.


Bugün Tarık Akan'la ilgili bir şeyler yazmak istedim. Çünkü herkes gibi ben de üzgünüm. Onun ölümü, herkesi yaraladığı kadar beni de yaraladı. Fakat Tarık Akan'ı anlatırken, Cannes Film Festival'inde "Yol" filmiyle En İyi Erkek Oyuncu Ödülüne aday gösterilen ilk Türk olduğunu anlatmak istemedim. Aynı yıl, aynı yarışmada "Yol"un En İyi Film Ödülünü kazandığını anlatmak istemedim. "Aşık ve yakışıklı" Rollere, kendi isteğiyle son verdiğini anlat istemedim. Bu kararından sonra 7 film şirketi tarafından protesto edildiğini ve işsiz kaldığını anlatmak istemedim. Parasız ve işsiz geçen iki yılın ardından, ezilen insanları anlattığı filmlerle kariyerine devam ettiğini anlatmak istemedim. Altın Portakal Film Festivalinde 7 kere, En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazanan tek aktör olduğunu anlatmak istemedim. Hayatı boyunca, fikirlerini yüksek sesle savunduğunu anlatmak istemedim. Ne kadar cesur bir adam olduğunu anlatmak istemedim.


Anlatmak istediğim tek şey, onun gerçek aşkı bulmuş, mutlu bir adam olmasıydı.
Sanırım bunu anlatmayı başardım.


Huzurla kapat gözlerini Tarık Akan, seni kimse üzmesin.



17 Eylül 2016 Cumartesi

İçimdeki "Bazen"ler








Dört mevsim boyunca sakin kalan insanlara hayranım. Hep aynı ses tonuyla konuşan insanlara hayranım. Görevlerini her zaman eksiksiz yapan insanlara hayranım. Hiç telaşlanmayan ve olayların akışını sessizce izleyen insanlara hayranım. Kelimelerini tutabilen insanlara hayranım. Gözlerini durdurabilen insanlara hayranım.


Onlara hayranım çünkü ben onlar gibi değilim. Dört mevsim boyunca sakin kalamam. İçimde biraz şüphe olsa değişir fikirlerim. Aklım bir karışır, bir çözülür. Ya çok gülerim ya da çok küserim. Bazen çok telaşlıyım ve ayaklarım yetişemez hızıma. Bazen çok yavaşım, bu yavaşlık midemi bulandırsa da. Kelimelerimi tutamam. Çoğu zaman kendimi durduramam.


İçimde kaç "Bazen" var bilmiyorum. Bazen öyleyim bazen de şöyleyim. "Bazen"ler yüzünden bir gidip bir gelmekteyim.




İnanmak ve inandırmak






Anlattığımız şeyleri ispatlayamazsak, insanlar bize inanmaz.


Gerçekleri yalanların arkasına saklarsak, insanlar bize inanmaz.


Sürekli yalan söylersek, insanlar bize inanmaz.


Bize inanmadıkları için onları suçlayamayız.


Bize inanmayanlar, bizden uzaklaşır.


Bunun için de onları suçlayamayız.



16 Eylül 2016 Cuma

15 Eylül 2016 Perşembe

13 Eylül 2016 Salı

Düşler ülkesi






İlkbahar bitti.


Yaz bitti.


Düşler ülkesinin kapısını kilitledim.


Evime dönüyorum.



12 Eylül 2016 Pazartesi

"Git ve geri gelme!"










Her zaman aynı şey oluyor.


"Tamam bitti." Diyorum kendime.


"O kadar çok kırıldı ki kalbim, artık kırılacak bir yer kalmadı içimde."


O günden sonra hiç üzülmeyeceğimi sanıyorum.


"Bitti, gitti, üzgünüm ve bu asla tekrarlanmayacak."


Ama, her şey sürekli tekrarlanıyor.


Kalbim yine kırılıyor.


Kalbim paramparça oluyor.


Kalbim bana küsüyor.


"Git!" Diyorum düşmana.


"Git ve geri gelme!"


Düşman gülmeye devam diyor.



9 Eylül 2016 Cuma

Charles Bukowski ve Kediler





Kediniz var mı?


Bir kedi, dünya yıkılsa da süt için mırlamaya devam eder.


Kedi, başka kedilerin ne düşündüğünü önemsemez.


Eğer ölürseniz, acıktığı zaman kediniz sizi yer.


Çünkü kediler özgürdür.


Çünkü kediler "Kendi" gibidir.


Charles Bukowski




8 Eylül 2016 Perşembe

Yaz saati









Bu sabah, Resmi Gazete'de yayınlanan habere göre yaz mevsimi hiç bitmeyecek. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, artık sadece yaz saati uygulamasını kullanacak. Ekim ayında başlayan kış saati uygulamasına hiçbir zaman geçilmeyecek.


Muhteşem! Son günlerde duyduğum en iyi haber bu. Mevsimler elbette değişecek. Fakat her zaman yaz saatini kullanıyor olmak, yüzümde bir tebessüm bırakacak. Her mevsimde şezlong keyfi, her mevsimde güneş banyosu olarak algılayacağım bu kararı.


Tüm dünya, saatini kış için ayarlarken, biz hep yazda kalacağız. Bu karar kimin fikri ise kendisini tebrik ediyor ve muhteşem fikirlerinin devamını diliyorum.


Bunu kutlamalıyım... Güneş gözlüğü, şapka, kremler, deniz gözlüğü ve paletler. Denize gidiyorum. Biraz güneşlenmek ve yüzmek için. İşte en güzel yaz saati kutlaması.






7 Eylül 2016 Çarşamba

Mutlu kalpler







Mutluyum.


Mutlu musunuz?


Mutluluk kaç gün devam eder?


Ya sonra?



Birkaç sır








Gecede küçük bir esinti olmazsa yazamıyorum.


Nefes alamazsam duygulara dokunamıyorum.


Mutluluğu kaybedersem onu bir süre bulamıyorum.


Uyuyamazsam uyanamıyorum.


Karanlık sokaklarda kaybolmazsam, güneşin değerini anlayamıyorum.















6 Eylül 2016 Salı

Bebeğin ilk adımları









Bir bebeğin ilk adımlarını gördünüz mü hiç?


Çoğu zaman, bir adımı bile tamamlayamadan düşerler. Ağlarken gözleri hep annelerini arar, en güvendikleri insanı. Güven veren bakışlardan güç alarak tekrar ayağa kalkmaya çalışırlar. Yerde yuvarlanırlar, tutunacak bir şey ararlar.


Anne, tek inandığı insandır bebeğin. Gözleriyle, sesiyle, elleriyle, kokusuyla, kalbiyle destek olur bebeğe. Minik insan biraz cesaretlenince tekrar ayağa kalkar ve bir adım daha ilerlemeye çalışır.


Tüm bebekler düşerek, ağlayarak büyür.


Tüm bebekler kendine değil, annesine güvenir.



Umutsuz sonbahar








Her yerde sonbaharla ilgili reklamlar ya da cümleler görüyorum. İnsanlar ne kadar çok seviyor hüznü ve ayrılığı.


Geçen gün, birkaç film tavsiyesi okudum. Ya da okumaya çalıştım. Eylül ayında izlenmesi gereken film adları ve filmlerle ilgili kısa notlar vardı web sayfasında. Tüm filmler hüzün kokuyordu. Burnum bu kokudan hoşlanmadı.


Kış mevsiminin en soğuk günleri bile eğlenceli. Kar ve kar oyunları, eğlencenin dozunu arttırıyor. En azından ne yapmak gerektiğini biliyoruz. Kalın giysiler, sıcak bitki çayları, üşüyen kulaklar için şapkalar,...


Ama sonbahar için bir reçetemiz yok. Çünkü sonbahar arada kalmış bir mevsim. Bu yüzden sevmiyorum galiba onu. Biraz yaza benziyor, biraz kışa. Kendine benzeyemiyor. Arada kalmış, sıkışmış, kimliksiz.


Umutsuz ve kederli sonbahar, biliyor musun? Bazı insanlar çok seviyor, senin bu kimliksiz halini.



5 Eylül 2016 Pazartesi

Entrika ve diğer meziyetler








Mutlu insanların "Hiç mutlu olmadım" demesi, büyük düzenbazlık.


Sevdiği kadın için "Eski bir hata" diyen adamlar, dolandırıcı.


Sürekli yalan söyleyenler, entrikacı.


Onlara inananlar, masum.






Yolun sonu








Düşünmek ya da plan yapmak faydasız. Hatta zaman kaybı. Tüm yollar, gitmesi gereken yere doğru gidiyor. Kürekler akıntıya yeniliyor.


Başka yollar ya da başka fikirler, bir süre dahice görünüyor. Lakin her şeyin sonu, bir yere vardığında durum anlaşılıyor.


Yaşanması gereken her şey yaşanıyor. Kaçacak yer yok. Tanışılması gereken herkesle tanışılıyor. Saklanacak yer yok.


İstemek ya da istememek söz konusu bile değil. Herkes, her şeye alışıyor. Yürekler soğuyor ya da ısınıyor.


Her yaşayışta bir düzen var. Kötüden iyiye doğru bir yolculuk var. Yüzler somurtsa da insanlar yolculuktan bunalsa da... Her şeyde bir süreklilik var.


Ve yolun sonunda, çoktan hak edilmiş bir mutluluk var.



4 Eylül 2016 Pazar

Ahmet Kutsi Tecer ve "Nerdesin?"








Ünlü şair, oyun yazarı, öğretmen ve siyasetçi Ahmet Kutsi Tecer'in doğum günü, bugün. Kudüs doğumlu usta şair, yaşıyor olsaydı 115. yaşını kutlayacaktı. Asıl adı Ahmet olan şaire, doğduğu şehir sebebiyle "Kutsi" denmiştir.


Halk kültürü alanındaki çalışmalarıyla tanınır. Karacaoğlan ve Yunus Emre'nin hayatına ışık tutmuştur. "Orada bir köy var uzakta" adlı şiiri Münir Ceyhan tarafından bestelenmiş ve okul şarkısına dönüşmüştür. Tecer bu şiiri, babasının memleketi olan Apçağa Köyü (Erzincan) için yazmıştır.


Tiyatro eserlerinde, batı tekniğini kullanarak yerli hikâyeler anlatmıştır. Şiirlerini yalın bir dille yazmış ve aşk, ölüm, doğa gibi konuları işlemiştir. Ulusal nazım birimi olan dörtlüğü kullanmış ve heceyi yeni ölçülerle denemiştir.


Ahmet Kutsi Tecer'in en sevilen şiirlerinden biri "Nerdesin?"dir.


Geceleyin bir ses böler uykumu.
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşığıyım beni çağıran sesin.


...


Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana, "Gel" desin.



Seyirci






Onlar benim hayâllerim.


Siz sadece izleyicisiniz.


Sizin hayâlleriniz farklı.


Ben sadece izleyiciyim.



3 Eylül 2016 Cumartesi

Herkes için ihtimaller







Herkes gerçekleri bilmek ister ama gerçekler her zaman gizlidir.


Herkes aşk ister ama aşkın sadakat istediği unutulur.


Herkes en güzele sahip olmak ister ama gülün dikenleri vardır.


Herkes cenneti ister ama önce ölmek gerekir.


Herkes huzurlu bir uyku ister ama hak etmeyen kalpte huzur yoktur.




Çok geç









Gün çoktan başladı.


Rüya görmek için çok geç.





2 Eylül 2016 Cuma

Tina Turner









Artık 73 yaşında olan Tina Turner'in sesindeki isyanı seviyorum.


Gülen yüzünün altına sakladığı hüznü seviyorum.


İlk kocasının her türlü zorbalığına rağmen, küllerinden doğan o "İdol"ü seviyorum.


Tina Turner şarkılarındaki güçlü kadını seviyorum.


Hayatın her türlü engelini atlamayı başaran o çılgını seviyorum.


Kendi yazdığı otobiyografisinde, her şeyi anlatma cesareti gösteren o yüreği seviyorum.


Onu "Moda İkonu" yapan Tina Turner tarzını seviyorum.


Tina Turner adını duyunca, coşkuyla "You're Simply The Best!" diyorum.



Lady Diana ve yalnızlık









Lady Diana'yı ölüme götüren yolda yalnızlık vardı.


Kraliyet ailesinin gelini olmak, sarayda yaşamak, bir prensle evli olmak, dünyanın en sevilen insanlarından biri olmak, güzel olmak, şık olmak, çok zengin olmak hatta anne olmak bile Diana'yı yalnızlıktan kurtaramadı.


Mısırlı işadamı Dodi Muhammed el Fayed'le mutlu olduğu belliydi, bu hiç söylenmemiş olsa da. Ölmeden kısa bir süre önce, Müslüman olduğu haberleri yayıldı kulaktan kulağa. Prensten boşanacaktı, eğer ölmeseydi.


Ölümünde pek çok şaibe var. Belki yaşamında da şaibe var. Lakin, adının başına "Lady" yazsanız da, hiç şaibesiz, Diana'nın da sevgiye aç bir kalbi var... Vardı.


Bu gece gökyüzüne bakınca Lady Diana'yı görüyorum. Onu çok seven bir hayranı değilim, hiç olmadım. Onun yaşamını ve ölümünü, uzaktan ve sessizce izleyenlerden biriyim. Fakat, öyle sanıyorum ki bu gece, Lady Diana'nın anlatmak istediği şeyler var.



1 Eylül 2016 Perşembe

Eylül









Bunu söylemekten hiç hoşlanmıyorum ama: Sonbaharın ilk günü.


Aslında Eylül ayı biraz yaz mevsimine benziyor. Daha bir süre sıcak günler ve deniz sezonu devam eder. Ama Ekim ve Kasım'da doğadaki değişimler kaçınılmaz olur. Büyük bir ihtimalle, psikolojimiz de dökülen yapraklara uyum sağlar. O günleri düşünmek bile içimi sıkıyor.


Sıkıntılı düşüncelerden uzaklaşalım... Bugün birkaç arkadaşımla görüştüm. "Bütün yaz şezlongda yattın kalk artık!" Dediler. Canım arkadaşlarımı çok çok çok özledim. "Biraz daha güneşlenirsen Afrikalılara benzeyeceksin." Çok güldüm. Bir Afrikalı kadar esmer olmak, fena fikir değil aslında.


Sonbaharı unutursak, benim için çok keyifli bir gün bugün. Bu akşam yaza veda partisine gideceğim. Arkadaşlarım tertipledi ve partinin tam adı "Yaza veda, Sonbahara merhaba". Ama ben sonbaharla ilgili kısmı telaffuz etmiyorum.


Gecenin sonunda, elbette, giysilerimizle denize atlayacağız. Bunu çok seviyorum. Bugüne kadar böyle bir şey denemediyseniz, çok büyük bir eğlenceyi kaçırdığınızı hatırlatmak istiyorum.



Ruh eşi









İnsanlar çift yaratılırmış.


Bir elmanın iki yarısı kadar benzerlermiş birbirlerine.


Sanki, aynı beyin tarafından yönetilir ve aynı kalple bağlanırlarmış hayata.


Biri giderse diğeri de gitmek istermiş.


Biri ağlarsa diğeri gülemezmiş.


Allah düğümlermiş çift yarattığı insanların ruhlarını.


Kimse düğümü çözemezmiş.



31 Ağustos 2016 Çarşamba

Turgenyev ve evlilik








Mutsuz bir evlilik, yeteneklerini geliştirmene yardım edebilir. Ama mutlu bir evlilik, hiçbir işe yaramaz.



İvan Turgenyev






Gölgeler








Gölgeler geçiyor aklımdan.


Gölgeler; belli belirsiz şekiller, duyamadığım konuşmalar.


Onlar benim anılarım mı?


Çok uzaktalar.


Anıların sadece gölgelerini görebiliyorum.


Kendileri yoklar.



30 Ağustos 2016 Salı

Dostumuz Russell Crowe









Russell Crowe, Daily Mail'e verdiği röportajda "Cehennem yükselten günler ve geceler bitti. Artık 52 yaşındayım. Ben büyüdüm ve tüm yollar boyunca aile adamıyım." Dedi. Bu itiraftan sonra Daily Mail "Hollywood'taki  kızgın adam evcilleşti." şeklinde yorum yaptı.


Milyarder iş adamı tarafından kurulan Avustralyalı insan hakları grubunu destekleyen Russell Crowe, bir açıklama yaptı. Köleliğe karşı olduklarını, insanlara ekmek ve yiyecek yardımı yapmak yerine, onları özgürleştirmek gerektiğini söyledi.


Fethiye'de başladığı tatile İstanbul'da devam eden Russell Crowe, Twitter hesabından bir salyangoz resmi yayınladı ve "Bu salyangoz, İstanbul trafiğinden daha hızlı ilerliyor." yazdı.


"The Water Diviner" adlı filmde ilk defa yönetmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı esnasında Gelibolu'ya giden oğullarını aramak için Çanakkale'ye gelen, Avustralyalı bir adamın yolculuğunu anlattı. Filmde Türk oyuncular Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz da rol aldı.


Avustralya'daki Seven Network kanalının sunucusu Mike Willesee'in sorularını cevaplayan Russell Crowe, "The Water Diviner" için şöyle dedi: "Bence, 100 yılın ardından, bu mitolojiye açıklık getirmenin zamanı geldi. Bence, başkalarının söylemeyi engellemeye çalıştığı bu hikâyeyi anlatacak kadar olgun bir ulus olmalıyız. Biliyorsunuz. Çünkü biz, bağımsız bir ulusu işgal ettik. Ve bu öfkeli kelimeyi hiç kullanmadık." Mike Willesse'nin "Daha önce bunun söylendiğini hiç duymadım" şeklindeki müdahalesine, ünlü aktör: "Konuşmak istediğin şey kahramanlıklar. Benim için daha önemli olan konu harcanan hayatlar. Biliyorsun, bu mitolojinin kutlanmaması gereken yerlerini, kutlamamalıyız."


Aslen Yeni Zelandalı olan ama kendini Avustralyalı olarak gören Russell Crowe'un açıklamaları, Avustralya'da ve Yeni Zelanda'da dikkat çekti. Gerçekleri saptırdığı, haddini aştığı şeklinde yorumlar yapıldı.


Oysa, biz Türk Milleti, yüzyıl sonra, bize elini uzatma cesareti gösteren Russell Crowe'a bir kere daha hayran olduk. Onun cesur ve adaletli kalbini sevdik. Gladyatör ruhunu tanıdık. Gerçeklere gösterdiği saygıyı alkışladık.


Bugün, büyük bir zaferin yıldönümünde, değerli dostumuzu bir kere daha özledik.





Zafer kimindir?








Bugün Zafer Bayramı.


Büyük ve zor bir savaşın sonunda kazanılan galibiyeti kutluyoruz.


Ölüme koşarak giden tüm şehitlerimizi, saygıyla anıyoruz.


"Zafer, zafer benimdir diyebilenindir."


Mustafa Kemal Atatürk










29 Ağustos 2016 Pazartesi

"My Immortal"








Son günlerde, tuhaf bir tesadüf oluyor.


Üç gün önce arkadaşlarımla akşam yemeğinde buluştum. Gittiğimiz restoran, deniz kıyısında küçük ve sıcak bir yerdi. İyi müzik yapan bir grup vardı orada. Grup özellikle bir şarkıyı çok iyi yorumladı, etkilendim.


Ertesi gün marketteydim. Alışverişi tamamladım. Elimde birkaç poşetle marketin kapısından çıkarken aynı şarkıyı duydum. Otoparktaki bir arabadan geliyordu ses... Gülümsedim ve yürümeye devam ettim.


Bu sabah, aynı şarkının videosu geldi mail adresime. "Şarkı eskidi ama yine de onu seviyorum" yazmış bir arkadaşım.


Gülümsedim ve şarkının hikâyesini merak ettim.


Eski Evanescence gitaristi Ben Moody'e göre "My Immortal" çok özel sırlar barındırıyor. Öldükten sonra bile yanınızda kalan bir ruh hakkında yazılmış bu şarkı. İsteseniz de gitmeyen ve sizi sevmekten hiç vazgeçmeyen birini anlatıyormuş. Ben Moody "Fallen" albümünde, bu şarkıyı dedesine ithaf etmiş.


Burada, çocukça korkularım tarafından bastırılmış halde olmaktan çok yoruldum.

Ve eğer gitmek zorundaysan

Hemen gitmeni dilerim.

Çünkü varlığın hâlâ burada oyalanıyor

Ve beni yalnız bırakmayacak.

Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor.

Bu acı fazla gerçek.

Zamanın silemediği çok fazla şey var.





Tüm tavşanlar








"Tüm tavşanların peşinden koşan, hiçbirini yakalayamaz."


İnternetin hızla yaygınlaşması, çapkınların dünyasında heyecan uyandırdı. Eskiden yakın çevrelerindeki güzellerle ya da yakışıklılarla ilgileniyorlardı. Artık dünyanın öbür ucundaki insanlara bile olta atmaya başladılar.


Sosyal ağlardaki fotoğraflar, çapkınların başını fır fır döndürdü. Fotoğrafların sahiplerini takip etmek yetmedi. Açıktan ya da gizlice onlarla tanışmaya çalıştılar. Başarılı olduklarında, daha çok hırslandılar. Tavşanlar ne kadar çoksa heyecan da o kadar arttı.


İnternet üstünden büyük  bir av partisi başladı. Kasap dükkanındaki etlerden farksızdı takip edilen sayfalar. İnsanlar onurlarını ve ahlâk duygularını tamamen yitirdi. Tavşanlar ve avcılar, bıkmadan aynı oyunu oynadı.


Pek az insan, ahlâksız oyunların dışında kalmayı başardı.






28 Ağustos 2016 Pazar

Her şey yolunda







Deniz,


Kum,


Güneş.


Mutlu,


Çok mutlu bir pazar günü.



10 ünlü yazarın 10 ünlü son sözü









"Allah razı olsun, Allah kahretsin!" James Thurber


"Allah beni affedecektir. Onun işi bu." Heinrich Heine


"İyileşiyorum." D. H. Lawrence


"Kara bir ışık görmekteyim." Victor Hugo


"Ya şu duvar kağıdı gider ya ben giderim." Oscar Wilde


"Beni anlayabilen tek kişi var mı?" James Joyce


"Herkes ölecek, ama bana bir istisna yapılacağını sanıyordum. Şimdi ne olacak?" William Saroyan


"Ölüm buysa, pek bir şeye benzemezmiş." Lytton Strachey


"Şampanya içmeyeli uzun zaman olmuştu." Anton Çehov


"İyi geceler sevgilim. Yarın yine görüşeceğiz. Ölüm, beni senden ayıramaz." Noel Coward




27 Ağustos 2016 Cumartesi

Ölü








Duygular canlıdır.


Bu yüzden bir gün ölürler.








Günaydın









Yastığınızla vedalaşın çünkü çok güzel bir gün başladı.


Hadi, uyanın ki


Mutluluk sizi bulsun.


Rüyalarınız size dokunsun.


Bir kelebek size şans getirsin.


Umudunuz hiç tükenmesin.


Kötü olan her şey sizden uzak dursun.


Güzel şarkılar kulaklarınıza dolsun.


Aşkların en güzeli sizin olsun.



26 Ağustos 2016 Cuma

İçimizdeki keşkeler








Yaz mevsimi gitmek için hazırlanıyor.


Üzülüyorum.


Yaz boyunca, bütün gün ve neredeyse bütün gece dışarıdaydım.


Artık eve hapsolmak zamanı yaklaşıyor.


İş ve ev.


Yorgun omuzlar ve paltolar.


Düşündükçe boğuluyorum.


Keşke, her zaman sevdiğim mevsimlerde kalabilseydim.


Keşke, her zaman sevdiğim işleri yapabilseydim.


Keşke, her zaman sevdiğim insanlarla yaşayabilseydim.


Keşke sevgim her şeyi değiştirmeye yetseydi.




"Hiç"







Biri kız diğeri erkek. İki genç kavga ediyor, kalabalık bir yerde.


"Beni asla terk edemezsin!" Diye bağırıyor kız, gecede çınlayan sesiyle. Erkek gülüyor: "Seni çoktan terk ettim. Bunu bir tek sen fark etmedin!"


Sırlar saçılıyor etrafa. İnsanlar film izler gibi izliyor onları. Herkes kendi yanlışlarını unutuyor böyle anlarda. Başkalarının yanlışları bedava.


Kavga büyüyor her dakika. Onları durdurmaya çalışan kimse yok. O kadar sinirliler ki bu korkutuyor belki etraftakileri.


"Seni hiç sevmedim!" Tekrar ve tekrar bağırıyor erkek. Ağlıyor kız: "Sevdin! Sadece beni sevdin!!!" Ne yaşamışlar böyle... Nasıl gelmişler bu hale... Erkek doğru mu söylüyor... Kız, gitmek isteyen bir adama neden sarılıyor... Bu gerçek aşk mı... Ya da yaşananlar bir yalan mı...


Aklım karışıyor. Buradan uzaklaşmak ve gördüklerimi unutmak istiyorum. Çünkü ben bazı şeyleri hiç anlamıyorum.






25 Ağustos 2016 Perşembe

Dönüşüm








Suyun altını seviyorsanız, suyun üstü pek eğlendirmez sizi.


Bir roman kahramanına benziyorsanız, sokaktaki sıradan insanlar gibi hissedemezsiniz.


Kalbinizin sesini duyabiliyorsanız, başka seslere sağır olur kulaklarınız.


Bir çocuğun kalbine sahipseniz, büyük insanların dünyası çekmez ilginizi.


Kocaman adımlarla yürüyecek cesaretiniz varsa, küçük adımlarla vakit kaybetmek istemezsiniz.


Sizi heyecanlandıran bir şey bulduğunuzda, başka şeyleri unutur gözleriniz.



Hayâller ve sivrisinek







Küçük bir sivrisinek her şeyi değiştirdi.


O kadar küçüktü ki göremedim onu.


Ama canımı acıttı, kanımı içti, kolumu kaşındırdı.


Küçük bir ayrıntı affedebilir mi?


Her şey eskisi gibi olur mu?




24 Ağustos 2016 Çarşamba

Sahildeki insan manzaraları








Hava rüzgarlı. Deniz dalgalı. Ama deniz suyu sıcaklığı muhteşem.


Biraz uzağımda güneşlenen iki genç kız, sağlıklı bronzlaşmaktan bahsediyor. Onları duyduğumu fark etmesinler diye bilgisayarıma bakarak gülüyorum. "Sağlıklı bronzlaşmak" ne büyük hayâl! Öyle bir şey yok ki... Güneşle her buluşma tehlikeli. Yakıcı.


Kıyıya yakın bir yerde yüzen iki tatlı ihtiyar var. Sanırım evliler. Onların yaptığına yüzmek denemez galiba. Daha çok birbirlerine sarılarak, dalgalarla boğuşmaya çalışıyorlar. Belki de ömürleri boyunca hep böyle yaşadılar.


Kumda oynayan ve denizde eğlenen çocukların sesi kaplıyor her yeri. Çocuklar... Onlar ömür törpüsü gibi. Sabrımızı ve tüm değerlerimizi sınıyorlar. Fakat o kadar büyük ki kalplerimizdeki yerleri. Belki de bu yüzden yaptıkları hiçbir şey kötü görünmüyor gözümüze.


Sahilde yürüyen sevgililer var. Birbirlerine iyice yaklaşmışlar. Sanki burada onlardan başka kimse yok gibi. Kumda değil bulutların üstünde yürüyorlar.


Yüzen, güneşlenen, tavla oynayan, telefonla konuşan, yanındakiyle sohbet eden birçok insan var burada. Herkes kendi dünyasında ve kendince yaşıyor. Dünyalar birbiriyle çarpışmıyor.


Lakin, sahilde birkaç delikanlı var ki onların dünyası güzel kadınlara çarpmaya çalışıyor. Dikkat çekmek için sahilde koşuyorlar. Denize atlayıp köpükler çıkararak yüzüyorlar. Denizden çıkarken çapkın bakışlarla etrafı gözlüyorlar. Elleriyle saçlarını düzeltirken gizli mesajlar gönderiyorlar. Bence bu sahilin en komik tipleri onlar. Onlar olmasa eğlenecek bir şey bulamazdık.


Sıradan bir yaz günü...


Ömür boyunca birlikte








Bu gece misafirlerimiz vardı. Kuzenim, eşi ve üç oğluyla beraber geldi. Çocuklar bahçede koşarken biz derin bir sohbete daldık.


Kuzenim benden sadece üç ay büyük. Doğduğumuz günden beri birlikte olduğumuzu söyleyebiliriz. Beraber büyüdük. Aynı sokakta koştuk. Aynı bahçelerde top kovaladık. Düştük. Kalktık. Aynı okula gittik. Ödev yapmayı unuttuk. Ama hep mutluyduk.


Büyüdük. Büyürken birbirimizi kaybetmedik. Yıllar ve uzun uzun yollar, bizim kardeş duygularımızı yıpratamadı. Düğünlerimizde ve cenazelerde beraberdik. Beraber gülüp ağlamaya, hayatımız boyunca devam ettik.


Artık eşlerimiz ve çocuklarımız da var yanımızda. Kocaman ailemizi, onların sevgileriyle daha da genişlettik. Çocukken kurduğumuz hayâller, onlarla gerçek oldu.


Bu gece hüzün ve sevinç birbirine karıştı yine. Zaten onları ayırmak mümkün değil. Hüznün olduğu yerde, sevinç de var. Sevinç varsa, arkadan gelen hüzün de var.


Herkes uyudu, her zamanki gibi... Gece ve yıldızlar bana kaldı. Geceyi bölen duygular bana kaldı. Anıların tatlı selâmı bana kaldı.


Gece nöbeti bana kaldı.



23 Ağustos 2016 Salı

Cesur Bay: Robert De Niro








Robert De Niro, 2014 yılında Bodrum Marina'da bir restoran açtı. Ünlü aktör, 30 yıllık arkadaşı Japon ortağı Nobu Matsuhisa ile birlikte, 28 ülkede faaliyette olan Nobu Restoranlar zincirinin 33. şubesini açmış oldu. Ayrıca İstanbul'da bir otel işletmek istediklerini söyleyen ortaklar, Bodrum'a bir renk daha kattı.



"İsrail kuduz köpek, sahibi Amerika." "İsrail'e neden kızıyorsunuz?" İki sert cümlenin sahibi olarak gösterilen Robert De Niro, bu konuda açıklama yapmadı.


"Taxi Driver" ile hayatının değiştiğini söyledi Jodie Foster.  "Robert De Niro, bana oyunculuğun aptal işi olmadığını öğretti. Oyuncu olmak ezberlemek değil." Dedi.


"Martin Scorsese, benden iyi bir şey yapmamı isterse, ilgimi çekmediyse bile, bunu ciddi şekilde değerlendiririm." Diyen De Niro, sevgili dostu "Marty" ile çalışmayı çok sevdiğini söyledi.


"İkiz çocuklarım var ve onlarla hayatı yeniden öğreniyorum."


"Cesur ol ama pervasız olma."


"Marlon (Brando) ne yaparsa yapsın, her zaman ilginç biriydi. Onunla "Baba" performanslarımızı hiç konuşmadık. Ne diyecektik ki zaten? Birbirimizi çok iyi tanıyorduk. Onu taklit ettim."


"Okumak istediğim bütün kitapları okuyamaycağım."


"İtalya değişmiş olabilir ama Roma aynı Roma."


"Söyleyenler bilmez. Bilenler söylemez. Bu asla değişmez."


"Oturduğunuz koltuk doğruysa rahat edersiniz."


"10 yıl gerisi, yalnızca birkaç yıl öncesi gibi görünür."


"Eğer gitmezsen asla öğrenemezsin. Çocuklarıma da bunu söylüyorum."


"Francis (Francis Ford Copolla)'e her zaman borçlu kalacağım."


"Oyuncu seçimlerine giden aktöre, hep şunu söylerim: İçgüdülerinizin size söylediğini yapmaktan korkmayın. Rolü alamayabilirsiniz. Ama insanların dikkatini çekersiniz."


"Sinemaya giderim. Kimse beni rahatsız etmez. Kimse beni tanımaz. Taktiklerim var."


"Şimdi şimdidir. Sonra da sonra. Gelecek gelecek olacaktır. En güzel zaman şimdidir."


"İşinizi seviyorsanız emekli olmak istemezsiniz."





Ucuz oyunlar






Bir kadını, başka bir kadınla kıskandırmak isteyen adam, ahlâksızdır.


Çaresizdir.


Ucuzdur.


Terk edildiğini çok iyi bilmektedir.





22 Ağustos 2016 Pazartesi

Buz








Geçen hafta deniz çok soğuktu. Pek çok insan kıyıda oturmayı tercih ederken, ben neredeyse buzun içinde yüzüyordum.


Ama bugün deniz suyu ısınmış. Dün gece yağan birkaç dakikalık yağmur, her şeyi değiştirmiş. Şimdi kıyıda oturan dört kişi var. Diğer herkes denizde.


Hayatımızın seyri de deniz suyu sıcaklığı gibi. Bir süre her yer buzla kaplansa da birkaç dakikada buzlar erimeye başlıyor. Bitmez sanılan "Buz Devri" bile bitiyor.


Ne tuhaf! Her şey sürekli değişiyor ve biz bunu hiç yadırgamıyoruz.





Bazen









Bazen sadece susmaya ve uyumaya ihtiyacımız var.



Sustum.



21 Ağustos 2016 Pazar

Kanımızla destek olalım









Kan akıyor.


Ülkemin toprakları, kanla sulanmaya devam ediyor.


Hain düşman, her an pusuda.


Düşman haddini bilmiyor.


Her gün içimizden birileri öldürülüyor.


Her gün içimizden birileri yaralanıyor.


Bir şeyler yapmalıyız.


Birbirimize yardım etmeli ve daha dik durmalıyız.


Bugün Kızılay'a 1 ünite kan bağışladım.


Belki, benim kanım birinin iyileşmesine yardım eder.


Belki, başka birinin iyileşmesine de siz yardım edersiniz.



Ay ışığında deniz








Ay ışığı denizle dans ediyor.


Sessizce, denizi izliyorum. Herkes uyudu. Gece bile uyudu. Hava serin. İnce bir battaniyeye sarındım. Denize ve aya bakarken düşünüyorum.


Acaba deniz aşkı biliyor mu? Şarkılara, şiirlere, romanlara, filmlere, mitolojiye ilham olan deniz, hiç aşık oldu mu?


Romantizmi seviyorsa aya, neşeyi seviyorsa güneşe aşıktır belki, derin deniz. Belki de yalnızlığı seçmiştir. Belki aradığı aşkı bulamamıştır. Belki denizin de bir kaderi vardır. Belki... Belki...


Ay ışığı ve deniz dans etmeye devam ediyor. Çok uyumlu görünüyorlar. Ben ve battaniyem gibi.




20 Ağustos 2016 Cumartesi

Sahilde










Eren geldi.


Sabah birlikte yüzdük. Aslında, o benim sırtımdaydı. Minik kollarıyla boynuma sarıldı. "Çok yüzelim! Çok yüzelim!" Diye sevinç çığlıkları attı.


Şimdi yine deniz kıyısındayız. Kumun üstünde oturuyoruz. Eren saçlarımla oynuyor. Yüzerken saçlarım onu rahatsız ediyormuş. Bu yüzden saçlarımı topuz yapmaya çalışıyor ama tabiki beceremiyor.


Dalgalar üstümüze doğru geliyor. Deniz suyu küçük bedenine dokununca Eren çok mutlu oluyor. Saçlarımla oynamayı bırakınca yüzeceğiz. "Çok yüzeceğiz!"


Umarım beni boğmaz.



Blog temizliği







Bu gece, Blog'ta temizlik yaptım.


Saçmaladığım o kadar çok yazı vardı ki okurken utandım.


Galiba bazı yazılar hiç yazılmamalıydı.


Bu yüzden 100'e yakın yazıyı sildim.


Böyle daha iyi.




19 Ağustos 2016 Cuma

İhanet








Bir yalancıya inanmak, kendine ihanet etmektir.








Elleri kirli olanlar









Elleri kirli olanlar, başkalarının da kirli olduğunu düşünürmüş.


Elleri kirli olanlar, temiz insanların yakınında olmak istermiş.


Elleri kirli olanlar, temiz kalmanın ne kadar zor olduğunu bilmezmiş.


Elleri kirli olanların kiri, uzaktan bile görünürmüş.


Allah, elleri kirli olanların temiz insanlara dokunmasını yasaklamış.


Çünkü, Allah adaleti severmiş.



18 Ağustos 2016 Perşembe

İyi olan kazanır








Savaşlar kazanmak için yapılır.


Ölmek ya da öldürmek için savaşılır.


İki dost savaşmaz. Dost gibi görünen iki düşman savaşır.


Biri ölür, diğeri yaşar.


Biri gider, diğeri kalır.


Antlaşma imzalansa da sonunda, her savaşın, bir, galibi vardır.


Ve her zaman güçlü olan kazanır.



Ev kalp sevgi








Herkes evinde rahattır. Kapıları ve pencereleri kapatırız. Her şey içeride kalır. Yaşadıklarımız dışarıya sızmaz. Güldüğümüzü ya da üzüldüğümüzü kimse bilmez. Evde ve kendi halinde olmak, hepimizin en sevdiği zamanlardır.


Dışarıya dönük gibi dursa da içimize dönüktür yüzümüz. Kendimize kızsak da kendimizi beğensek de hep kendimizdeyiz. Beynimizde bir sayaç durmadan çalışır. Ölçer, biçer, hesaplar. Kalbimizde bir ses durmadan konuşur. Her konuşmanın sonu, sonu işaretiyle biter. Ellerimiz iki yanımızda durur ama uzaklara gitmek ister... İçimizde her şey çok karışıktır aslında ama kendimizle olduğumuz zamanlarda huzur buluruz. Başka insanlar bizi yorar.


Evimiz ve içimiz çok dağınık olsa da; en tenha, en güzel, en özel yerlerdir bizim için. Bu yüzden sevdiğimiz insanları önce kalbimize sonra evimize davet ederiz. Bizi gerçek halimizle tanımalarını, gerçekten sevmelerini bekleriz. Herkes için ev ve iç dünya, samimiyetin zirvesidir. Sevdiğimiz insanları hep zirvede görmek isteriz.


Zirvenin gerçek sahibi ise orada kalmayı en çok isteyendir.






17 Ağustos 2016 Çarşamba

Evlilik yıldönümü








Bana saygı duyduğu için


Beni çok çok çok sevdiği için


Bensiz bir hayat düşünmediği için


Beni her zaman, her konuda desteklediği için


Ben seviyorum diye, evlendikten sonra balık yemeye başladığı için


Kendinden önce beni düşündüğü için


Her zaman nazik olduğu için


Bana güvendiği için


Kendimi dünyadaki en güzel kadınmışım gibi hissetmemi sağladığı için


Allah'ın ona gönderdiği bir "Mucize" olduğumu düşündüğü için


Her zaman beni ilk sıraya koyduğu için


Babamı, kardeşimi ve hiç görmediği annemi çok sevdiği için


Bana dünyanın en büyük mutluluğunu, oğlumu, verdiği için


Yüzümde makyaj yokken de beni beğendiği için


Beni görmeden önce, benimle evlenmeye karar verecek kadar "Kararlı" olduğu için


Ben hastayken uyumadığı için


Ben ağlarken gözyaşlarımı sildiği için


Tüm huysuzluklarıma, nazıma katlandığı için


Şimdi aklıma gelmeyen pek çok şey için


Kocama, hayatım boyunca tanıdığım tek adama, teşekkür ederim.


Sonsuza kadar sadece seni seveceğim.









Mavi elbise








Mavi bir elbisem vardı. Şu anda nerede olduğunu bilmediğim mavi elbise...


Bu akşam çok özel bir kutlama yapacağız. Çünkü evlilik yıldönümümüz. Bu gece için giymeyi istediğim tek elbisemin nerede olduğunu bilmiyorum. Ne hazin!


Belki de bu gece için doğru renk değildir mavi. O yüzden elbiseyi bulamıyor olabilirim. Beyaz giysem daha iyi olur. Belki.


Akşam programını kocam yaptı. Programa sadık kalacağım. Ama gündüz programı bana ait. Diğer günlerde olduğu gibi deniz, güneş, kremler, şapka, şezlong,... Ayrıca bugüne masaj da ekliyorum. Hiç fena bir fikir değil.


Akşam yaklaşırken hazırlanmaya başlarım. Henüz hazırlanmak için erken.



15 Ağustos 2016 Pazartesi

Gerçekler ve rüyalar









Gerçek olsaydı bitmezdi.


Rüya olduğu için bitti.














Gece hakkında düşünceler









"Geceyi seviyorum diye kimse kendini yıldız sanmasın."


Bu gece televizyonda duydum yukarıdaki cümleyi. Oğlum bir yarışma programı izliyordu ve bu cümle orada geçti.


"Geceyi seviyorum diye kimse kendini yıldız sanmasın." Cümleyi duyunca gökyüzüne baktım hemen. Aslında başka şeyler geçti aklımdan. Düşündüğüm şey karanlıkta parlayan yıldızlar değildi.


Geceyi de gündüzü de çok seviyorum. İkisinin de farklı tatları var. Gündüzün aydınlığı canlandırıyor ruhumu. Gecenin karanlığında huzur buluyorum. Gece ile gündüz arasında hiç fark yok aslında. Bir renk kayması ya da göz yanılmasından ibaret zıt sandığımız şeyler.


Ruhumuzun, kalbimizin ve aklımızın oyunu bunlar. Gündüz farklı duygular, gece farklı duygular. Oysa hepsini toplasan aynı insana çıkıyor bütün yollar.


"Gündüzü seviyorum diye kimse kendini güneş sanmasın." Demek geldi içimden. Sonra düşündüm. Belki biraz güldüm.


Belki, hepimizin iç dünyasını aydınlatan parlak bir cisim vardır. Bu cisim geceleri yıldız, gündüzleri güneş oluyordur. Belki içimizin ferahlığı, kalbimizin sıcaklığı bu parlak cisimden geliyordur.


"Geceyi seviyorum diye kimse kendini yıldız sanmasın." Belki bu cümle yanlıştır. Ve belki de doğrusu şöyledir:


"Yıldızımı sevdiğim için geceyi de seviyorum."



14 Ağustos 2016 Pazar

Biz buradayız









15 Temmuz kabusunun üstünden bir ay geçti. Acılar hâlâ taze. Televizyonda her gün, tankların önüne yatan kahramanları izliyoruz. Gökyüzünden yağan kurşunlara, elindeki Türk bayrağını sallayarak meydan okuyan insanları görüyoruz. Tankların silindir gibi ezdiği arabalardan yükselen feryatları duyuyoruz.


Gövdeleri parçalanmış şehitleri, kurşunların hedefi olmuş evleri, dört kere bombalanmış Millet Meclisini, kan akan sokakları, yaralı olarak kurtulanların onurlu duruşlarını izliyoruz. Hem üzülüyoruz hem de onlarla gurur duyuyoruz.


Bugün 14 Ağustos, birileri gündem yaratmaya çalışıyor. İstanbul'da ya da ülkemin başka yerlerinde büyük bir "Deprem" olacakmış. Bunun gibi haberler yayıldı kulaktan kulağa. Bu gece, çok büyük felaketler yaşanacakmış, güzel ülkemde. Bir kere daha sınanacakmış sabrımız.


Bizi böyle söylentilerle korkutacaklarını mı sanıyorlar? Kaçacağımızı ya da teslim olacağımızı mı düşünüyorlar? Hafızaları ne kadar da zayıf!


Biz, topraklarımız için pazarlık yapmayız. Bombalardan, silahlı hava araçlarından, tanklardan, tüfeklerden korkmayız. Vatan uğruna ölmek, bizim için en şerefli ölümdür. Gözümüzü bile kırpmayız.


Biz buradayız.







Zaman







Dünlerin ve yarınların ne kadar önemi olabilir?


Hayat bugün yaşanır.


Bugün neyi seçiyorsan hayatın odur.



13 Ağustos 2016 Cumartesi

Hayat devam ediyor









Gözüm çok daha iyi.


Merhemi sürüyorum ve denize giriyorum. Merhem sudan etkilenmiyormuş. Doktor öyle dedi.


Yüzerken ve güneşlenirken gözümü fark eden insanlar, benden biraz korktular galiba. Biraz tiksinerek, biraz da acıyarak baktılar bana.


Onların bakışları umurumda değil. Kendime gülmeye devam ediyorum.


Kendinize ve gözlerinize iyi bakın.







Göz makyajı









Gözüm şişti.


Akşam saatlerinde sol gözüm biraz kaşındı. Dokunmamak gerektiğini biliyordum ama tatlı tatlı kaşınır ya... İşte tam da öyle oldu. Aynaya baktım. Gözkapağımda biraz şişlik vardı. Yüzümü yıkadım. İtiraf ediyorum, yüzümü yıkarken gözkapağımı kaşıdım. Bir saat sonra gözüm belirgin bir şekilde şişmişti.


Sol gözkapağım, sağ göz kapağıma göre daha ağırdı. Şişliğin büyüdüğünü böyle anladım. İstemeyerek aynaya baktım. Görüntü biraz korku filmi, biraz da komedi tadındaydı. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.


Hemen o en bilinen tedaviyi uyguladım. Çayın demine pamuğu batırıp gözümün üstüne koydum. Kocam hastaneye götürmek istedi. Şimdi geçer, dedim. Gözüme çaylı pansuman yapmaya devam ettim. Ama gözüm daha çok şişti.


Arkadaşlarımızla dışarıda yemek yiyecektik. Kocam, iptal edelim, dedi. İtiraz ettim. Bronz tenim için pembe bir elbise seçtim. Takılar, ayakkabılar, çanta ve dağılmış saçlarla elbiseyi tamamladım. Ruj sürdüm ama göz makyajı yapamadım. Yine de fena görünmüyordum. Lakin dışarı yarım makyajla çıkamazdım. Kimseyi korkutmak istemedim. Hemen bir çözüm buldum... Kocaman güneş gözlükleri.


Evin kapısında durup kocama ve oğluma seslendim: "Ben hazırım!" Oğlum çok güldü. Kocam, önce hastaneye gidelim, dedi. Ben de kendime çok güldüm ve yemeğe gittik.


Meraklı sorulara cevap vermedim. Yemek boyunca çok eğlendim, çok güldüm. Aslında kendime gülüyordum.


Yemekten sonra pes ettim. Hastaneye gittik. Acil servisteki doktor, gözlüklerimi görünce gülmeye başladı. Hemşire de gülüyordu. Sonuç olarak hep beraber güldük.


Gözüm mikrop kapmış. Küçük bir merhem verdiler. Günde üç kere gözüme sürecekmişim. Tamam, dedim gülerek.


Muayene bitince gözlüklerimi taktım. Kocam arabayı kullandı. Oğlum arka koltukta uyudu. Ben hâlâ gülüyordum.



12 Ağustos 2016 Cuma

Deniz ve kadın









Hava çok sıcak.


Şezlongu denizin kıyısına kadar çektim yine. Şu anda ayaklarım denizde. Başımda kocaman bir şapka. Her zamanki gibi, dizlerimde küçük bilgisayarım.


Bazen şu bilgisayarın dili olsa da anlatsa diyorum yaşadıklarımızı. Onu her yere nasıl taşıdığımı. Yazdıklarımı, sildiklerimi. Sabahın erken saatlerinde ya da gecenin bir vakti nasıl çalıştığımızı. Bazen tuşlara damlayan gözyaşlarımı, bazen ekrana bakarken ne kadar heyecanlandığımı... Bilgisayarım konuşsa duyduklarınıza inanamazsınız. Ama konuşmaz. Çünkü iyi bir dost, arkadaşının sırlarını anlatmaz.


Yan tarafımda ama biraz uzakta bir çocuk var. Denize girmek istiyor ama üşüyor. Dalgalarla buluşunca ayakları, çığlık atıp geri kaçıyor. Her başlangıç böyledir aslında. İstersiniz ama korkarsınız. Bir adım ileri gider, dört adım geri kaçarsınız. Sonra ayaklarınız suyun ısısına alışır. Denize doğru birkaç adım gidersiniz. Yine durursunuz. Bedeniniz alışmaya çalışır bu defa. Sonra kendinizi denizin güçlü kollarına bırakırsınız... Çocuk geri kaçmaya devam ediyor.


Dün bir doktor arkadaşım söyledi. Gözkapaklarımız çok hassasmış ve güneşten çok etkilenirmiş. Deri kanseri, göz kapaklarında başlarmış. Bu yüzden gözkapaklarına mutlaka güneş kremi sürülmeliymiş. Bu gün, gözkapaklarıma da güneş kremi sürdüm. Hava o kadar sıcak ki krem gözümün içine doğru akmaya başladı. Şu anda bulanık görüyorum her şeyi. Bundan kurtulmak için şapkamı çıkarıp denize gireceğim.


Deniz her derde deva... Mutlu Cumalar!




Dualarımız








Dualarımızda gizlidir gerçek dünyamız. Kimselere söylemeyiz ama dualar bilir gerçek hikâyemizi. Bazen iki dudağımızın arasında mırıldanırız. Bazen sesimiz çıkmaz, kalbimizle tamamlarız duamızı.


Dualarla arz ederiz halimizi Yüce Yaratana. İsteriz, yalvarırız, pişman olur tövbe ederiz. Hiç düşünmeden en gizli kapılarımızı açarız. Güvende olduğumuz tek yerdir dualar.


İslam Dini der ki: "Dualarla değişir kader." Dualar büyük bir güçtür. Denir ki Allah, yürekten dua edenleri üzmezmiş. Onların kalp iniltilerine karşılık, kaderlerini değiştirirmiş.


Dualarımızla koruruz kendimizi ve sevdiklerimizi. Bir zırh gibidir dualar, hiçbir bela yaralayamaz bizi. Buna inanır, böyle yaşarız. İnanmasak dualarla dilimizi yormayız.


Yağmur yağarken dua edersek yağmur dinmeden önce duamız kabul olurmuş. Bazı günlerde, özel gecelerde dualar gerçek olmak için hızlanırmış.


Bence, duanın kabul olması için duaya inanmak gerek. Dua ederken kalple istemek, zihinle çağırmak gerek. Bir şeyi tüm benliğimizle istersek, Allah'ın o kadar hızlı cevap vereceğini hatırlamak gerek.


"Ve bir gün kendini duanı yaşarken bulacaksın."



11 Ağustos 2016 Perşembe

Yeni hayat









Bir gün, güçlü bir şekilde, gitmen gerektiğini hissedeceksin.


O gün, tüm cesaretini toplayıp kocaman bir adım atacaksın. Bununla yetinmeyeceksin. Adımlar sıklaşacak, hızlanacak. Bir süre sonra kendini koşarken bulacaksın.


Bunu yaptığın için hiç pişman olmayacaksın. "Keşke" Diyeceksin. "Keşke daha önce gitseydim. Orada kalmamın bir anlamı yoktu."


Yeni yollar, yeni insanlar keşfedeceksin. Dünya ne kadar büyükmüş ve sen ne kadar güçlüymüşsün, o zaman öğreneceksin.


Durmayacaksın. Durarak kaybettiğin zamanlara acıyacaksın. Sabrını sonuna kadar kullandığın için üzüleceksin.


"Şimdi!" Diyeceksin. "Şimdi yeniden başlasın hayat!" "Korkmuyorum ve hazırım."


Sen istediğin zaman, yeniden başlayacak hayat. Tüm güzellikleri serecek ayaklarının altına. İstediğin her şeyin yakınında olacaksın. Geçmiş günleri unutacaksın.


Yeter ki iste.



Not








Hayat bazen çelişkilerle dolu.






10 Ağustos 2016 Çarşamba

Üniversite yolları









Bugün, üniversite sınav sonuçları açıklandı ve pek çok genç insan hayâllerine bir adım daha yaklaştı.


Bugünü, kazandıklarını öğrendikleri o dakikayı; belki de senelerce beklediler. Çok çalıştılar, çok yoruldular, umutluydular ama bazen karamsarlık rüzgarına onlar da kapıldı. Ve final. Tüm uykusuz gecelerin, kaygıların, sıkıntılı günlerin karşılığında büyük bir zafer kazandılar.


Aydınlık yarınlarımızın teminatı gençlerimizi yürekten kutluyorum. Umarım her şey istedikleri gibi olur. Dilerim, hayâllere inanmanın boş bir uğraş olmadığını daha iyi anlarlar.


Bu yılki sınavda başarılı olamayan öğrencilerin önümüzdeki yıl çok başarılı olacağına inanıyorum. Onlar, hiçbir şey kaybetmedi. Hatta belki de daha çok hırslandılar.


"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927



Gecenin başlıkları







Gece


Yıldızlar


Dalgaların sesi


Karanlığın dinginliği


Ağustos böceğinin bitmeyen şarkısı.


Gece


Yıldızlar


Karanlıkta edilen dualar


Yarınları bekleyen umutlar.




9 Ağustos 2016 Salı

Bir insanı hayâllerinizden çıkardığınız zaman...









Bir insanı hayâllerinizden çıkarınca hayatınızdan da çıkardınız demektir.


Unutmayı denediğiniz zaman unutmak istiyorsunuz demektir.


Gitmek için hazırlık yaptığınızda kalmak istemiyorsunuz demektir.


Birine kurgulanmış bir yalan söylediğinizde birini üzmek istiyorsunuz demektir.


Birini üzdüğünüz zaman, çok daha fazla üzülmek için hazırsınız demektir.



Doğadaki izler









Saatlerce, temiz havayı koklayarak patikada yürümek hepimize iyi geldi. Rahatladık, huzur bulduk, dünyadan uzaklaştık.


Yürürken komik anılarını anlatan da vardı, ayıların ne kadar korkunç olduğunu anlatan da. Kimisi karısına olan derin aşkını ispatladı, kimisi de yol boyunca dedikodu yaptı.


Küçük molalar vererek uzun süre yürüdük. Bundan çok keyif aldım ama ayakkabılarla olan mücadelemi tahmin edersiniz... Hani bazı kadınlar vardır, özel bir gecede topuklu ayakkabı giymek zorunda kalırlar. Topuklara alışkın olmadıkları için ayakları şişer. Bilekleri yorulur. Hatta, masanın altında ayakkabılarını yavaşça çıkarırlar. Ayaklarını dinlendirirler, kimse görmeden. Ben de onlardan pek farklı değildim. Her molada ayaklarımı dinlendirdim.


Aramızda mutsuz olan bir tek kişi vardı. Sürekli kulaklıkla müzik dinledi. Yürürken hiç konuşmadı. Molalarda bile suskundu. Biz eğlenirken o acı çekiyordu sanki. Son molada sorduk, bu suskun halin sebebini. Sevgilisi tarafından terk edilmiş. Bu yüzden çok üzgünmüş.


Onu teselli etmeye çalışan da vardı, üzülme unutursun diyen de. Ama o hiç kimseyi duymuyor gibiydi. Hep uzaklara baktı. Bir şeyleri özlediği belliydi... Patikada yürürken ve diğer molalarda ne dinlediğini sorduk. Nick Jonas dinliyormuş: "Jealous" Eğlenceli görünen ama üzgün bir şarkı. Videosunu izlemiştim.


Üzgün arkadaşımızı avutmak mümkün değildi. Onu rahat bıraktık ve ikiye ayrıldık. Kamp kurmak isteyenler orada kaldı. Yatağında uyumak isteyenler arabalara giden kısa yolu kullandı.


Ağaçların ve bitkilerin kokusu yayılmıştı geceye. Koklaya koklaya yürüdük. Etrafta mutlaka hayvanlar vardı ama biz hiç birini göremedik. Doğada bıraktığımız izler, başka insanlara aitti sanki. Biz gecede ve doğada kendimizi unuttuk.


O ayakkabılar yüzünden ayaklarım şişti ama harika bir geceydi.



8 Ağustos 2016 Pazartesi

Dağ yürüyüşü









Bu akşam dağ yürüyüşüne gideceğiz.


Yürüyüş yapmak için en ideal saatler, akşam vakitleri. Yaz gününde, güneş tepedeyken yürümek tehlikeli olabilir. Akşam serinliğiyle beraber harekete geçeceğiz.


Bazı arkadaşlarımız kamp eşyalarını da yanlarına alacak. Geceyi çadırda geçirmeyi düşünüyorlar. İyi bir macera için çadır şart, onlara göre. Ama bana göre çadırda kalmak, bir poşetin içinde kalmak gibi. Sıkıcı, dar, yorucu. Yürüyüş bitince geri döneceğim. Çadırda uyuyamam.


Daha önceki yaz tatillerinde de yapmıştık akşam yürüyüşleri. Çok keyifli geçiyor zaman. Ayı ve kurt hikâyeleri anlatıyor bazı arkadaşlarımız. Yürüyüşe korku katmak istiyorlar galiba. Bence komikler.


Sanırım gece yarısından sonra biter yürüyüş. Yürümek beni yormuyor ama yürüyüş ayakkabıları tam bir kabus. Yine gülecekler bana. Her zamanki şakayı yapacaklar: "Yanında fazla topuklu ayakkabısı olan var mı? Biri arkadaşımız için çok gerekli."


Onlar gülüyor ama zavallı ayaklarım isyan ediyor, içine sıkıştıkları kalıplar yüzünden. Mola verince hemen çıkarıyorum ayakkabıları ve ayaklarımı özgür bırakıyorum.  Mola bitince, çabucak giyiyorum işkence ayakkabılarını ve yürümeye devam ediyorum.


Eğlenceli, komik, serin ve korkunç hikâyelerle dolu bir gece olacak. Bunu siz de denemelisiniz.



Marlon Brando itirafları







Hayatımdaki en büyük sefalet, ünlü ve servet sahibi olmaktır.


Eğer Hollywood'da isem bunun sebebi, parayı geri çevirecek ahlaki cesaretimin olmamasıdır.


Herkes sevgisinin karşılık görmesini ister.


Çocukken yulaf ezmesini yere attığımız zaman bile annemizin ilgisini çekmek istiyoruz. Rol yapmak hayatta kalmaktır.


Özgür olmam gerektiğini ömrüm boyunca güçlü şekilde hissettim.


New York'a geldiğimde çoraplarım ve aklım delikti. İçer içer kaldırımda yatıp uyuyakalırdım. Kimse beni rahatsız etmezdi.


Ajanslar, avukatlar, ünlüler,... Hepsi saçmalık; para, para, para... Eğer başka şey sanırsanız aldanırsınız.


Hepimiz rol yaparız ama bazılarımız bunun için para alır.


Hayranlarınızın olması ve saygı duyulan bir kişi olmak, çaresizliğe ve değersizliğe karşı bir korumadır.


Sakin hissettiğim, huzur dolu anlar var. Ama an onlar.


En iyisini yapmaya çalışın ve diğer şeyleri unutun. Böyle düşününce kendimi ve herkesi affediyorum.


Her gün, gençliğimizden kalan ne varsa onu parça parça alıyor.


Bir şeyler uyduran herkes iyi oyuncu. Keşke olmasalar.


Herkes nefret edebilir, herkes sevebilir. Bu ikisinden birine kendimizi adasak katil ya da peygamber oluruz.


Çok basit bir ölüm istiyorum kendim için. Ayağım kaysa ve düşsem...


Aşık olacak kadar şanslı bir adam değilim.



7 Ağustos 2016 Pazar

Rio ruhu









İyileştim.


İyiyim artık. Yaralarım kapandı.


Bu deniz kokusu ve gün ışığının coşkusu, onardı yaralı hücrelerimi. İçimde büyüyen yeni bir dünya var. Yeni kokular geliyor burnuma. Eskilerle çoktan vedalaştım.


Rio Olimpiyat Oyunlarının açılış töreni gibi, görkemli bir başlangıç var ruhumda. Renkler, sesler, danslar ve kazanılmayı bekleyen madalyalar.


Belki Olimpiyattan çok Rio Karnavalına benziyor hislerim. Tutkulu, coşkulu, sınırsız.


Ve şimdi, bir kere daha doğuyorum küllerimden.



Napolyon sözleri









En büyük suç umutsuzluktur.


En tehlikeli düşman onurdur.


Askerlerim benim çocuklarımdır.


Her zaferden sonra pişmanlık duyulur.


İnsanı yaralayan tek şey gerçektir.


Mutsuzluk dehanın ebesidir.


İnsanı yükselten iki şey vardır: Korku ve merak.


Dünya bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.


Türkleri yenebilirsiniz ama yok edemezsiniz.


İnsanın dostu yoktur. İyi günlerin dostu vardır.


Sabır dayanıklıdır ve vebayı bile yener.


Benim için aşk: Josephine.


Her erkeği yaralayan bir aşk vardır. Diğerleri prova.



6 Ağustos 2016 Cumartesi

Relax






Evde kapılar ve pencereler açık.


Perdeler uçuşuyor odalarda.


Gözlerim bir kapanıyor bir açılıyor.


Uyuyor muyum, uyanık mıyım bilmiyorum.


Tatlı bir sarhoşluk var kalbimde.


Gördüklerim gerçek mi rüya mı?


Nedir bugünün diğer günlerden farkı?




Umudun sesi









"Buradayım!" Dedi umut.


"Buradayım, beni unutma."


İnsan görmek istemedi umudu, yürüdü. İnsan yalnız olduğunu düşündü.


Umut koştu insanın ardından.


"Yalnız kalmadın hiç. Her zaman yanındaydım senin. Başka kapılar açtım sana, başka yollara açılan. Ben hep ışığıydım karanlık gecelerinin."


İnsan umudun sesini duymak istemedi. Daha hızlı yürümeye başladı. Yürürken ağladı.


"Ağlama!" Dedi umut.


"Ağladığın zaman gözyaşlarını hep ben sildim, şimdi yine ben sileceğim."


İnsan durdu. Düşündü. Arkasına baktı ve umudu gördü.


"Buradayım!" Dedi umut.


"Buradayım, beni unutma."



5 Ağustos 2016 Cuma

Yıkılan hayâller










Denizi gören yüksekçe bir bahçede oturuyorum. Deniz kıyısında iki kız çocuğu kumla oynuyor. Ellerindeki kürekleri ve kovalarıyla kale yapmaya çalışıyorlar ama dalgalar yaptıklarını yıkıyor. Biraz geriye çekilseler, dalgalardan korunmuş olurlar. Ama sanırım işin keyifli tarafı dalgaya rağmen kale yapmak.


Küçük kızlar beni görmüyor. Onlardan uzakta ve yüksekteyim. Zaten şu anda dünya umurlarında değil. Başlarında şirin şapkaları var. Annelerinin sürdüğü kremle mumyaya benzemişler. Oynuyorlar gülüşerek.


Az önce bir erkek çocuk geldi yanlarına. Yerden bir avuç kum alıp kızların üstüne attı. Kızların kremli bedenlerine ve şapkalarına düştü kumlar. İki kız aynı anda bağırmaya başladı. Erkek çocuk, önce irkildi kızların çığlıklarından. Sonra daha çok kum attı onlara.


Orada küçük bir kaos yaşandı. Sebep, erkek çocuğun iletişim kurmayı bilmemesiydi. Kızların ilgisini çekmek için ya da onlarla oynamak için konuşmayı değil, saldırmayı tercih etti. Erkekler her yaşta iletişim sıkıntısı yaşıyor galiba.


Kızlar biraz bağırdı, biraz ağladı. Erkek çocuk öyle durdu ve baktı onlara. Bir şeyler düşündüğü belliydi. Fakat hiçbir şey söylemeden koşarak gitti. Uzaklaştı kızlardan.


Bir erkeğin hayâlleri yıkıldı.






Hayat bugündür








"Geçmişe dönmek mümkün olsa, hayatında neyi değiştirmek istersin?"


Sorunun sahibi yeni bir arkadaşım. Dün gece, sohbet esnasında sordu meşhur soruyu.


Güldüm çünkü ben geçmişi hiç sevmem. Asla geriye dönmek istemem. Ne yaşanmışsa, o günün şartlarında doğrudur. Yaşananlar yanlışsa, yanlışların bedeli zaman içinde ödenmiştir. Yani benim için geçmiş geçmiştir. Ve bitmiştir.


Yarınlarla ilgili hayâller kuranlardanım ben. Yarını değiştirmek isteyenlerdenim. Ama, bugünü de çok sevenlerdenim.


Geçmişi düşünmek, geçmişle ilgili planlar yapmak, geçmişe dönmeyi istemek. Bana göre tüm bunlar, pişman insanların saplantıları... Herkesin pişmanlığı olabilir ama herkesin saplantısı yoktur. Aslında hepimiz sevgiyle vedalaşmalıyız geçmişle, anılarla.


Yaşanacak çok güzel günler var. Geleceği güzel yapan şey geçmişten aldığımız dersler. Aynı hatayı tekrar yapmamak en büyük kazancımız olsa gerek.


Ama ille de bugün. Yarından önce bugün. Yaşanan tek gerçek, bugün.


Yarınların peşinden koşarken, bugünü kaçırmamalıyız.


Hadi açın gözlerinizi. Yeni bir gün, yeni bir hayat, yeni bir tutku çoktan başladı.

4 Ağustos 2016 Perşembe

Kendini şımartmak








Bugün neşeli bir gün olsun.


Mutlu olmak için ne gerekiyorsa yapın ama başkalarını rahatsız etmeyin.


Kendinizi şımartın biraz.


Ne seversiniz, nasıl şımarırsınız?


Alışveriş, cilt bakımı, masaj, spor, film izlemek, şiir okumak, dostlarla buluşmak,...


Hangi seçenek ayaklarınızı yerden keser?


Kendinizi şımartmayı biliyorsunuz, değil mi?


Başkalarının yalan ve tatlı sözleriyle şımaranlardan değilsiniz. (?)


Hadi kendiniz için küçük bir şımarık plan hazırlayın.


Benim planım hazır.


Biraz sonra tekneden atlayıp en dibe kadar gitmeye çalışacağım.


Dipten yukarı doğru çıkarken o mükemmel manzarada kaybolacağım.


Sonra kıyıya kadar yüzeceğim.


Yüzerken sevdiğim şarkıları söyleyeceğim.


Akşam için de planım var.


Açık havada film izlemeye gideceğim arkadaşlarımla.


Gözlerim yorgunluktan kapanıncaya kadar kendimi şımartacağım.


Buna da ihtiyacımız var, emin olun.


Sizin planınız ne?



Kenarda kalmış bir film








Dün James Franko'nun bir filmini izledim.


Filmde bir adam vardı... Aklı karışık.


Üç çocuk vardı... İki erkek, bir kız. Her çocuğun hikâyesi birbirinden bağımsızdı.


Üç de kadın vardı... Yolları asla birleşmeyecek üç kadın.


Konuyu çok iyi yakaladıklarını düşündüm, filmin ilk sahnelerinde. Daha sonra olacakları merak ettim. Ne yazık ki film, klişeler arasına sıkıştı. Ve muhteşem konu, bir anda sıkıcı bir oyuna dönüştü.


Örümcek Adam'ın 3 filminde New Goblin karakteriyle hafızalarımıza yerleşti James Franko. Bence umut vadeden bir tarafı vardı, genç adamın.


Ama Oscar Töreni'ndeki "Farklı" sunumundan sonra ibre tersine dönmeye başladı. Belki de bu töreni sunmak, usta oyuncuların işi olmalıydı. Genç bir adam için fazla ağırdı... 2 Mart 2011'de Anne Hathaway ile sunduğu Oscar Töreni, pekçok yorumcuya göre "En rezalet Oscar Töreni" idi. Gecenin en beğeni toplayan espirileri, o yıl 94 yaşındaki Kirk Douglas'a aitti.


"Everyting Will Be Fine" da Franco'nun rol arkadaşları Rachel McAdams, Charlotte Gainsbourg ve Marie-Josee Croze.


Çok yavaş ilerleyen temposuna rağmen, filmin konusunu sevdim.



3 Ağustos 2016 Çarşamba

Hint kumaşı










Zaman geçer ve her şey değişir.


Bazı insanlar ise kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmaya devam eder.


Ne yazık!





Kadınlar ve çocuklar kanunlarla korunmaktadır.










Bir kişiyi rahatsız etmek "Taciz"dir.


Taciz denince toplumun aklına, cinsel içerikli zorbalıklar gelmektedir.


Oysa "Taciz"in çok daha geniş anlamları vardır.


Bir kişiyi telefonla rahatsız etmek "Taciz"dir.


Kişiyi mail ya da mesajla rahatsız etmek "Taciz"dir.


Sosyal medya üzerinden (Facebook, Tweeter, İnstagram,...) birini rahatsız etmek "Taciz"dir.


Biri hakkında dedikodu yapmak, itibar kaybettiren yorumlar yapmak "Taciz"dir.


Bunlar gibi daha bir çok tanımı olan "Taciz"in kanunlarla belirlenmiş cezaları vardır.


5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 105/1. maddesine göre:


"Bir kimseyi TACİZ eden kişi hakkında, 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."



2 Ağustos 2016 Salı

Carpe diem










Saat kavramını iyice yitirdim.


Günün neresinde olduğumu hiç bilmiyorum.


Geceler çok kısa, sığamıyorum.


Planım ya da hayâlim yok.


Her günü, son günmüş gibi yaşıyorum.


Balıklarla yarışıyor ve yıldızlarla parlıyorum.


Ben bunu çok seviyorum.



Ilık çikolatalı pancake










Muhteşem bir pancake tarifim var. Ama size tarifi veremem. Bu bir sır.


Şunu söyleyebilirim. Hamurunu kendim hazırlıyorum... Malzemeleri kocaman bir cam kaseye koyup, bir süre çırpıyorum. Kaşıkla aldığım hamuru, sabırla pişiriyorum. Minik lezzet harikaları pişince, onları meyveler ve akışkan ılık çikolatayla süslüyorum.


Her bıçak darbesiyle biraz daha dağılıyor minik pancakeler. Meyve asitleri midemi yorarken, ılık çikolata bulaşıyor çatala. Her yudumla mutluluk salgılıyor hormonlarım.


Mutfakta çok başarısızım ama pancake konusunda bir uzmanım.


Çok acıktım.
Pancake yemek istiyorum.
Şimdi.



1 Ağustos 2016 Pazartesi

Merhaba Ağustos








Ağustos deyince ilk aklıma gelen şey neşeli Ağustos böceği. Saz çalıp şarkı söyleyen tembel yaratığı seviyorum. Geceleri onun müziğini dinlemek tuhaf bir huzur veriyor kalbime. Sanırım çocukluğumdan kalmış bir huzur bu.


Yaz mevsiminin en değerli üyesi Ağustos. Çünkü sıcak mevsimin bitmek üzere olduğunu ima ediyor bize. Sonbahar hızla yaklaşırken Ağustosa sarılıyoruz en derinden.


Bu ayda siz ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben daha çok yüzeceğim. Daha çok güneşleneceğim. Daha az uyuyacağım. Daha çok karpuz yiyeceğim. Daha çok mutlu olmaya çalışacağım ve daha çok mutlu olacağım. Ağustos böceğinin şarkısına eşlik edeceğim. Tembel ruhuma sınırsız izin vereceğim. Sonbaharı ve sonbahar kadar hüzünlü şeyleri düşünmeyeceğim.


Güleceğim. Güleceğim. Güleceğim.


Merhaba Ağustos!


Müjdeler getir bize.




Birkaç kalp









Bazı insanların birkaç kalbi olduğunu düşünüyorum.


Öyle olmasaydı, tek kalple, birkaç kişiyi, aynı anda sevemezlerdi.





31 Temmuz 2016 Pazar

Babam, deniz ve ben









Küçük bir çocuktum.


Babam çok iyi yüzerdi. İyi bir dalgıçtı. Yüzmeye başlayınca çok uzağa giderdi. Deniz kıyısında oturup onu izlerdim.


Bildiğim en güçlü kollardı, babamın kolları. Yüzerken denizi yararak ilerliyordu o kollarla. Kardeşimi ve beni aynı anda kucağında taşıyordu. Ofisinde çalışırken kalemi güçlü ve sağlam tutuyordu. Hayrandım babama.


Ben kıyıda otururken o uzaklara gidiyordu. Arkasından bakmak üzüyordu beni. Sanki hiç geri dönmeyecekmiş gibi... Bazen kıyıya doğru bakıp bana el sallıyordu. Buydu benim en büyük mutluluğum, babam beni hiç ihmal etmiyordu.


Yüzerken ara sıra dalardı. Suyun üstüne çıkmakta biraz geç kalsa korkardım. Hemen gözlerim suyla dolardı. Babama bir şey olacak sanırdım. Ayağa kalkar ve endişeyle denize yaklaşırdım. Küçücük bedenimle babamı kurtarmaya hazırdım.


Babam ihtişamla çıkardı suyun içinden. Ya da onun yaptığı her şey, bana göre çok ihtişamlıydı. Sevinçle otururdum kıyıdaki yerime. Silerdim gözlerimi ellerimle.


Bazen denizi kıskanırdım. Çünkü babam yüzmeyi çok severdi. Hep uzaklara giderdi. Uzağa daha uzağa. Kendiyle yarışıyordu sanki. Hiç kimse onunla yüzemezdi.


Babam kıyıya doğru yüzmeye başladığında heyecanlanırdım. Çünkü kıyıya yaklaşınca beni çağırırdı. "Sinem, yanıma gel bebeğim."


Babama ulaşmak için tüm gücümle yüzerdim. Dalgalar yüzüme çarpardı. Deniz suyu gözlerimi ve genzimi yakardı. Ama ben gülümseyerek yüzmeye devam ederdim.


Ona yaklaşınca kollarını uzatırdı bana. "Hoş geldiniz güzel prenses." Aşkla sarılırdım babamın güçlü omuzlarına. Babam dünyadaki tek kahramandı.



Yenilgiye övgü









Yenilmek, derin anlamları olan bir kelime.


Çoğu zaman yenilenlerin yetersiz hatta aciz olduğunu düşünürüz.


Belki de bu düşüncemizin haklı tarafları vardır.


Kazanmak ise görkemlidir, kıskanılacak kadar değerlidir.


Lakin her zafer, kaybetmeye en yakın olduğumuz andır.


Belki de gerçek kazananlar yenilenlerdir.



30 Temmuz 2016 Cumartesi

Mağlup ama mutlu








Sabahtan beri kendi kendime gülüyorum.


İçimde tarifsiz bir sevinç var.


Bu gece, tenis kortunda olacağım.


Yıldızların altında tenis oynamak için sabırsızlanıyorum.


Çok zor bir rakiple maçım var.


Şüphesiz yenileceğim.


Ama çok eğleneceğim.


Önemli olan şey geride mutlu anılar bırakmak.



Milena'nın sonsuz aşkı









Eski günler ne kadar güzeldi!


Her gün postacıyı bekliyordum. Çünkü postacının getirdiği zarfın içinde sen oluyordun. Zarfa, kağıda teninin kokusu bulaşıyordu. Sabaha kadar kokluyordum mektupları. Kokun seni bana getiriyordu.


Çılgınca arzularla doluydu kalbim. Bir çocuk kadar mutlu, bir kadın kadar tutkuluydum. Sen çok uzaktaydın Franz ama ben hep yanındaydım.


Mekanın, zamanın, şehirlerin çok ötesinde bir aşktı bizimkisi. Anlatsak kimseler inanmazdı. Dokunmak ve mektup yazmak aynı şey değildi. Ama mektuplarına dokunmak, sana dokunmak kadar özeldi.


Ne sen bu şehre sığabilirdin ne ben senin yanına taşınabilirdim. Bizim şehirlerle ilgili hiç hayalimiz olmadı. İstediğimiz şey, her gün aynı yastıkta uyanmak değildi. Her okuyanın anlayamayacağı bir hikâyeydi, sana aşık olmak... Sana çok aşıktım Franz, biliyordun değil mi?


Artık o güzel günler bitti. Kalbim seninle doluydu, şimdi damla damla düşüyorsun kalbimden. Bunu söylemek istemezdim, sana bunları yazmak istemezdim. Ama seni sevemiyorum Franz. Seni düşünmek bile istemiyorum.


Ben, burada senin mektuplarını koklarken sen orada başka kadınları kokluyordun. Bunu biliyordum ama yine de seni seviyordum. Aşk, bir çılgınlık. Ruhumu ezmene izin veriyordum. Çünkü beni sevdiğini sanıyordum.


Ama bir gün buraya geldin ve ayrılmak istediğini söyledin.Beni öldürdün Franz. Artık ölü bir kadınım. Ne istersen söyle. Kimi istersen seç. Beni üzemezsin. Ölüler üzülmez, Franz.


Ben öldüm ve ruhum özgür şimdi.


Sonsuz sandığım aşkım bitti. Bitirdiğin için teşekkür ederim.
Bana gerçekleri gösterdiğin için teşekkür ederim.
Beni öldürdüğün için teşekkür ederim.
Zaten sen yokken yaşayamazdım.


            Milena




29 Temmuz 2016 Cuma

Yaz devam ederken








İnsana "Denize koş" diyen bir sıcak hava var. En dibe dal ve orada kal... Koştum tabi.


Ben denizdeyken mail gelmiş, bir blog dostumuzdan. Dostumuz, ülkemizin doğusunda çalışıyormuş. Bu yaz tatil yapmak için fırsatı yokmuş. Blogtaki yazıları okuyarak tatil özlemini gideriyormuş. Yazı saatlerini heyecanla bekliyormuş... Dostumuz maile "Merhaba Barbie" diyerek başlamış, "Kendine iyi bak Deniz kızı" diyerek bitirmiş.


Mail, tatlı bir sohbet gibiydi. Okurken keyif aldım. Satırlar dolusu iltifatlar beni utandırdı. Çok teşekkür ederim Durdane. Umarım yaz bitmeden önce, kısa da olsa tatil imkanı yakalarsın. Sevgiler.


Tatil sohbetleri güzel ama unutmamamız gereken şeyler de var.
Bugün Cuma.
Dua günü.
Bir duanız var mı?









Nasihat





Unut ve rahat uyu.




Anlıyor musun?









Hayâllerimden vazgeçmedim.


Senden vazgeçtim.




28 Temmuz 2016 Perşembe

İlk aşk







Dün gece yarısına doğru telefonum çaldı. Arayan bir arkadaşımın kızıydı. Telefon numaramı, annesinin telefonundan gizlice almış. "Konuşabilir miyiz?" Dedi, utanan bir sesle. "Elbette konuşabiliriz." Dedim, güven verdiğini umduğum bir sesle.


"Yalnız mısın? Yanında biri varsa..." Yalnız değildim ama hemen oturduğum yerden fırlayarak kalktım ve sessiz bir köşeye gittim. Mekan sorunu çözülünce zor duyduğum bir sesle "Aşık oldum!" dedi, cici kız.


Eminim o anda, yüzümde tuhaf bir görüntü oluşmuştur. Duyduğum şeyi anlamaya çalışırken aklımdan cümleler geçmeye başladı:


11 yaşında.
Aşık olmuş.
Kime aşık olmuş?
Aşık olmak için küçük değil mi?
Annesine söyledi mi?
Benden yardım isteyecek.
Nasıl yardım edebilirim?
Annesine söylemeli miyim?
...


Bazen beynim o kadar hızlı çalışıyor ki buna ben de şaşırıyorum.


"O da bana aşık mı? Bunu nasıl anlarım? Sen yazıyorsun ya biliyorsundur. Anneme söyleme." (Aşk hakkında ben ne biliyorum acaba?)


Telefonun diğer ucunda heyecanlı ama umutsuz bir çocuk vardı. Aklının karışık olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yoktu. (Bu konuda herkesin kafası karışık değil mi?)


Oğlumla bazen böyle konulardan konuşuyoruz ve çok gülüyoruz. Ama başka bir çocuğa nasıl yaklaşmam gerektiğini pek bilemedim. O yüzden, sakin olmaya karar verdim.


Uzun uzun konuştuk. Sabaha kadar dört kere aradı. Son konuşmada iyice rahatladığını hissettim. Çünkü gülüyordu. Aslında ona hiçbir şey söylemedim. Sadece dinledim. Konuşurken kendisi buldu cevapları.


Evdekiler duymasın diye yorganın altından telefon etmiş bana. Sabaha kadar çok terlemiş olmalı.


Cici bir kızın sırdaşı oldum galiba...

3 rakamının sırları









3, maddenin kapsadığı üçlü öğeleri temsil eder: "Ateş, su, hava" ya da "Üç boyut" gibi.


3, Allah'ın mutlak hakimiyetini simgeler: "Ruh, can ve beden"


3, erkek iradesini temsil eder.


Hristiyan inancında "Baba-Oğul-Kutsal Ruh" üçlemesi vardır.


Platon'a göre insan vücudu üç bölümden oluşur. "Baş, göğüs, karın" Baş akıl/ göğüs istem/  karın ise hazzı temsil eder.


3 defa "Para para para" diyen Napolyon, paranın değerini 3 ile vurgular.


Türk Kültürü'ndeki en meşhur üçleme: "At, avrat, silah" tır.


"Alaaddin'in Sihirli Lambası"ndaki cin, 3 şans verir. Sadece 3 dilek. Daha az ya da daha çok değil.


3 ile yapılan tanımların hatırda kaldığı sonucuna ulaşmış bilim adamları: "Giriş, gelişme, sonuç"


3, Hint Felsefesinde Tanrının yüzlerinin sayısıdır. Onlara göre Tanrı: Brahma Yaratıcı/ Vişnu Koruyucu/ Şiva Yok edicidir.


3, Eskimo dilindeki en büyük rakamdır. Eskimolar, 3'e kadar sayar ve daha büyük ifadeler için "Çok" der.


Konferanslarda konular 3 başlık altında toplanır. 3 rakamı öğrenmeyi kolaylaştırır.


3'e ayrılır İslamiyet'e göre nefs: "Kötülüğü emreden, kendini suçlayan, huzur içinde olan"


3, iki parçası birbirine eşit uzunluktaki tek rakamdır.


3, çekirdek ailenin sembolüdür: "Anne, baba, çocuklar"



27 Temmuz 2016 Çarşamba

Denizin şarkısı








Deniz tatlı şarkılar söylüyor bu gece.


Dalgalar fısıldaşıyor derinlerde.


Bir başka keyif var kuma dokunan ayaklarda.


Kalpten taşan mutluluğun sırrı ne?





26 Temmuz 2016 Salı

Yaratılış sırları








Bir şey, başka bir şeyin sebebidir.


Anlamsız olduğu düşünülse de, her şeyin büyük büyük anlamları vardır.


Her mutsuzluk, mutluluğa yapılan uzun bir yolculuktur.


Her yarım, bir gün tamamlanır.


Zorluklar, daha sonraki kolaylıkların ortağıdır.









25 Temmuz 2016 Pazartesi

Hera, Poseidon ve daha fazlası









Bazı insanlar, taktiklerle yaşamayı seviyor. İnsanlarla ilişkileri bir tiyatro oyunu teksti gibi. Her satırı ezberliyorlar. Doğaçlama yok onların oyunlarında. Her şey olması gerektiği gibi.


Kime ne kadar yakın duracaklarını biliyorlar. Kelimelerin ezberlenmiş olduğu çok belli. Samimi görünüyor ama soğuk bir kalp taşıyorlar. Belki de amaçları sadece kendilerini korumak.


Bazı insanlar, inatçı. Onların oyununda her şey doğaçlama, ezber yok. Yunan Mitolojisindeki Tanrılar kadar güçlü ve kararlı görünüyorlar. Onlara iyi davranmanız ya da onlardan uzak durmanız önemli değil. Bir şeyi yapmak istiyorlarsa sonuna kadar savaşmaktan korkmuyorlar.


Bu gruptaki "Korkusuz" insanlar, her an her yerde olma özelliği taşıyor. Kendinizi bir Yunan Efsanesinin içinde buluyorsunuz... Deniz Tanrısı Poseidon sizi izliyor olabilir. Fırtına Tanrısı Thyphon her an yolunuza çıkabilir. Kader Tanrıçaları Moiralar kaderinizi değiştirebilir. Neşe Tanrısı Risus aklınızı karıştırabilir. Mutlak Güç Sahibi Zeus tüm planlarınızı bozabilir. Zafer Tanrıçası Nike sizi yenebilir. Aşk Tanrısı Eros'un oklarından kimse kaçamaz. Afrodit tüm güzelliğiyle başınızı döndürebilir. Evlilik Tanrıçası Hera hiç ummadığınız bir gün karşınıza çıkabilir. Sıcaklık Tanrıçası Febris ikliminizi değiştirebilir.


Bazı insanlar ise Mitolojik kahramanlardan farklı bir felsefeyle yaşıyor. Sanki, huzur ülkesinin insanıdır onlar. Savaşmazlar. Sonuna kadar direnmezler. Çünkü biten şeylerin tekrar başlayamayacağını bilirler. Ne ezberledikleri tekstleri ne de doğaçlama yapacak yetenekleri vardır. Kılıçları ve savaşları sevmezler. Her kararınıza saygı duyarlar. Sizi zorlamazlar. Sizi esir almazlar. Sizi istemediğiniz şeyleri yapmaya mecbur etmezler.


Onlar mutlu olmak ister... Sevmek ve sevilmek isterler. Her şeyi coşkuyla ve özgürce yaşamak isterler. Ve sizi de özgür bırakırlar. Huzur ülkesinde kalmak zorunda değilsiniz. İstediğiniz zaman gidebilirsiniz.









Herkes kendi köyüne






Birbirinin lisanını bilmeyen insanların iletişimi, her zaman hoş görünür gözüme. Çeşitli el hareketleri ve mimiklerle anlaşmaya çalışan insanlar, heyecanlı bir hayata sahiptir, bence.


İtalyanca bilmeyen ben, dün gece çok eğlendim. Misafir İtalyanların ve arkadaşımın İtalyanca konuşmaları çok etkileyiciydi. Kendimi yabancı gibi hissettim ve bundan çok hoşlandım.


Gece denizde bitti.
Unutulmaz anılar ve telefonuma gönderdikleri İtalyan Atasözleri kaldı geriye.




Roma non fu fatta in un giorno.
Roma bir günde kurulmadı.




Moglie e buoi dei paesi tuoi villagio.
Evleneceğin kadını ve ineğini kendi köyünden seç.



L'uccello mattiniero si becca il verme.
Erken kalkan kuş, kurtçuğu yakalar.





24 Temmuz 2016 Pazar

Sen gidemiyorsan o gelir









Öğleye doğru bir arkadaşım aradı. Geçen hafta yurtdışından iş ortakları gelmişti, toplantıları vardı. Bunu biliyordum ama iş ortaklarının İtalyan olduğunu bilmiyordum.


Bu sabahki yazıyı okumuş. Telefondaki sesi muzipti. Gülerek şimdi nerede olduğumu sordu. Yurtdışı rezervasyonlarını iptal ettiğimiz için yurtiçindeki tatile devam ettiğimizi söyledim.


Arkadaşım ve ortakları, yoğun bir hafta geçirmiş. İşten bunalmışlar. Biraz dinlenmeye ihtiyaçları varmış, haftasonu için Marmaris'e gitmişler. Ama bu akşam, benim tatil yaptığım yere gelecekler. "Sen gidemiyorsan İtalya sana gelir" dedi arkadaşım. Yarın sabah ilk uçakla da İstanbul'a dönecekler.


Arkadaşlarımı çok seviyorum. Hepsi, benim için çok değerli. Bazen onları hak etmek için ne yaptığımı düşünüyorum, bulamıyorum.


Bu akşam yemekte buluşacağız. Sonra yapacak bir şeyler buluruz nasıl olsa. Ama eminim, gecenin sonu denizde bitecek. Çünkü arkadaşım da benim gibi gece denize girmeyi çok seviyor.


Mutlu bir pazar günü.