23 Haziran 2017 Cuma

Oruç ve ben







Oruç, kalbimde yaşayan tatlı bir çocuktur. Her çocuk gibi masumdur, sevgi doludur ve her gün biraz daha gelişir.


Oruç, en sevdiğim yaşam şeklidir. Oruç vefadır, oruç sevdadır.


Oruç, gerçekten sevince bir kalp, nelerden vazgeçilebildiğinin en kesin delilidir.


Oruç, güzelliktir, taçtır, kementtir.


Oruç, canı sevgiliye teslim etmektir.


"Canı canana teslim edemeyen âşık değildir." -Mevlâna-




Yeni eviniz





 

Dün gece ölmüşseniz bugün gömerler sizi. Törene en sevdiğiniz insanlar katılır ve bir de reklam yapmak isteyenler. Sevdikleriniz ağlarken diğerleri teselli turlarındadır, siz toprağın altında sessizce yatarken.


Toprak kokusu yavaş yavaş içinize doğru ilerlerken, törene katılanlar mezarlıktan ayrılır. Aileniz, o çok sevdiğiniz evinize gider ve bazı misafirler de onları ziyaret eder. Evinizde, gözyaşları ve bazen gülümseten anılarınızla gece devam eder, siz toprağın altında sessizce yatarken.


Artık ne umudunuz kalmıştır ne de yarınınız. Beklediğiniz günler hiç gelmemek üzere gittiler. Nefes bile almıyorsunuz, tüm dostlarınız böcekler ve fareler.


Siz böyle olmasını ummuyordunuz. Daha yaşanacak mutlu günler vardı. Tatil planlarınız, satın almak istediğiniz bir araba. Belki, o kafede daha çok zaman geçirecektiniz; eğer ölmemiş olsaydınız.


Öldüğünüz an her şey bitti, bu unutmadan yaşayınız.



22 Haziran 2017 Perşembe

Çınlayan metal para








Kalabalık bir cadde yürürken, cebimizden düşen metal paranın sesi duyulmaz. Çoğu zaman, o paranın cebimizden düştüğünü bile fark etmeyiz çünkü kalabalık bir yerdeyiz.


Aynı günün akşamında, hatta vakit sabaha yakınken aynı caddede yere düşen metal para, gecenin sessizliğini böler biranda. Düşen aynı paradır aslında ama zaman her şeyi farklılaştırır.


Kabalıkta sesi duyulmayan, kendi sesini bile duyamadan onlarca cümle kuran insanlar gibidir metal para. Kalabalıktaysanız her şey normal görünür ve kimse ayrıntıları fark etmez. Gecenin ıssızında değişir her şeyin rengi ve insan çoğu kez kendi haline inanamaz.


Herkes kalabalıktaki yalnızı oynar ve herkes kendine biraz yabancıdır. Metal paranın ince sesi her daim kulaklarda çınlar fakat bu çınlamanın tonu her kulak için farklıdır.



Kötünün diğer yüzü








Tanıştığımız herkes öğretmenimizdir. Çok memnun olmasak da bazen, tüm dersler öğrenilmek içindir.


Bazı insanların hayatımıza kattığı rengi severiz, bazı insanlarla sohbet etmek kederimizi hafifletir, bazı insanlar umut vadeden balon gibidir, bazı insanların değerini anlatmak için kelimeler yetersizdir. Hepsinden pek çok şey öğrendiğimizi, bakış açımızın hatta hayatımızın tadının değiştiğini biliriz.


Bazı insanlarsa yanlış yönde giden kamyon gibidir. Bizimle hiçbir ilişkileri olamayacağı halde, bizi bulduklarını ve bize çarptıklarını düşünürüz. Bu çarpışma hasar verir hem bize hem onlara. Ama biz onlara verdiğimiz hasarın boyutlarını hiç fark etmeyiz. Çünkü bazen, gereğinden fazla benciliz.


Oysa yaşanan bir trafik kazası değildir. Her şey büyük bir planın parçasıdır ve yanlış yönde giden kamyonun da anlatmak istediği bir ders vardır. Ve çoğu zaman biz, kamyonun sürücüsü kadar dikkatsiziz.


Yaşadıklarımızdan bir şey kazanamadığımız için kamyon da sürücüsü de uzun süre kalır hayatımızda. Biz "neden ben?" diyerek isyan ederken, zaman boşluktan sonsuzluğa doğru akar. Biz tükeniriz, zamanımız da tükenir.


Aslında, kötü sandığımız her şeyin iyi bir öğretmen olduğunu hatırlayarak, en kısa zamanda yaşamımızı yeniden düzenleyebiliriz. Dersi ne kadar çabuk öğrenirsek, kötü öğretmen de o kadar hızla gider hayatımızdan ve bir daha geri dönmez, çünkü ders bitmiştir.



21 Haziran 2017 Çarşamba

Soğuk anahtar








Adam apartmanın önüne geldiğinde mutsuzdu. Sanki, bakışları yüzünden düştü. Sağ elini cebine soktu ve dairesinin anahtarını aradı parmak uçlarıyla. Anahtarı buldu halde aramaya devam etti, bir süre daha. Soğuk anahtar, adamın evi kadar soğuktu.


Adam apartmanın gıcırdayan kapısını sol omzuyla iterek açtı. Kapının aralığından içeri süzülen bir sokak kedisi kadar yalnızdı. Elindeki soğuk anahtarla merdivenleri çıkmaya başladı. Evine ulaşmak istemeyen tek insan bu adam mıydı?


Günler önce sesler yükselmişti ve küçük bir sebep yüzünden kocaman bir kavga yaşanmıştı evde. O kavgaya kadar, ev hep sıcaktı. Adam karısına sarılırdı, kadın adamı koklardı. Günler ve geceler bir masaldan farksızdı.


Daire kapısının hızla kapandığı gün, kadın gitti. Kavga ayrılıkla bitmişti. Adam, kadının ardından koştu merdivenlere doğru. Kadın sanki kuş olup uçmuştu. O günden beri soğuktu adamın evi, adam böyle yaşamayı hiç sevmedi.



İlk çakra








Kök Çakra olarak da bilinen İlk Çakra, Kundalini Enerjisinin uykuda olduğu omurganın kökünde yer alır. Arındırıcı eliminasyon organlarıyla (deri, akciğerler, karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar) bağlantılıdır ve hayatımızdaki her şeyin temelini oluştur.


Herkes bilir ki, sağlam temel için toprağı en derine kadar kazmak gerekir. Tüm korkularınız Kök Çakrada birikir ve bu çakrayı en derine kadar temizlemezseniz, korku dolu bir hayat yaşarsınız.


Alışkanlıklarınız, yaşam tarzınız, hayata bakışınız bu çakrada gizlidir. Bu bölgeyi temizlemek için bacaklara yoğunlaşan spor yapmaya ihtiyacınız var. Çünkü ayaklarınızın yere sağlam basması gerekir.


Gerekli ruhsal çalışmalar ve sporla enerji noktalarındaki tıkanıklıkları temizledikten sonra, güven içinde gelişmeye başlayacaksınız. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edip seveceksiniz. Olayları, yaşamınızı, dünyayı,... gerçek haliyle ve endişelenmeden izlemeyi öğreneceksiniz. Her şey mükemmele doğru ilerleyecek. Akışta kalmayı kesinlikle başaracaksınız.


Daha önce sizi korkutan ya da üzen şeylerin artık sizi üzmediğini fark edeceksiniz. Enerjiyi ve çakraları temizlemeye başladığınızda, hayatınızın aktığını ve hiç bir engele takılmadığınızı göreceksiniz. Sizin için her şey kolaylaşacak. Çok daha mutlu yaşayacaksınız.


Birbirine bağlı üç çakra, alt üçgen olarak da bilinir. Üçü de eliminasyona, ölü enerjinin ve atık maddelerin boşaltımına odaklıdır. Bu üç çakranın elementleri toprak, su ve ateş gibi birbiriyle yakın ilişkilidir.


Kök Çakra temizlenirse özgüven artar ve kişi kendini güvende hisseder. Temizlenmezse kin ve kırılgan duygular kişiye hakim olur. Bu çakranın rengi kırmızıdır. Sembolü dört yapraklı lotustur ve toprak elementiyle tanımlanır.



20 Haziran 2017 Salı

Thomas Mann günlükleri








Thomas Mann'e göre ironik olmayan her roman tanım gereği sıkıcıdır. Elbette Mann, kendi romanlarının dışında kalan tüm romanların sıkıcı olduğunu düşünmüştür.


Mann'le ilgili bilinen en ilginç notlardan biri, ünlü yazarın özel yaşamında hiç gülmediğidir. Geriye bıraktığı mektuplardan ve günlüklerden bu kolayca anlaşılmıştır; ayrıca, edebiyatla ilgilenen herkesin bildiği gibi, Mann'in günlükleri ölümünden yirmi yıl sonra okunabilmiştir.


Ölümünün üzerinden çok zaman geçinceye dek açılmaması gereken kapalı zarflar bırakan her yazar, çok değerli olduğuna inanmıştır. Mann'in günlükleri okunduğunda da kendini çok değerli gören ve yaşadığı her saniyenin notunu yazmış bir adamla tanıştı dünya.


Thomas Mann, sabahları saat kaçta uyandığını, havanın nasıl olduğunu, her şeyden önemlisi ne yazdığına dair tüm ayrıntıları not etmişti günlüklerine. Tüm bunlar üzerine bilgece yorum yaptığına az rastlanır. Ama yine de Mann'e ait günlükler meraklıları tarafından heyecanla okunmaktadır.


*Javier Marias - Yazınsal Yaşamlar


Rimbaud gerçeği







Arthur Rimbaud'un günümüze ulaşan pek fotoğrafı yoktur. Sahip olduğumuz Rimbaud fotoğrafları, şairin yetişkin halini anımsatan imgelerdir.


Gençlik fotoğraflarında edebiyatla hiç ilgisi yokmuş gibi görünen bu adam, Somali kıyılarında yaşar ve düşük ücretli işlerde çalışır. Yine de erken yaşlarda yazmaya başlayan Rimbaud, kendisinden sonra gelen herkesten önce başlamıştır edebiyat yolculuğuna. Ve genç Rimbaud, tahminen yirmili yaşlarındayken şiir yazmayı bırakır. Bu da dünyanın en erken finallerinden biridir.


Arthur Rimbaud'un edebiyatın belleğine harika çocuk olarak geçmesinin sebebi budur: Rimbaud her zaman bir sır olarak kalmıştır. Şiiri neden bu kadar erken yaşta ve neden bu kadar başarılıyken bıraktığını kimse bilmez.


Şiiri bırakmak, Rimbaud'un yaşamındaki ilk radikal değişiklik değildir. Sanki, Rimbaud her iki-üç yılda bir kendinden sıkılır. Bu sıkıntı şu ünlü cümlede ifade bulur: "Je est un autre." (Ben bir başkasıdır.)


Çalışkan bir çocuk, parlak bir öğrenciyken iletişim kurmanın mümkün olmadığı bir serseriye dönüşür. Arkadaşları da meslektaşları da Rimbaud'tan vebadan kaçar gibi kaçmıştır. Çünkü Rimbaud, hiçbir zaman giysilerini değiştirmez, iğrenç kokar, yattığı yataklar bitle dolar ve sürekli sarhoş olurdu.


Arthur Rimbaud'un ölümünden sonra arkadaşları ve meslektaşları, onun eserlerini kötü kokuya maruz kalmadan okumayı başardı.


*Javier Marias - Yazınsal Yaşamlar


19 Haziran 2017 Pazartesi

Korkmayın ve durmayın







İnsanlar başka insanları ehlileştirmek için korkuyu kullanır.


Meselâ, bir kişi sizin başarılarınızdan rahatsız oluyor ve uslu bir kedi gibi evinizde oturmanızı istiyorsa, başarıya giden yolun başarılamayacak kadar zor olduğunu söyler.


Meselâ, ayrıldığınız sevgiliniz ona geri dönmenizi istiyorsa, başka kadınlarla çekilmiş fotoğraflarını paylaşır sosyal ortamda. Amaç sizi kıskandırmak ve "Ne muhteşem bir adam!" kaybettiğinizi anlatmaktır. Başka kadınları alternatif göstererek sizi korkutur ve "Aşkım!" diyerek ona geri döneceğiniz günü bekler.


Meselâ, toplum içinde güzel konuştuğunuzu bilen bir kişi, sizi susturmak ve etki alanınızı daraltmak için bu konuda biraz daha çalışmaya ihtiyacınız olduğunu söyler. Hatta daha da ileriye giderek, konuşmalarınızın "Sıkıcı" olduğunu bile söyleyebilir.


İnsanlar korkuyu koz olarak kullanır. Onların istemediği ya da beğenmediği davranışları gösterirseniz, korku seansları devreye girer. Sizi kontrol altında tutmak için başka yol bilmez bazı kıt beyinler.


Ve her zaman olduğu gibi ne yapacağınıza siz karar vereceksiniz. Ya korkup baskıyı kabul edeceksiniz ya da özgüveninizle siz onları korkutacaksınız. Bu kadar basit!



Şimdi bu moda!








Bu gün sizi üzen şey neydi?


Bir ay önce kalbinizi kim kırdı?


Mutlu gülümseyişinizi bir bıçak yarası gibi kim kesiyor?


Bazen içiniz daralıyor mu?


Bazen kendinizi çaresiz hissediyor musunuz?


Demek ki siz henüz, mutlu olmayı ve sürekli mutlu yaşamayı öğrenemediniz.


Siz izin vermezseniz kimse sizi üzemez. Siz izin vermezseniz kimse mutluluğunuzu bölemez. Siz izin vermezseniz kimse size zarar veremez. "Hayır" demeyi öğrenir ve sonuç ne olursa olsun kendinize yolunuza gitmeyi başarırsanız, kimse sizi durduramaz.


Üzülmek eskiden modaydı.


Şimdi neşeli şarkılar söyleniyor, kendini seven ve kendine değer veren kalplerde.



18 Haziran 2017 Pazar

Türküsüyle yaşayan








Çok uzaklarda söylenen bir türkü duyarım sessizlikte. İnce bir ses, her sözcüğün anlamını vurgulayarak duyurur türküsünü. Hep işittiğim halde pek bilmem bu türkünün ezgisini, sözlerini ama bitmeyen bir heyecanla ben de katılmaya çalışırım duyduğum ince sese, her defasında.


Türkünün ne başı bellidir ne sonu. Galiba ortasından duymaya başlarım her tekrarda. Hiçbir kelimesi gelmese de aklıma, küçük ritimlerle eşlik ederim ince sesliye.


Her türkünün bir hikâyesi vardır derler. Bu türküye ait bir yaşanmışlık da olmalı mutlaka. Sebep hikâye midir türkü müdür bilmem ama güçlü bir çekim alanından uzun süre çıkamam türküyü her duyduğumda.


Yolu bilmesek de gideriz bazen. Her şeyi duymasak da yarımları tamamlarız kalbimizde. Belki severiz bir türküyü tüm kalbimizle, belki de zaten bir türkü kadarız biz.



Sıla'ya Babalar Günü armağanı







Sıla Yalçın adındaki blog okuru "Acıyı Paylaşmak" adındaki yazıma bir yorum gönderdi, bir süre önce. (Yorumu yazının altında bulabilirsiniz.) Lakin yorumdan çok bir istek cümlesiydi gönderdiği cümle: "... babasızlıkla ilgili bir yazı yazar mısınız?"


O gün ve sonraki günlerde babasız bir çocuğun neler düşünebileceğini ya da neler hissedebileceğini zihnimde kurgulamaya çalıştım. Ama bilmediğim duygularla ilgili hiçbir kurgu yapamıyorum maalesef... Babam, muhteşem bir baba ve çok şükür ki yaşıyor. Üzgünüm Sıla, istediğin yazıyı yazamıyorum, yazsam bile çok sıkıcı bir yazı olacağına eminim. Çünkü içinde duygu olmayan her şey sıkıcıdır.


Fakat Sıla, annesiz bir yaşamla ilgili yazı isteseydi bu konuda bir şeyler yazabilirdim. Hayır yazamazdım. Yazamazdım, çünkü annesiz büyüyen bir çocuğum lakin anneyle yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlamıyorum. Annem öyle derinde, öyle uzak.


Bu yazının bir Babalar Günü yazısı olması gerekiyordu ama rotadan çıktım galiba...


Neyse... Şunu belirtmek isterim ki çok çok çok sevdiğim bir babam var. Babamı çok sevdiğim için tüm babalara çok saygı duyuyorum ve onlara güveniyorum. Babanız yaşıyordur umarım ama ölmüşse de gölgesi sizi korumaya ve sevmeye devam ediyordur mutlaka.


Babamın, tüm babaların, kendini baba gibi hisseden tüm kadınların Babalar Günü kutlu olsun.



17 Haziran 2017 Cumartesi

Zamanın dışına çıkmak








Boşlukta savrulurken bile, bir gizli amacınız var aslında. Amacınız sizi tanıyor ama siz onu göremiyorsunuz.


Çünkü her şeyi duyu organlarıyla kavramak niyetindesiniz. Duyuların çalışmadığı bir dünyayı hayâl bile edemiyorsunuz.


Sizin inanmanız için her şey kağıtlara yazılmalı, açıkça konuşulmalı, herkes bunları görmeli. Kendinizi ispatlarla yoruyorsunuz, aslında siz bir hayâlsiniz. Ve bu yüzden kendinizi kendinize bile ispat edemiyorsunuz.


Şu dünyaya üç günlük seyahat için geldiniz. Bulunduğunuz yere uyum sağlamak yerine, zamanın dışına çıkmaya çalışıyorsunuz.


Yanılıyorsunuz.



Hayâl etmeyi öğrenmek







Hayâller gerçeklerin bir parçasıdır ama gerçekler hayâllerin bir parçası olmamalıdır.


Pek çok insan, gerçek hayatından çıkamadığı için hayâl kuramaz. Onlar için her şey gerçek ve yalın olmalıdır. Yaşamlarında olmayan bir şeyi kazanabileceklerini düşünemezler. Zihin, geleceği kontrol altında tutmaya devam eder.


Oysa hayâl kurmak için gerçek yaşamlara ihtiyaç yoktur. Hayâller sınırsızdır ve hiçbir engele takılmadan kalpte kurgulanabilirler. Kalpte diyorum, zihinde değil. Çünkü zihin egonun yakın arkadaşıdır ve duygu akışını sürekli rahatsız eder. Zihin yeniye kapalıdır ve ona göre, eski olan her şey -mutlu etmese de- güvenlidir. 


Gerçekten hayâl etmeyi başarırsanız, sizin için en uygun zamanda, hayâlinizi yaşayacağınıza emin olabilirsiniz. Sanırım buraya kadar her şey anlaşıldı ama hayâl etmeyi pek bilmiyorsunuz galiba. Size yardım edebilirim:


Öncelikle, yalnız olmaya ihtiyacınız var. Kalabalıkta kalp sesinizi duyamazsınız. Muhtemelen evde yalnız olduğunuz herhangi bir zamanda, içinizdeki huzuru hissetmeye çalışın. Aslında ne kadar mutlu ve sakin olduğunuzu fark edin. Zaten bu esnada gerçek sandığınız yaşamdan uzaklaşmış olacaksınız. Ve sonra, hafiflik duygusu içinde, kalbinizden gelen kurguları görmeye çalışın. Sizin kurgu yapmanıza gerekli değil, kalbiniz sizin için her şeyi yapacak ve sizi en doğru yöne doğru itecek.


Hepsi bu! Şimdi gerçekten hayâl kurmayı başardınız. Hayâlinizi sizin için en doğru zamanda ve en muhteşem şekilde yaşayacaksınız. "Ama bu nasıl olacak?" diye düşünmeyin. Bu düşünce sizi şüpheye götürür ve hayâliniz asla gerçekleşmez. Siz hayâl edin ve yaratılış hakkında fikirler üretmeyin. Yaratmak Allah'ın işi. Siz sadece isteyin ve ayrıntılarla ilgilenmeyin.



16 Haziran 2017 Cuma

Acı veren güzellik







Geceyi dinlerken yavaşlıyor zaman. Ya da belki gece yavaşlatıyor her şeyi.


Bu yavaşlığa rağmen, sanki gece güzelleştiriyor her türden gizemi. Umutlar gece daha güzel görünüyor. Korkunç fikirler gecede parlıyor. Gecenin sesi yükseltiyor mutluluk balonlarını ve gece tüm gücüyle vuruyor son darbeyi.


Gece her zaman güzel şeyler anımsatmasa da güzelleştiriyor dokunduğu yeri. Zaten, her güzelin acıtan bir yönü olduğu besbelli.



Köpek gibi sevmek







Bir köpek, sahibini koşulsuz sever.


Bir köpek, sahibini kokusundan tanır.


Bir köpek, her zaman sahibine sadıktır.


Bir köpek, uzak kaldığı her zaman sahibini özler.


Bir köpek, sahibine her zaman sıcak davranır.


Bir köpek, şartlar anlaşılması zor olsa da sahibine güvenir.


Bir köpek, sahibi ölse bile onu terk etmez.


Bir köpek, sadece, sahibi tarafından sevilmek ister.


Köpeğin sahibi bir akşam eve yorgun gelse köpek bunu anlayamaz. Sahibiyle oynamak ister, onun ne kadar yorgun olduğunu bilmeden. Sahip köpekle pek ilgilenemezse köpek kırılmaz ve kendiyle oynamaya başlar. Çünkü köpek sahibinin ondan vazgeçmeyeceğini bilmektedir.


Sanırım, bir köpek kadar temiz duygulara sahip olamadıkça mutlu ilişkiler kuramayacağız.



15 Haziran 2017 Perşembe

Anıların izlerini silmek









Joe Vitale'e göre, anıların kötü kalıntılarıdır bugünü berbat eden. Anılar bir yüktür. Anılar tecrübe dediğimiz sözcüğün içini doldurur. Anılar zihnimizi meşgul eder. Anılar bugünü unutturur ve bizi sürekli geçmişte yaşatır. Anılar kötü bir çocuktur.


Biraz düşününce Vitale'e hak vermemek mümkün değil. Anıların kocaman cüssesinin altında ezilmeyen kişi herhalde yoktur. Anılar ezer, şekillendirir ve güzel anların katili olur.


Joe Vitale, eğer arınırsak anıların yükünden kurtulabileceğimizi söylüyor. Arınma yöntemi olarak da Ho'oponopono'yu öneriyor. Dört sihirli cümleyi hatırladınız mı?


"Seni seviyorum"

"Özür dilerim"

"Lütfen beni affet"

"Özür dilerim"


Bu cümlelerle ilgili henüz bir çalışma yapmadıysanız, sanırım hemen çalışmaya başlamalısınız. Tahmin ettiğinizden çok daha hızlı sonuçlar alacağınızı düşünüyorum. Anıları unutmak elbette mümkün değil ama anıların izlerini silmek, anıların açtığı yaraları iyileştirmek mümkün. Mümkün olduğunu biliyorum, çünkü ben denedim.



Ruh eşinizi nasıl tanıyabilirsiniz?








Ruh eşiyle ilgili seminerlerin en popüler sorusudur: "Ruh eşimizle tanıştığımızı nasıl anlarız?"


Onlar cevabı merakla beklerken, ben gülümser ve anın tadını çıkarırım. Gözlerdeki ışıltı öyle merakla ve heyecanla parlar ki bu, az rastlanır anlardan biridir. Tüm nefesler tutulmuşken konuşmak değil, onları izlemek isterim ama çok bekletmeyi sevmem.


Hayatın akışı içinde o kadar çok insanla tanışıyoruz ki ruh eşi konusunda akılların karışık olması normal bir durum. "Acaba kim? Hangisi? Geldi mi? Gelecek mi?" Bitmeyen sorular ve heyecanlı bakışlar. Cevabı siz de merak ettiniz değil mi? Bunu biliyorum, bu yüzden şu anda size gülümsüyorum ve anın tadını çıkarıyorum.


Peki... Daha fazla bekletmeden cevabı söylüyorum: "Ruh eşiniz, değişmesini asla istemeyeceğiniz insandır." Onu olduğu gibi kabul eder ve eksikleri ya da hatalarıyla seversiniz. Ruh eşinizin size mükemmel uyum sağlayan biri olduğunu hatırlatmak isterim. Zaten, size mükemmel uyum sağlayan birinin değişmesini neden isteyesiniz ki?


Genellikle, insanlar ilişkinin başında tarihi bir hata yapar. Bu hata, bir süre sonra partnerin bazı alışkanlıklarının değiştirilebileceği fikridir. Kişi, karşısındaki kişiyi, kendine uyumlu hale getirebilmeyi planlar. Fakat bu planlar asla işe yaramaz. Gücünüz başka bir insanı değiştirmeye yetmez.


Kişi sadece ve sadece, kendi isteğiyle değişebilir. Mesela, ruh eşinizle daha da uyumlu olmak için ya da belki, ona çok hayran olduğunuz için değişmek isteyebilirsiniz. Bu tamamen sizin sorumluluğunuzda. Lakin başkası için değişim programı hazırlayamazsınız.


Umarım, şu anda ruh eşiniz yanınızdadır. Eğer yanınızdaysa, aranızdaki muhteşem uyumu hissedebiliyorsunuzdur.



14 Haziran 2017 Çarşamba

Geride kalan umutlar







Umutlu olmak iyi bir şeydir, dediler bize. Umutlu insanlar vazgeçmez, umut seni yukarıya taşır, umut her kalpte vardır. Umut ekmek gibi, su gibi lazımdır. Umutsuz bir yaşam olmaz. Umudu olmayanın gidecek yolu yoktur. Kişi umutlarının peşinden koşmalıdır.


Düşünüyorum da... Belkide umutla ilgili bilgilerimiz eksiktir. Umut, peşinden koşulacak bir şey değildir belki.


Belki, umutlar bizim peşimizden koşuyordur. "Beni bekle!" "Beni gör!" "Beni duy!" diye bağırıyorlardır bize.


Belki umudun orada olduğunu bildiğimiz ve gördüğümüz halde, gerçeğe bu kadar yakın olmaktan korkup umudu terk ediyoruzdur. Kendimize "Hayır bu kadar kolay olmamalı!" deyip, umudu zor yollarda arıyoruzdur. Belkide umut, peşimizde koşmaktan yorulmuştur.


Olamaz mı?


Kendim gibi








Kendine yetemeyen insanların dünyası burası. Kendini sevmeyen, kendini her zaman itilmiş, unutulmuş hisseden insan  yavrularıyla dolu etraf. Kimse kendini kabul edemediği için başkaları tarafından da kabul görmeyi beklemiyor aslında. Hep oynan kedi-fare oyunu. Ve sonuç hep aynı.


Gülen insanların rüyası burası. Fotoğraflarda gülen, fotoğraflarda eğlenen, sevgisini fotoğraflarda ispatlayan, tüm mesajlarını fotoğraflarla gönderen insanlarla dolu etraf. Elinizdeki telefonda ya da bilgisayarınızda şöyle bir gezecek olsanız, dünyadaki herkesin mutluluk sarhoşu olduğunu düşünebilirsiniz. Gülen insanların rüyası burası, fotoğraflar bu rüyanın suç ortağı. Gülen suratların hazin yaşamı.


Oysa hayat bir cennet. Ne reklama ne de kendini başkalarına sevdirmeye gerek var. Herkes kendi hayatını yaşasa, herkes kendi tercihlerine doğru yürüse, kimse ardına bakıp oradakiler ne yapıyor diye düşünmese...


Keşke herkes kendi gibi olmayı bilse!



13 Haziran 2017 Salı

Gecenin sakladıkları







Bu gece, karasız bir gece.


Kararsız, yalınayak, aç, susuz ve biraz korkak. Diğer geceler böyle değil aslında, bu gecede bir tuhaf koku var.


Bu gece şiire acıkmış, sevgisizlik boğazını kurutmuş, korkaklığı terk edilmişliğinden ve çaresizliği yalınayak. Bu gece öyle bir gece, biraz edebiyat biraz felsefe.


Kışın kapılar ardına kilitlenen gecelerden biri bu. Çok tutsak kalmış, yazın geldiğini görememiş. O yüzden bu gece tutsak, kör, dilsiz.


Gökte dönen yıldızları kıskanan gece. Seher yeliyle avunmak isteyen gece. Yarından hiçbir umudu olmayan gece. Bu gece.



Zor zamanların kaptanı







Ruhunuz genişlemeye başladığında yani siz bir yolculuğa çıktığınızda, önce şaşkın ve korkak adımlarla ilerlersiniz. Çünkü her şey size yabancıdır. Yeni şeyler öğrenmek ve öğrendiklerinizi yaşamınıza uygulamak hem heyecanlı hem de sevindiricidir.


Bir süre işler yolunda gider. Sanırsınız ki hayat artık böyle devam edecek. Pek çok şey öğrendiniz ve başka insanların  bilmediği şifreleri çözmekte ustalaştınız.


Siz mutlu mutlu gülümserken, aniden bir fırtına başlar ve yeni öğrendiğiniz her şey eskiden bildiklerinizle savaşır. İçinizden sürekli dua eder, mantra tekrarlar ya da her ne öğrendiyseniz onları yapmaya çalışırsınız. Ama fırtına şekil değiştirir ve korkunç bir kasırga kılığında çıkar karşınıza.


Geminin dümenini tutamayan kaptan gibi hissedersiniz kendinizi. Sizin gitmek istediğiniz sakin bir liman vardır fakat kasırga dümeni derine daha derine doğru kırar. Artık yapacak bir şey kalmadığını hissedersiniz ve son duanızı okumaya başlarsınız.


O da ne? Siz tüm umudunuzu kaybetmişken birden kasırga durur ve güneş gülümser tüm sıcaklığıyla. Gözlerinize inanamazsınız o anda. Güverteye çıkar ve kollarınızı kaldırırsınız gökyüzüne: "Başardım!"


Evet başardınız ama bu zafer sarhoşluğu aldatmasın sizi. Yeni bir fırtına en yakın zamanda bulacak adresinizi. Ve siz bu defa hiç korkmadan gideceksiniz fırtınaya ve kasırgaya doğru. Çünkü artık, zor zamanlarda ne yapmanız gerektiğini öğrendiniz.



12 Haziran 2017 Pazartesi

Yaşam kurgusu







Güvenebileceğiniz insanlarla dolu bir yaşam istiyorsanız, önce siz kendinize güvenmelisiniz.


Çok sevildiğiniz bir yaşam istiyorsanız, önce siz  kendinizi çok sevmelisiniz.


İnsanların size dürüst davranmasını istiyorsanız, önce siz kendinize dürüst davranmalısınız.


Yaşamınıza çekici birini çekmek istiyorsanız, önce siz çekici olmalısınız.


Entelektüel arkadaşlar istiyorsanız, önce siz entelektüel olmalısınız.


Saygın bir kişi olmak istiyorsanız, önce siz kendinize saygı duymalısınız.


Yaşamınız ve kaderiniz sizin ellerinizde şekilleniyor, bunu hiç unutmamalısınız.



Çocuk eğitimi







Çocuk iki ya da üç yaşına geldiğinde toplumun bir parçası olmaya başlar. Artık mutlu bebek günlerin sayısı azalmaktadır.


Çünkü çocuğa "dur!" der annesi. "Yapma!" der babası. "Olmaz!" der bakıcısı. "Benimle yürü" der dedesi. "Elini ver" der halası... Çocuğa topluma uyum sağlaması gerektiği öğretilir ve çocuk artık bir birey olmaya başlamıştır.


Çocuğun ilk yaraları da iki ve üç yaşlarındayken açılmaya başlar. Evde; anne ve baba mutsuzsa, anne ve baba birbirine kötü davranıyorsa, anne ve baba yalan söylüyorsa, anne ve baba içeride başka dışarıda başka davranıyorsa çocuk yaralanır. Hem de bu yaralar her gün büyümeye devam eder. Eğer, çocuk yıllar sonra "Farkında" olmaya başlarsa kendini iyileştirebilir.


Anne ve baba çocuğuna, mükemmel bir insan olmanın kurallarını ezberletmeye çalışsa, da çocuk her zaman anne ve babasına benzer. Çünkü çocuklar görerek ve yaşayarak öğrenir; duyarak değil.


Her çocuk, doğduğu evin küçük bir fotokopisidir.


Her çocuk iki yaşına geldiğinde büyümeye başlar.



11 Haziran 2017 Pazar

Altıncı çakra








Altıncı çakra, kaşlarınızın arasındadır. Meditasyon için gözlerimizi kapattığımızda genellikle odaklandığımız yer burasıdır. Bu çakra, üçüncü göz olarak da bilinir ve bu gözümüz dışarıya değil, içimize bakar.


Bu enerji merkezi üzerinde çalışmak vizyonumuzu ve sezgilerimizi açar. Altıncı çakra tıkandığında hiçbir şeye inanmayız. Bütünle bağımızı koparırız. Maddi şeyler için, özellikle para için her şeyi yapabilir ya da her şeyi feda edebiliriz. Farkındalıktan uzaklaşırız. Bilinçli ve paylaşımcı olamayız. Sadece duyularımızla algıladığımız şeylere inanırız ve ruhumuzun derinlerine inemeyiz.


Altıncı çakrası açık insanlar, hisleri güçlü insanlar olarak tanınır. Bu insanların en büyük özelliği kendilerini tanımaları ve kendilerini dengeleyebilmeleridir.


Altıncı çakra sezgileri kontrol eder. Tıkanırsa kafa karışıklığı ya da depresyon başlar. Bu enerji merkezinin rengi çivit mavidir. Sembolü iki yapraklı lotustur ve elementi yoktur.



Tertemiz bir kadın: Hz. Meryem








Hani İmran'ın karısı (Hanne) şöyle demişti: "Ey Rabbim! Ben, karnımdaki bebeği her kayıttan âzâde olarak Sana adadım, benden kabul buyur. Muhakkak ki Sen, en iyi işiten ve bilensin!"
(Âl-i İmran/35)


O'nu doğurduktan sonra, ne doğurduğunu Allah bildiği halde yine de: "Ey Rabbim, bir kız çocuğu doğurdum. (Mabede hizmette) erkek, dişi gibi değildir. Bununla beraber ben O'nun adını Meryem koydum ve işte ben O'nu ve zürriyetini, o kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum!" dedi.
(Âl-i İmran/36)


Bunun üzerine Rabbi, Meryem'i güzel bir kabul ile kabul buyurdu  ve güzel bir surette yetiştirdi. Meryem'i Zekeriyyâ'nın himayesine verdi. Zekeriyyâ, O'nun bulunduğu mihraba her gelişinde, yanında yeni bir rızık bulur: "Ya Meryem! Bu sana nereden geldi?" diye sorardı. O da: "Allah tarafından..." derdi. Şüphe yok ki Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
(Âl-i İmran/37)


Hem melekler de şöyle demişlerdi: "Ey Meryem! Muhakkak ki Allah seni seçkin kıldı ve seni tertemiz büyüttü; hem seni âlemin tüm kadınlarından üstün kıldı."
(Âl-i İmran/42)


"Ey Meryem! Rabbinin huzurunda divân dur ve secdeye kapan. Rükû edenlerle beraber rükûa var!"
(Âl-i İmran/43)


Melekler şöyle dedi: "Ya Meryem! Haberin olsun, Allah seni, tarafından bir kelime ile müjdeliyor! İsmi Mesih İsâ İbn Meryem! Dünya ve ahirette seçkin ve saygılı, hem de Allah'a yakın kılınanlardandır."
(Âl-i İmran/45)


Meryem: "Ya Rabbi! Bana hiçbir insan eli dokunmamışken nasıl olur da bir çocuğum olabilir?" dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle! Allah neyi dilerse yaratır. O, bir şeyi murâd edince sadece ona "Ol!" der, o da oluverir."
(Âl-i İmran/47)



10 Haziran 2017 Cumartesi

Görünmeyen







Kalabalığın yalnız bir tarafı var.


Sevginin nefret kusan bir gizli yüzü var.


Umudun ağlatan bir acısı var.


Kayaların aşınmış bir yüzeyi var.


Dalgaların kavuşmaya çalıştığı bir sevdası var.


Güneşin lekelenmiş bir rengi var.


Ellerin hüzne ortak olmuş bir yarası var.


Dillerin henüz söylenmemiş bir yemini var.


Her görünende bir görünmeyen var.



İlkbahara veda








Bu yıl ilkbaharın nasıl geçtiğini anlayamadım. Oysa her ilkbaharda şakılar söylerdim, umutlar ekerdim. İlkbaharın büyük anlamları ve farklı tatları vardı benim için. Eskiden.


On gün önce yaz mevsimi başladı. İlkbahar kadar değilse de yazın da anlamları var kalbimde. Lakin bilmiyorum, bu yaz diğer yazlara benzer mi ya da ilkbahar gibi habersizce çekip gider mi.


Sanırım, şarkılarım ve umutlarım dört mevsime yayıldı. Artık mutlu olmak için günleri saymıyorum, mevsimleri beklemiyorum. Her gün, her an kendi şarkımın notalarını tekrarlıyorum.


İlkbahar üzülmesin, o hâlâ en çok sevdiğim mevsim. Ama diğer mevsimleri de sevmeyi öğrendim.






9 Haziran 2017 Cuma

Teşekkür ederim








Verdiğin dertler için teşekkür ederim Allahım.


Çünkü ben, o dertlerle büyüdüm, geliştim, yeni yollar keşfettim, sessizleştim.


Sessizlikte sen vardın; dertler beni susturdukça ben sana doğru yürüdüm.


Yürüdüğüm yollarda sen hep yanımdaydın ve ben yolun sonunda hep güldüm.


Teşekkür ederim Allahım, bana layık gördüğün dertler için.




Bugünü yaşamak









Bugünü tüm güzelliğiyle, neşesiyle, kederiyle, coşkusuyla, ıstırabıyla yaşa.


Bugünü karanlığıyla, ışığıyla, soğuğuyla ve sıcağıyla yaşa.


Bugünü korkmadan, cesaretle, durmadan, ara vermeden yaşa.


Bugünü sana getirdikleriyle kabul et ve tutkuyla yaşa.


Bugünü yaşa, çünkü sen bugün sensin.



8 Haziran 2017 Perşembe

Nezaket ve ego








Nazik olmayı başardığımız zaman egomuzdan sıyrılıyoruz demektir. Çünkü ego nazik olamaz, çok serttir. Ego yücedir, ulaşılmazdır, en başarılı ve en özeldir; egonun bu özelliklerinin nezaketle hiçbir ilgisi yoktur.


Nezaket mütevazidir, başkalarına da yaşam alanı açar. Durudur, dingindir, naiftir. Ego mütevazi olmayı aklından bile geçirmez. Her zaman savaşa hazırdır, huysuzdur, karmaşa içindedir; dinlenmeyi bilmez.


Lakin bir gün nezaket ve ego yarışırsa, su gibi olan nezaket kaya gibi duran egonun gidemediği her yere gidecek ve haklı zaferini ilan edecektir.



Mutluluğa doğru








Hayatımızın gerçek amacının mutluluğu aramak olduğuna inanıyorum. Bir dine inanalım ya da inanmayalım, farklı felsefelere veya farklı inanç sistemlerine bağlansak da bağlanmasak da; hayatta her zaman daha iyi bir şeyi arıyoruz. Bu nedenle, hayatımızın gerçek yönü mutluluğa doğrudur.


(Dalai Lama)



7 Haziran 2017 Çarşamba

Gecenin güzelliği







İçine girip bir daha dışarı çıkmak istemediğim gecelerden biri.


Ailem,


Dostlarım


Ve sevgi.



100 Yaşına Kadar Sağlıklı Yaşamak






Alexa Fleckenstein, 100 yaşına kadar sağlıklı yaşanabileceğini iddia etmiş ve bu konu hakkında bir kitap yazmış. Kitabın içeriğinde, hepimizin bildiği önemli sağlık kuralları var. Yine de incelemek isterseniz "100 Yaşına Kadar Sağlıklı Yaşamak Sizin Elinizde" adlı kitap tüm kitapçılarda. (Kitabın orijinal adı: "Own Your Health")


- Mutlaka güneşten koruyan kremlerden birini kullanmalısınız ve bu krem titanyum içermeli.


- Alüminyum ya da paslı mutfak gereçleri Alzheimer hastalığının sebeplerindendir.


- Her gün sıklıkla gülün.


- Pozitif düşünün, negatif düşünen hiç kimse başarılı ve sağlıklı olamaz.


- Dengeli yaşamaya özen gösterin. Uçlardaki bir yaşam tehlikelidir.


- Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenin. (Bence, başka insanları mutlu etmeyi de öğrenin)


- Her gün iki litre su için.


- Düzenli olarak uyuyun, uyku saatleriniz değişmesin.


- Ağız ve diş sağlığınıza özen gösterin.


- Güneşi belli zaman aralıklarında vücudunuza hediye edin ama kızarmayın.


- Beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirin.


- Eviniz kalenizdir, evinizde daha çok zaman geçirin ve evde huzuru yakalayın.


- Sigaraya asla yaklaşmayın.


- Günde bir kadeh şarap ya da bir kutu bira içebilirsiniz. Eğer bir günde daha fazla alkol tüketiyorsanız ciddi bir sorununuz var demektir, doktora gitmelisiniz.


- Genetiği değiştirilmiş yiyecekleri tüketmeyin.


- Fazla kafeinden uzak durun. Günde iki kahve içebilirsiniz.


- Düzenli egzersiz yapın.


- Gereksiz ilaçlarla vücudunuzu yormayın.


- Ya bir dine inanın ya da meditasyon yapın.



6 Haziran 2017 Salı

Kirlenmiş ruhlar cehennemi








Bireye değer verdiğini vurgulayan batılı ülkeler ve özellikle Amerika, bireyin en çok değer kaybettiği ülkeler aslında.


Sürekli kişisel gelişim çalışmaları yapıyorlar. Spiritüel danışmanları, psikologları, asistanları, spor eğitmenleri, spor salonlarında üyelikleri, sürekli gittikleri masörleri olsa da meditasyon onlar için çare olamaz. Doğu felsefesi, dinlerin umut veren huzurlu yönü onlara uygun değil.


Çünkü onlar öyle kaybolmuşlar ki bulunmaları imkansız. Kendilerine değer verdiklerini, hayatı, doğayı ve insanları sevdiklerini söylüyorlar sık sık. Bu söylemler bir itiraf aslında: "Size tarif ettiğim kişi değilim ben."


En belirgin özellikleri cinsel sapkınlıkları. Eş, eşler, çok eş, eğlence dolu çok eşli çekimler, kahkahalar ve babası bilinmeyen çocuklar. Oysa ilahi dinlerin hepsi, tek eşli olmayı emreder. Kişi kendini pek çok insanın önüne yem gibi atarak sadece değerini kaybetmektedir. Aldığı zevk kısa bir süre sonra bitecektir.


Kişisel gelişim de tek eşliliği destekler. Çünkü yatağınızı paylaştığınız herkes, daha önce birlikte olduğu insanların enerjilerini size taşır. Siz de daha önce birlikte olduğunuz kişilerin, o kişilerin daha önce birlikte oldukları hatta onların da daha önce birlikte olduğu kişilerin enerjisi bir anda sizin üzerinize yapışır ve bu enerjiler her zaman sizde kalır. Yani çok eşli insanların tek ilişkisinde yüzlerce farklı insanın enerjisi vardır.


Dinden bahseden ama gerçekte bunun ne olduğunu bilmeyen, toplumsal değerlerini yitirmiş, özünü ve dünyaya geliş amacını unutmuş, kendini ucuz bir kumaş gibi kullanmış, para kazanmak için her yolun doğru olduğunu savunmuş batılı insanlar; Hindistan'a gider kendi ruhunu arar ve Tac Mahal inşa ettirecek kadar çok sevebileceği bir kadının kokusunu ister. Ne yazık!



Beşinci çakra







Beşinci çakra boğazda, tiroit bezinin bulunduğu yerdedir. Bu yüzden metabolizma ve hormonların nasıl çalıştığı beşinci çakrayla ilgilidir.


Beşinci çakranın tıkanması halinde boğaz sorunları, ses sorunları, boyun sorunları ve tiroit hormonunda dengesizlik gözlemlenir.


Boğaz çakrası gerçekle, iç sesinizi dinlemekle ve öz kimliğinizi bulmanızla ilgilidir. Kelimelerin gücü, dil, bilgi ve etkin iletişim kurmakla bu enerji merkezi yükümlüdür.


Boğaz çakrası açık olduğunda ne söylediğinizi önemsersiniz. Eğer bu çakra düzgün çalışmıyorsa uyuşur ve kendinizi ifade etme yetenekleriniz zayıflar. Çekingen, özgüveni olmayan, başka insanların fikirlerinden ve yargılarından korkan bireyler olarak yaşarsınız.


Boğaz çakrası hakikat duygusunu kontrol eder, gölge duyguları inkâr ve tutarsızlıktır, rengi mavidir, elementi bu dünyada bulunmadığı söylenen göksel bir enerji olan eterdir, sembolü on altı yapraklı lotustur.



5 Haziran 2017 Pazartesi

Yaşayan ölüm








Platon der ki bedenler doğar ama var olmazlar.


Homeros'un Okyanus'u tanrıların babası, Thetis'i de anası yapması bize her şeyin durmadan dalgalanıp akmakta, renkten renge girip değişmekte olduğunu anlatmak içindir.


Kendinden önceki tüm filozofların da bu kanıda olduğunu söyler; yalnız Parmenides büyük bir güç saydığı devinimin nesnelerde olamayacağını söylüyormuş.


Pytagoras'a göre madde akıcı ve geçicidir. Stoacılara göre şimdiki zaman yoktur; şimdi dediğimiz geçmişle geleceğin bağlantısı, birleşimidir. Herakleitos'a göre, hiçbir insan aynı ırmakta iki kere yıkanmamıştır. Epikharmos'a göre, geçmişte borç almış olan şimdi borçlu değildir; geceden sabah kahvaltısına davet edilmiş biri davetsiz gelir yemeğe; çünkü çağıran ve çağrılan aynı adamlar değildir artık.


Doğmaya başlayan şey hiçbir zaman tam bir varlığa erişemez; çünkü bu doğuş zaten hiç bitmez.


Tüm bunları biliyor olmamıza rağmen, biz insanlar ölümden budalaca korkarız. Ölüm çok yaşadığımız, durmadan yaşamakta olduğumuz bir haldir. Herakleitos'un dediği gibi ateşin ölümü havanın doğuşudur; havanın ölümü suyun doğuşundan başka bir şey değildir. Çocukluk gençlikte ölür, gençlik olgun yaşta ölür, olgun yaş ihtiyarlıkta ölür.


Dünkü gün bugünde ölmüştür.


(Denemeler-Montaigne)


Dipten sesler








En dibe vurduğunda, elleri bomboş kaldığında hatta ölüme giderken bile şarkı söyler bazı insanlar. Onların hayatında umutsuzluğa ve korkuya yer yoktur.


Her dipte bir yükseliş sebebi vardır, her yokluk bir varlığın başlangıcıdır, her gözyaşı mutlu günleri müjdeler, her acının sonu gülümseyerek biter, her yok oluş bir diriliştir aslında.


Hiçbir zaman "Kaybettim" dememeli insan. "Ait olduğu yere geri döndü" demeli. Kendi bedeniniz bile toprağa aitken, başka şeylerin sahibi olamazdınız zaten. Sahibi olamazsanız kaybedemezsiniz.


Sancılar içinde kıvranırken çaresiz olduğunu düşünmemeli insan. Yoğun sancılar bir doğum haberi getirir her daim. Yeni bir şeyler oluyorsa hayatta, dümdüz yürümek pek mümkün olmayabilir.


Hayat güzel, konforlu ve huzur dolu. Bunları görebiliyorsanız gülümseyin yeter.



4 Haziran 2017 Pazar

Kendiniz için birkaç kelime







Yazıyor musunuz?


Yazın bence.


Ara sıra iki satır, günde birkaç kelime ya da her gün sayfalarca. Ama mutlaka. Yazın kendinizi.


Yazın ve yazdığınız aynada görün kendinizi. Profilinize iyi bakın. Kelimelerin içinde sakladığınız ama belkide henüz keşfedemediğiniz hazinelerinizi görmeye çalışın.


Yazın ve rahatlayın.


Yazın ve öfkelenin.


Yazın ve serinleyin.


Yazın ve gidin.


Yazın ve gülün.


Ama mutlaka yazın.


Kendiniz için.


Temiz bir ev








Bazen, bilerek ve isteyerek evinizi özgür bırakırsınız. Bu özgürlük içinde ev, tozlanır. Bir dağınık hava etrafa her gün biraz daha yayılır.


Tozlara ve dağınıklığa da özgürlük verirsiniz. Görseniz bile onları, görmemiş gibi yaşamaya devam edersiniz. Sanki, bir çöp yığınına dönüşen evin de bir sıcaklığı vardır.


Mutlu ve keyifli günler yaşarsınız, görmeden üstünden atladığınız kalabalık evde.


Sonra bir gün, bunu hiç düşünmediğiniz bir anda, içinizdeki ses "Kalk!" der. "Kalk ve evini temizle!" Otomatik pilota bağlanmış gibi, plan yapmadan ve aklınıza estiğince silip süpürmeye başlarsınız kendi kutunuzu. İşte o anda bir kıyım başlar aslında.


Tozlar ve dağınıklık yok olurken, ne kadar acımasız davrandığınızı fark etmezsiniz. Çünkü önemli olan şey, kendi evinizde rahat ve temiz yaşamanızdır. Tozların nereye gittiğinin ne önemi var?



3 Haziran 2017 Cumartesi

Eskiden sevdiğim pek çok şey







Çok sevdiğim yazarlar vardı, çok sevdiğim kitaplar, çok sevdiğim filmler ve çok sevdiğim daha nice şey.


Yakın zamana kadar çok sevdiğim pek çok şeyi, artık pek sevmediğimi hissediyorum. Kitaplarda, altını koyu renk kalemle çizdiğim satırlar vardı. Kim bilir kaç kere okumuştum onları; okumuştum ve ilham almıştım. Artık o satırların pek çoğu, koyu renk kalemi hak etmiyor bence.


Zaman mı değişti, ben mi değiştim, ben artık orada değil miyim? Pek çok soruyla gerçeğe ulaşmak mümkün hâlâ, ama gerçeğin tek olmadığını öğrendim. Bu yüzden dedektif oyunlarından vazgeçtim.


Bir sandaldayım, küçük bir sandal. Kürekler yok, motor yok. Güneş en tepede parlıyor ve daha önce bir hikâyede bahsettiğim gibi parmak uçlarım dokunuyor deniz suyuna. Akıntıyla aynı yönde ilerliyor sandal ve eskiden çok sevdiğim pek çok geride, kumsalda kaldı.



Ruhunuzun yarısı







Ne üretilmişse ya da ne yaratılmışsa mutlaka kavuşacağı başka bir şey vardır. Hiçbir şey ya da hiç kimse yalnız değildir. Her şeyin ve herkesin bir tamamlayıcısı vardır. Her şey diğer yarısıyla birlikte anlam bulur.


Biraz sınırları zorlayabilir ama belki sizin oturmanız için üretildi o koltuk. Dünyanın herhangi bir yerinde sizin hayatınıza dokunan bir kitap yazıldı. Sizi hiç tanımayan ama sizi herkesten daha iyi anlayan biri doğdu çok uzaklarda. Televizyonda her hafta izlediğiniz dizi film sizi aydınlatmak için çekildi. İçtiğiniz suyun size getirdiği bir mesaj vardı.


"Birimizin soluduğu nefes, diğer kişinin aldığı nefestir." Hepimiz biriz ve her an birlikteyiz. Ama bu birlikteliğin içinde ikili küçük buluşmalar var. Evren, mesajlar, dualar ve birbirine bağlanan her şey. Kuantum Fiziğinin geniş dünyası ve sezginin sınırsızlığı.


Yalnız değilsiniz. Etrafınız çok kalabalık ve bu kalabalığın içinde, henüz bilmeseniz de sizin için yaratılmış çok özel biri var; ruh eşiniz.


Geçen haftaki seansta ruh eşleri olduğunu söyledim beni dinleyen gruba. Çoğu bu fikre sıcak bakmadı. Reddettiler, güldüler hatta alay edenler bile vardı. İlk defa, onlara açıklamaya çalıştığım bir konuya böyle tepki verdiler.

Tepkileri bana değildi. Herkes konuşurken kendi iç dünyasının kelimeleriyle konuşuyordu. Ve bazen bir şeyi kabul etmek, iç dünyamız için çok zordu.


Ruh eşi Allah'ın gönderdiği muhteşem bir hediye ve biz genellikle muhteşem şeyleri yaşamımızda istemiyoruz; buna inanamıyoruz. Kurban rolü oynamak ve kendine acımak, her şeyi kadere bağlamak gibi alışkanlıklarımız var.


Kabul etmek istemeseniz de size gönderilmiş, sizin için üretilmiş pek çok şeyin yanında bir de ruhunuzun diğer yarısı var.


2 Haziran 2017 Cuma

Uyutan yorgunluk







Çok yorgunum. Bazen sadece çok yorgunum. Böyle zamanlarda hiçbir şey düşünemiyorum, kelimeleri algılayamıyorum. Uzay boşluğunda savrulan bir astronot kadar yönsüz ve amaçsızım.


Çok yorgunum. Tek dileğim başımı yastığa dayamak. Şu anda uyumak dışında her şey çok anlamsız. Bu kadar basit yaşıyoruz aslında. Uyumak kadar basit ama gerekli.


Çok yorgunum. Gözlerim açık olsa da beynim uyumaya başladı galiba. Geçen gün bir seminerde görmüştüm; ön sırada oturanların bakarken uyuduğunu. Hallerine çok gülmüştüm fakat ben de onlar gibi içimde uyuyorum bilgisayarın karşısındaki ön sırada.


Çok yorgunum. Bazen sadece çok yorgunum.



Cennete mi cehenneme mi?







Adamın biri Mevlâna'ya sormuş:


- Çok merak ediyorum, öldüğüm zaman ben cennete mi gideceğim cehenneme mi?


Mevlâna cevap vermiş:


- Cevap çok basit.Yaşadığı gibi ölür insan. Bugününe bak, nasıl yaşıyorsun? Cennete mi layıksın cehenneme mi?




1 Haziran 2017 Perşembe

Mağaradakiler








Dışarı çıkmaya çalıştığımız her an, içeride olduğumuzun bilincindeyiz aslında. İçeride mutlu olmaya çalışmak yerine, bilmediğimiz dışarının, yabanın hayâlini kurmaktayız. Böyle düşününce pek cesur olduğumuz sanılsa da kendi içimizde kaybolduğumuz aşikâr.


Hep, sebepler ve sonuçlar aramaktayız. Orta yol yok, illa ki bir zirveye ya da dibe gitmeli yollar. Sınırların orada ve her zaman var olduğunu bile bile, belki de eski tecrübeleri kanata kanata dikenli tellere takılmalıyız umarsızca.


Deli akşamlarda, çılgın şarkılar söylemeli ve varlığımızın amacını öğrenmeliyiz. Öğrenmeliyiz çünkü bildiğimiz her şeyi çoktan unuttuk.


Yüzyıllarca bir mağarada yaşadıktan sonra, dışarıdaki yaşamı hatırlamak için heyecanlandık ama heyecanımız çabuk söndü; sustuk ve durduk. Çünkü dikenli teller hâlâ oradaydı.



Buddha'nın doğuşu







Hikâyeye göre, Gautam Buddha, annesi bir sal ağacının altında otururken doğdu. Ve Buddha, doğduğu anda ayakta duruyordu.


Ayakta durmakla yetinmeyen Buddha, annesinin önünde yedi adım attı ve Evrene: "Ben gelmiş geçmiş en aydınlanmış insanım!" dedi.


Aslında her doğan bebek, gücü olsaydı aynı şeyi söylerdi: "Ben en aydınlanmış insanım, eşsizim!"


Belki bu hikâye, her çocuğun masumiyetini, aydınlanmasını anlatmanın sembolik bir yoludur.



30 Mayıs 2017 Salı

Kirlendi




Tüm renkler hızla kirleniyordu


Birinciliği beyaza verdiler.


(Özdemir Asaf)



Korku







Kendimize güvenmediğimiz zaman korkarız. Kendimize güvenemediğimiz için hayata da güvenemeyiz. Kendimize güvenemediğimiz için başka insanlara da güvenemeyiz. Her zaman, bir şeyleri kontrol etmek isteriz.


Güven, korkularımız aşmak istediğimiz zaman öğrendiğimiz duygudur. Buna inanç sıçraması denir. Önce İlahi Varlık'a güvenerek işe başlamalıyız. Yani görünene değil, görünmeyene inanmaya odaklanmalıyız. Evren bizim gördüklerimizle sınırlı değil.


Zihninizde korku veren düşünceler belirdiğinde şöyle deyin: "Beni korumak istediğini biliyorum. Bana yardım etmek istediğini anlıyorum. Teşekkür ederim." Korku veren düşünceyi algılayın ve bunu kabul edin. Zihninizin sizi korumaya çalıştığını unutmayın.


Korku, zihinlerimizin sınırlamasıdır. İnsanlar evsiz kalmaktan, hasta olmaktan,... çok korkar. Öfke ise korkunun savunma mekanizmasına dönüşmesidir. Yani engellenemeyen korkular öfkeye dönüşür.


Korku, sevginin zıt anlamlısıdır. Ve maalesef, korkunun olduğu yerde sevgi yoktur.



29 Mayıs 2017 Pazartesi

Çatlak testiler








Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz.


Mükemmel olmak ulaşılması imkansız bir hedef. Eğer bu dünyadaki yaşamımıza devam edeceksek ve dünyaya katkı sağlayacaksak, güçlü ve zayıf yönlerimizi iyi bilmeliyiz. Önce kendi çatlaklarımızı kucaklamalı ve onarmalıyız.


Artık kendini kabul et. Çatlaklarına rağmen, sen muhteşem ve tamsın.




Şarkı söyleyen kuş







Konduğu dal çok ince olduğu için


Düşmekten korkan


Ama yine de


Kanatları olduğunu bilerek


Şarkı söyleyen kuş gibi ol.


(Victor Hugo)



28 Mayıs 2017 Pazar

Çakralar hakkında birkaç şey







Çakralar, duygu geçişlerinin yaşandığı noktalardır. İnsan vücudunda yedi çakra olduğu söylense de, bu sayı Osho'ya göre 52'dir.


Çakralarınız tamamen açık olduğunda ki bu pek çok insan için ütopik bir değer taşır; sağlıklı, zinde, mutlu ve İlahi Güç ile uyumlu yaşarsınız. Yaşadığınız her şeyin sizin için mutlaka "İyi" olduğunu bilirsiniz. Hayatınız başka insanlar için de değerlidir, çünkü çeşitli yollarla onların ruhunu beslersiniz.


Herhangi bir çakrada oluşan tıkanıklık, hayatınızı zindan eder. Hastalıklar, aslı olmayan zihin kurguları, şüphe, kıskançlık, mutsuzluk, güvensizlik sizin ayrılmaz dostlarınızdır. Kötü bir zamanda yaşadığınızı hissedebilirsiniz.


Çakralar, bir çark gibi dönerek hayatımızın akışına kolaylık sağlar. Eğer çakralardan biri tıkanırsa bu kötü haberdir ama eğer çakralardan birkaçı ya da hepsi tıkanırsa bu kötü bir filmin müjdesidir.


Kendinizi her zaman hafif hissetmeye özen gösterin, direnç gösterdiğiniz her seferde bir çarkı tıkadığınızı hatırlayın. İzin verin, duygular çarklara takılmadan aksın ve siz mutlu yaşayın.



Üçüncü çakra








Ramazan ayında en çok hatırladığımız organ, herhalde midedir. Şu anda mideniz boş olabilir ama sezgileriniz belkide zirvededir. Zirveyi iyi değerlendirin ve mide çakrası olarak bilinen üçüncü çakranın sesini dikkatli dinleyin.


Yasal uyarı: Bu yazı sizi doyuramaz ama önemli bir konuda bilgi sahibi olmanıza yardım edebilir.


Mide çakrası olarak bilinen üçüncü çakra, karın bölgesindedir. Sindirim sistemini, karaciğeri, safrakesesini, dalak ve pankreası etkiler. Bu bölgedeki tıkanıklık veya dengesizlik yeme bozukluğuna, sindirim zorluğuna, enerji düşüklüğüyle beraber öfkeye; kin, nefret, kıskançlık, utanç gibi duygulara sebep olabilir.


Diyet ve sindirimle ilgili sorunlarınız varsa; şişmanlıyor yada rahatsız edici düzeyde zayıflıyorsanız, çalışmanız gereken bölge burasıdır.


Stresli ve gerginseniz bunu midenizde hissedersiniz. Sezgilerinizi de burada hissedersiniz.


Bu çakra özgüveni ve cesareti temsil eder. "Yapabilirim!" duygusunu hissettiğiniz yer burasıdır. Mide çakrası, kişisel güç merkezidir. Bir hayâli gerçekleştirmek ya da bir fikri uygulamaya geçirmek için, üçüncü çakranızın dengeli çalışması gerekir. Bu çakrada dengeli bir kişi, her eyleminde başarılıdır ve başkalarına ilham verir.


Üçüncü çakranın rengi sarıdır. Elementi ateştir.



27 Mayıs 2017 Cumartesi

Mevlâna öğretisi 142








Ne kadar çok konuşursan konuş, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.



Mevlâna





Hoş geldin








Hoş geldin ya şehr-i Ramazan.


Hoş geldin kalplere huzur veren.


Hoş geldin kibri törpüleyen.


Hoş geldin herkesin aynı olduğunu simgeleyen.


Hoş geldin ateşten uzaklaştıran.


Hoş geldin kainata ışık saçan.


Hoş geldin umuda yol veren.


Hoş geldin güzeller güzeli.


Hoş geldin en çok özlenen.




26 Mayıs 2017 Cuma

Tabloda ne görüyorsunuz?







Bazen çevremizdeki insanlardan, ilişkilerimizden, içinde yaşadığımız evden belki komşumuzdan bile uzaklaşmak isteriz. Böyle zamanlar, bizim endişe anlarımızdır. Sonuca ulaşamadığımız her gün, biraz daha sıkılır, yorulur ve kaçmak isteriz.


Oysa, tabloya karşıdan bakmayı öğrenerek içinde bulunduğumuz durumun-durumların hayatımızın bütünüyle uyum içinde olduğunu görebiliriz. Yaşamımız tesadüfler zincirinin bir parçası değildir. Aklımıza düşen, hayatımıza gelen her  şeyin bütünün içinde bir görevi mutlaka vardır.


Tek tek her şeyle ilgilenmek yerine, kahve fincanınızı elinize alın ve hayatınıza karşıdan bakın. Bu bakışla nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi net bir şekilde göreceksiniz. Hatta belki çok sevineceksiniz.



Büyüyorsunuz







Ruhsal büyümeyi gerçekleştirmek için hayatınızdaki her şeye ihtiyacınız var. Bir dağdaki mağarada aylar boyunca meditasyon yaparak büyümeniz mümkün değil.


Bulaşık yıkamak, araba sürmek, ütü yapmak hatta günlük rutin tüm işler sizin ruhsal büyümenize yardım edecektir. Karşınıza çıkan her insandan, her durumdan, her zorluktan bir şeyler öğrenmek için buradasınız. Anda kalmayı öğrenmek, yaşananların tümüyle farkında olmak size berraklık ve uyum katacaktır. Dengede kalmayı öğrendiğiniz zaman her şeyin mükemmele doğru gittiğini göreceksiniz.


Tüm bu ilerlemelere rağmen, bazen, eski korkularınızın ve endişelerinizin, tekrar, size çarptığına şahit olabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken şey, zor anların ne kadar zaman devam ettiği. Eskisi gibi uzun süre etkileniyor musunuz ya da mümkün olan en kısa sürede akışa dönmeyi başarıyor musunuz?


Kişisel gelişim öyle bir yolculuk ki geri dönüş yolu yok. Her zaman, ileriye gidiyorsunuz. Kötü anılarınızdan ve eski alışkanlıklarınızdan bir anda kurtulamazsınız belki, ama hızla değişmeye devam ediyorsunuz.


Çünkü kendinize muhteşem bir hediye verdiniz: Büyümek.



25 Mayıs 2017 Perşembe

Umudun adı: Nuray








Nuray Hanım danışanlarımdan biri. Son aylarda sık sık görüşüyoruz. Burada, adını zikretmemi kendisi istedi, çünkü size umut olmak istiyormuş.


Tanıştığımızda, Nuray Hanım önüne bakarak konuşuyordu. Utandığı için değil, insanlardan uzak kalmak istediği için sürekli önüne bakıyordu ve asla göz teması kurmuyordu. Kendinden hiç bahsetmiyordu. Temiz giysileri vardı ama iş ortamı müsait olsa pijamayla ya da eşofmanla evden çıkacak kadar umarsızdı.


İlk günlerde, Nuray Hanım'ın güldüğünü hiç görmedim. Ben güldüğüm zaman, nezaketinden ağzını açar gibi yapıyordu ama bu gülmek değildi.


Bir yıl önce, Nuray Hanım'ın kalp krizi geçirdiğini öğrendim. Boynuna doğru uzanan ameliyat izinden bunu zaten anlamıştım. Kalbi kırık, hayâlleri yıkılmış bir insanın kalp krizi geçirmesinden daha normal bir şey olamazdı ve Nuray Hanımla ilgili ilk fikirlerim oluşmaya başladı.


Tanıştıktan bir süre sonra, karanlık ve soğuk bir kış gününde bana: "Değişmek istiyorum, bunaldım!" dedi. Değişimin o anda başladığını henüz bilmiyordu.


Usanmadan; sevgiyle ve mutlulukla çalışıyoruz Nuray Hanımla. O artık gerçekten mutlu bir kadın. Akışta kalmayı öğrendi, değiştiremeyeceği şeylerle savaşmaktan vazgeçti. Günün her anında sıcak bir gülüş var yüzünde; yarınlardan umutlu ve bugünü doya doya çekiyor içine.


Hayatındaki pek çok şey gibi, Nuray Hanımın giyim tarzı da değişti. Bacağındaki ve göğsünün üstündeki dikiş izlerinden utanıyordu; bu yüzden her gün pantolon ve boğazı uzun kazak giydiğini itiraf etmişti. Lakin artık etekler ve elbiselerle görüyorum onu. Pantolonlarının modeli daraldı. Ayrıca Nuray Hanım belirgin oranda zayıfladı. Daha neler neler...


Bunları nasıl mı yaptık? Bu da benim sırrım.



Geliştiren seanslar







Çarşamba ve Cuma günleri, iki farklı grupla seans yapıyorum.


Çarşamba günü seans için gelen danışanların yaş ortalaması 40. Hepsi çalışıyor, çoğu evli. Hayattan ne istediklerini biliyorlar. Tercihleri var ve artık önlerine konan her yemeği yemiyorlar; aç kalsalar bile yemiyorlar. Ağzımdan çıkan her kelimeyi gözleriyle yutuyorlar. Her kelimede hayatlarının genişlediğini, farkındalıklarının arttığını gözlemliyorum. Birlikte geçirdiğimiz her saniyeyi en iyi şekilde değerlendiriyorlar. Onlarla çalışmayı çok seviyorum.


Cuma günü seans için gelen danışanların yaş ortalaması 20. Eğitim hayatlarına devam ediyorlar, birkaçı çalışıyor. Umutları var. Hayattan her şeyi önlerine koymasını bekliyorlar. Henüz kendi sınırlarını bilmiyorlar. Kimisi her şeyi yapabileceğini sanacak kadar cesur, kimisi de her şeyden korkuyor. Uçlardalar. Öğrenmeleri gereken çok şey var ve zamanı geldiğinde öğrenecekler. Ben onlar için sadece yolu aydınlatan bir mumum. Onlarla çalışmayı da çok seviyorum.


Her iki grupla da hemen hemen aynı konular üzerinde çalışıyoruz. Ama gruplar arasındaki yaş farkı algıyı değiştiriyor. Birikim ve tecrübeyi oluşturan "Anılar", yaş ortalaması 40 olan grubu öne geçiriyor. Gençler henüz emeklemeye başlamadı bile.


Kişisel gelişimle ilgilenmeye başladığım ilk zamanlarda: "Keşke bu bilgilere daha önce ulaşmış olsaydım" gibi düşünceler geziniyordu kafamın içinde. Şimdi anlıyorum ki bazen geç kalmak -geç kaldığını sanmak- erken gitmekten daha iyi.



24 Mayıs 2017 Çarşamba

Steve Jobs incileri









Otoparktaydım, anahtar arabaya takılıydı ve kendime dedim ki, eğer bu gece dünyadaki son gecem olsaydı, vaktimi nerede geçirirdim? Otoparkı koşa koşa geçtim, onu akşam yemeğine davet ettim. Kabul etti. Beraber yürüyerek şehir merkezine gittik ve o zamandan beri birlikteyiz.

                    -Eşi Laurene ile tanışmasına dair
                     The New York Times, 1997



... 10 yıl önce Apple'a geri döner dönmez müzeyi, belgeleri, makineleri Stanford'a bağışladım. Böylece bir nevi örümcek ağlarını temizlemiş oldum. Artık geçmişe bakmayı bırakalım, dedim. Önemli olan yarın ne olacağı.

                     All Things Digital D5 Konferansı



Bu, benim mantralarımdan biridir: Odaklanmak ve basitlik. Basitlik, karmaşıklıktan daha zor olabilir: Bir şeyi basitleştirmek uğruna zihninizi arındırmak için çok çalışmak zorundasınız. Ama nihayetinde buna değer, çünkü bir kere başardınız mı, dağları yerinden oynatabilirsiniz.

                      Business Week, 1998



Bir zamanlar, katıldığım her toplantının en genci bendim. Şimdiyse genelde en yaşlı ben oluyorum. Yaşlandıkça, insanın içindeki isteğin büyük fark yarattığına inanmaya başladım.

                      Business Week, 2004



Steve Jobs








Ölümünün ardından bile, insanlar Apple'ın kurucu ortağı ve dünyanın iMac, iPod, iPhone ve iPad'in arkasındaki isim olarak tanıdığı Steve Jobs hakkında hâlâ fikir ayrılığı yaşıyor.


Kimilerine göre Jobs, dünyayı iyi yönde değiştiren adamdı; bir mucit ve günlük hayatımızda müthiş bir etki bırakan bir girişimciydi. Kimilerine göre ise Jobs yalancı peygamberdi; kartlarını saklayarak oynayan hilekâr bir adamdı ve sektörde kötü giden her şeyi temsil ediyordu. Konu Jobs ise herkesin bir fikri vardı.


Steven Paul Jobs (1955-2011), ABD'li enformasyon teknolojisi girişimcisi ve mucidi. Apple Inc.'in kurucu ortağı, başkanı ve CEO'su; Pixar Animasyon Stüdyolarının başkanı ve CEO'su ve en büyük hissedarı; NeXT Inc.'in kurucusu, ortağı ve başkanı idi. Steve Jobs, Apple kurucu ortağı Steve Wozniak'la birlikte, 1970'lerdeki mikrobilgisayar devriminin öncülerinden biriydi.


San Francisco'da doğan ve evlatlık verilen, 1960'larda San Francisco Bay Area'da bütüyen Steve Jobs'ın karşı kültürel yaşam tarzı, bütünüyle zamanın ruhundan kaynaklanıyordu. Jobs 1972'de kısa süre için Reed Collage'a gitmişse de okulu bırakmış ve 1974'te Hindistan'a gitmeye ve Budizm'i öğrenmeye karar vermişti.


Jobs, Wozniak'ın Apple 1 adlı kişisel bilgisayarını satabilmek için 1976'da Wozniak'la beraber Apple'ı kurdu. İkili bir yol sonra, Apple 2'nin piyasaya çıkmasıyla hem şöhret kazandı hem de zengin oldu. Fakat her şey muhteşem ilerlemiyordu ve ikili arasında iktidar savaşları başladı. Jobs, 1985'te Apple'dan ayrıldı.


Jobs, Apple'dan ayrıldıktan sonra, Apple üyelerinden birkaçını yanına alarak NeXT'i kurdu. NeXT, yükseköğrenim ve ticaret pazarlarına yönelik ileri teknoloji bilgisayarlar konusunda uzmanlaşmış bir bilgisayar platformu geliştirme şirketiydi. Jobs buna ek olarak, 1986'da George Lucas'a ait film şirketinin bilgisayar grafikleri departmanının şirketleşmesini finanse ederek , sektördeki görsel efekt çalışmalarının gelişme sürecinin başlamasına yardımcı oldu.


1977'de, Apple NeXT'i satın alarak, Jobs'ın bir kez daha şirketin CEO'su olmasına izin verdi. Jobs'un yokluğunda Apple çok kan kaybetmişti. Jobs işe "Think dİfferent" sloganlı reklam kampanyasıyla başladı ve tasarımcı Jonathan Ive'la yakın çalışarak ortaya büyük kültürel dallanmalara sebep olacak ürünler sundu: iMac, iTunes, Apple Store, iPod, iTunes Store, iPhone, App Store ve iPad. Mac OS da, NeXT'in NeXTSTEP platformunu temel alarak Mac OS X'e çevrildi.


Steve Jobs'a 2003 yılında pankreas kanseri teşhisi kondu ve 5 Ekim 2011 tarihinde, tümöre bağlı solunum durması sebebiyle öldü.


Hakkındaki tüm tartışmalara rağmen Jobs, dünyanın en başarılı insanlarından biri olmayı başardı.


*Sokrates'le Bir Akşam Yemeği - Steve Jobs



23 Mayıs 2017 Salı

Taşınamayan yükler








Yardım etmek istediğiniz halde yardım edemediğiniz, kendini geliştiremeyen ve genişleyemeyen, sırtınızda bir yük gibi hissettiğiniz insanlar var mı?


Zihninizde, bu yükleri bıraktığınızı hayâl edin. O insanları gelişmeleri için kendi Yüksek Benliklerine (Özlerine, ruhlarına) havale edin. Onları sevdiğinizi söyleyin ve onların hayatlarını yönlendirmekten vazgeçin. Çok fazla sorumluluk taşıyorsanız, bunu sırt ağrılarınız size hatırlatıyordur.


Bilinciniz ne kadar yüksek ise değişim yaratmayan enerji kullanımından ötürü o kadar çok ceza ödersiniz. Kendinizi yorgun ve tükenmiş hissedebilir, hastalanabilirsiniz. Oysa bir değişim yarattığınız zaman kendinizi enerjiyle dolmuş hissedersiniz ve ışığınız artar.


Eğer insanları bir yük gibi hissediyorsanız, onları taşımak onlar için iyi sonuçlar kazandırmaz. Siz onların yaşamdan almaları gereken dersleri engellemiş olursunuz. Onların gelişimlerini durdurursunuz. Onlar size bağımlı olur ve tüm enerjinizi tüketirler.


Sizin yardımınızla gelişen kişiler size yük değil, ödül hissi verecektir.


(Akaşa Kayıtları)



Boşluk








Büyüme sürecinizde boşluğu tekrar tekrar deneyimleyeceksiniz. Bu haldeyken, hayatınızın hızla değiştiğini ve yeni şeylerin size doğru geldiğini ama dayandığınız temellerin yıkıldığını ve tutunacak hiçbir şey kalmadığını hissedeceksiniz.


İçinizde bir şeylerin oluştuğunu fakat dışarıda hiçbir şeyin değişmediğini gözlemleyeceksiniz. Bu durum, her şeyin kesin ve güvenli olmasını isteyen benliğinizi rahatsız edecektir.


Boşluk size, projeleriniz arasında kararsız olduğunuzda ya da evlenen çocuğunuz başka eve taşınınca ne yapacağınıza karar vermediğiniz bir anda gelebilir. Yakın arkadaşlarınızdan biri sizi terk etmiş olabilir ya da taşınmak zorunda olabilirsiniz. Bu bazen, oyunun farklı oynandığı yeni bir dünyaya girmekte olduğunuz ve oyunun kurallarını henüz bilmediğiniz gibi bir duygudur.


Her boşluk gönül sorunları ile işaretlenmiştir. Kendinizi derin sorularla karşı karşıya bulabilirsiniz: "Kendimi daha çok nasıl sevebilirim?" "Kendimi nasıl kabul edebilirim?" "Ben sevilmeye layık mıyım?" "Her şeyi kendi ellerimle mi yok ediyorum?" "Ben kimim?" "İstediğime sahip olabilir miyim?" "Hayatımı nasıl yaşamayı isterdim?"


Kuşku ve tereddüt anlarında, kendinizi başka insanlara karşı daha yumuşak ve sevecen hissedebilirsiniz. O anlarda, titreşimleriniz yükselmekte ve eski alışkanlıklarınızın hatta kalıplarınızın ötesine doğru genişlemektesiniz.


Korkmayın, doğru yoldasınız.


(Akaşa Kayıtları)


22 Mayıs 2017 Pazartesi

Seni dinlemiyorum çünkü...








Çünkü seninle aynı ruh haline sahip değilim. Seninle aynı şeyleri düşünmüyorum.


Çünkü konuşma şeklini beğenmiyorum. Kelimelerinle beni etkilemen gerekirken, beni kendinden uzaklaştırıyorsun.


Çünkü beni heyecanlandırmıyorsun. Çok sıradansın. Diğerlerinden hiç farkın yok.


Çünkü bilgilerin eksik. Her şeyi bildiğini sanıyorsun. Ama dünya ve insanlar senin bildiklerinle sınırlı değil. Ucuzlarla pahalılar arasında derin farklar var.


Çünkü bana coşku vermiyorsun. Seni dinlerken kendimi özgür, rahat ve bir çocuk kadar arzulu hissetmiyorum.


Çünkü sesini duymak istemiyorum. Her zaman, herkese aynı kelimelerle ve aynı hitap şekliyle konuşuyorsun. Senin için herkes aynı.


Çünkü zamanlaman çok kötü. Yanlış zamanda yanlış yerdesin. Geç kaldın ve ben gidiyorum.


Çünkü her şeyle ilgileniyorsun. Oysa tek konuya odaklanmalıydın. Her şeyi aynı anda yapamazsın.


Çünkü hep aynı şeyleri söylüyorsun.



Lider kimdir?








Tarihe baktığımız zaman iki tür lider görmek mümkün. Birincisi başarılı, mükemmel özelliklere sahip ve kahraman. İkincisi ise acımasız, gaddar, insanların düşüncelerine değer vermeyen, kendi çıkarlarını korumaya çalışan, mazoşist.


İki lider kategorisi de insanlar tarafından ilgiyle izlenmiş, liderin ağzından çıkan tek kelime ile savaş başlamış ya da barış anlaşması imzalanmıştır. Çünkü tek kişi olan lider, milyonlarca insanı etkiler. İnsanlar hiç sorgulamadan lideri takip eder. Ama yıllar sonra mutlaka iyi ve kötü liderler arasındaki farklar toplumlar tarafından anlaşılır.


Günümüz liderleri de geçmişte yaşamış örnekleri kadar etkilidir. Toplumlar, liderin kararlarına uyum sağlar. Azınlık her zaman ötekidir ve toplumun dışına itilir.


Milyonlarca insanı etkileyen liderlerin en belirgin özelliği, beden dilindeki ustalıklarıdır. Duruşları, bakışları, elleri, kolları,... birbiriyle uyumludur ve büyüleyici bir özellik taşır. Ses tonlarını etkileyici bir düzeye getirmek için mutlaka çok çalışmışlardır. İnsanlar liderin sesini duyunca hipnotize olmaya başlar.


Entelektüel birikim doğru kelimelerle harmanlandığında, kürsüdeki adam vazgeçilmez olur. Bu adamın günün modasına uygun ve son derece şık giysileri vardır. Her zaman temiz ve bakımlıdır. Yeterince uyumuş, dinlenmiş, canlı ve heyecanlıdır. Vizyonunu ve misyonunu asla terk etmez, unutmaz, yanılmaz. Zaten yanılıp yanlış bir şey yapsa da çok sempatik görünür; çünkü insanlar liderin her şeyini sorgusuz kabul eder.


Bir lider yirmi yıl, otuz yıl ya da ölünceye kadar toplumdaki tek kişi olabilir. Ama lider zaaflarına yenilirse, liderin şehvet peşinde koştuğu anlaşılırsa, liderin yalan söylediği ispatlanırsa; lider asla affedilmemek üzere evine geri gönderilir.


20 Mayıs 2017 Cumartesi

Derin







Bazen, yorgunluğun sesi duyulur sesimizde. Bizim için zaman ilerlese de zaman içindeki yolculuğumuzda mola başlamıştır çoktan.


Bazen, bir yabancı ses duyulur sesimizde. O vakit akşam olmak üzeredir gönlümüzde.


Bazen yorgun bir yabancı gibi gitmek istediğimizde tükenmiştir tüm yakıtımız ta derinde.







Ümit








Cumartesi günün en çekici yanı, tembellik ihtimalini kuvvetlendirmesidir.


Tembel ve eğlenceli bir cumartesi günü ümidiyle.




19 Mayıs 2017 Cuma

Muhteşem hayat ve bir bardak limonata







Hayatınız bir düzene girdiyse ve kendinizi mutlu hissediyorsanız korkmayın. "Bu bir rüya ve kısa bir zaman sonra bitecek" gibi düşüncelerle kendinizi yanlış kodlamayın. Biraz durun.


Her şeyin, her zaman iyi olacağını düşünün. Her şeyin en iyisini hak ettiğinizi yüksek sesle söyleyin. Düşüncelerimiz gerçeklerimizi yaratır, bunu her zaman hatırlayın.


Bu güne kadar öğrendiğiniz "İyi günlerin ardından kötü günler gelir." "Para bir gün biter." "Her şey eskir." gibi yanlış inançları, çok çok çok uzaklarda bir yere gönderin ki kimse onları bulamasın.


Muhteşem bir hayatınız olabilir. Bu güne kadar muhteşem bir hayata sahip olamadıysanız, bunun sorumlusu sizsiniz. Ama artık en iyi olan her şey için hazırsınız.


"Her şeyin muhteşem olması için uğraşıyorum." demeyin; "Hayatımda her şey muhteşem!" deyin ve buna tüm kalbinizle inanın. Sonra limonata bardağınızı elinize alın ve gülümseyin.



Birinci vazifen








"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır;


Vatan, uğrunda ölen varsa vatandır."


19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.



18 Mayıs 2017 Perşembe

Mutluluk sırları







* Her gün duş.

*Her güne temiz çamaşırlarla başlamak.

*Keyif veren müzikleri dinlemek.

*Mutlu eden kişilerle görüşmek.

*Umut veren kitaplar okumak ya da umut veren filmler izlemek.

*Kendini herkesten çok sevmek.

*Kendine gülebilmek.

*Hatalarını kabul etmek ve itiraf etmek.

*Spor yapmak ya da imkan yoksa kısa bir yürüyüşle keyifli zaman geçirmek.

*"Hayır" demeyi öğrenmek.

*Başka insanların da bir kalbi olduğunu hatırlamak ve onlara gülümsemek, sevgi göndermek.

*Beden dili, ses tonu ve kelimelerin gücüyle gün boyunca ışık saçmak.

*En zor zamanlarda bile "Bitecek" diyebilmek.

...



İllüzyon perdeleri ve meditasyon








"Bilmek" için hazırsanız, "Görmek" için hazırsanız, "Olmak" için hazırsanız okumaya devam edin. Çünkü küçük bir meditasyonla büyük bir şey yapacağız.


İllüzyonlar hayatımızın önemli bir parçasıdır. Aslında her şeyin kabuğunu görürüz ve gördüklerimize inanıp, inandığımız kadar yaşarız. Ve biliriz ki görüntüler çoğu zaman aldatıcıdır, illüzyondur.


Eğer hayatınızdaki kişilerin Yüksek Benliklerini (Ruhlarını) gerçekten tanımak ve öğrenmek istiyorsanız, buna cesaretiniz varsa aşağıdaki meditasyona katılabilirsiniz. Ama şunu unutmayın, bir kişinin gerçek yüzünü gördüğünüz zaman hiçbir şey eskisi gibi olmaz.


İllüzyon perdelerini kaldırdıkça ruhsal gücünüz büyüyecek. Kendinize ve amacınıza kolayca odaklanabileceksiniz. Hayâlleriniz daha hızlı gerçekleşecek çünkü hayatınızdaki gereksizlerden uzaklaşıp doğrulara doğru hızla gideceksiniz.


Hazırsanız başlayalım.

Rahat olduğunuz bir şekilde oturun.

Gözlerinizi kapatın ve nefesinizin karnınıza gittiğini hissedin.

Doğru nefes alıp vermeye devam ederken, ayak parmaklarınızın ucundan başınıza doğru gevşemeye başlayın ve bunun için acele etmeyin.

Gevşediğiniz zaman "Bilmek" "Görmek" ve "Olmak" için hazırım deyin.

Bu kelimeleri söylerken koyu renk perdelerin gökyüzüne doğru kalktığını ve ılık bir rüzgarla uçup gittiğini imgeleyin. Perdeler kayboluncaya kadar onlara baktığınızı düşünün.

Perdeler görünmeyecek kadar uzaklara gidince, içinizde hep var olan mutluluğa kavuştuğunuzu düşünün. Artık gerçeklerle aranızda perde yok ve her şeyi gerçek haliyle görebileceksiniz. Gerçek ve mutlu bir hayatın müjdesiyle sevinin, bunu hissedin.

Kendinizi çok iyi hissettiğiniz zaman "Teşekkür ederim" deyip hazır olduğunuzda gözlerinizi açın.

İlk zamanlarda biraz üzülebilirsiniz ama daha sonraki günlerde gerçekten mutlu olduğunuzu hissedeceksiniz. Bu meditasyondan sonra her şeyin gerçek yüzünü anlayacaksınız.


17 Mayıs 2017 Çarşamba

Sevgi şifadır








Bedende hastalığı yaratan şey, enerji büzülmesidir. Büzülme, siz kendinizi sevmediğiniz zaman oluşur. Mesela, soğuk algınlığı geçiriyorsanız, bu son günlerde kendinizi pek sevmediğiniz anlamı taşır.


Daha uzun süre devam eden hastalıklarda, iyileşmeye başladığınız noktada, duygu ve düşüncelerinizde bir değişim olduğunu fark etmişsinizdir. Siz, kendini sevmenin yeni bir düzeyine ulaşıncaya kadar, hastalık yaratmaya devam edersiniz. Siz, kendinizi daha çok sevmeye başladığınız zaman titreşimleriniz yükselir ve iyileşmeye başlarsınız.


Gerçek şifacı, hasta kişiye ya da kişinin hasta bölgesine sevgi enerjisi gönderir. Şifacının enerji bedeni dışarı uzanarak, başka bir kişinin -hastanın- kendini daha çok sevmesi için alan yaratır. Yoğun enerjiyle karşılaşan hasarlı bölge iyileşmeye başlar. Çünkü şifacı aracılığıyla, hasta kendini sevmeyi öğrenmiştir.


(Akaşa Kayıtları)



Tüm olumsuz davranışların sebebi sevgi açlığıdır








Eğer insanlar kaba ya da merhametsiz davranıyorsa veya duygularınızı incitmeye çalışıyorsa onlara kızmayın ve darılmayın. Başka insanlar size nasıl davranırsa davransın, siz onlara sevgi göndermeye devam edin. Siz başkalarını hatta onların sevimsiz taraflarını bile sevdikçe, sizin titreşiminiz süratle yükselir.


Bir kadın eczaneye gider. Eczacı kadına çok kaba davranır ve kadın hiç hak etmediği bu davranış karşısında çok kırılır. Kadın birkaç ilaç satın alır, eczaneden çıkar. Aslında kötü düşünmesi gerekirken, kadın eczacıya sevgi gönderir ve onu affeder.


Bir hafta sonra kadın ilaç satın almak için aynı eczaneye yine gider. Bu defa eczacı, kadına çok kibar davranır. Hatta kadınla sohbet eder ve geçen hafta karısının hasta olduğunu öğrendiği için kendini gergin hissettiğini söyleyip kadından özür diler.


Başka insanların size kaba davranışlarına, kaba cevaplar vermekten vazgeçin. Acı ve incinme sebebiyle verdiğiniz tepkiler, sizi sakin ve berrak merkezinizin dışına düşürür. O andan itibaren hayatınız karışmaya başlar.


Sevgi, bedeninizdeki hücreleri yeniler. Sevgi, sizin dünyadan uzaklaşıp muhteşem ruhunuza dönmenizi sağlar. Sevgi içinizdedir, dışarıda değil.


(Akaşa Kayıtları)



16 Mayıs 2017 Salı

Anlamadan yaşamak







"Anlamak" çok insan için çok zor.


Çok insan, bir şeyin başladığını anlamaz


ve


aynı sayıdaki çok insan, bir şeyin bittiğini de anlamaz.


Sanrılar üzerine kurulu ne zor bir hayat!







Küçük bir hesap







Bugün yaşadığınız her şey, dün yaptıklarınızın cevabı.


İyi düşünceleriniz, kötü fikirleriniz, inançlarınız, amaçlarınız, ağzınızdan çıkan her kelime, intikam almak için yaptığınız her eylem ve daha nice şey, bugün size geri döndü.


Dünkü öfkeli tavırlarınız yüzünden bugün üzüldünüz ya da dünkü temiz rüyalarınız bugün size mutluluk inşa etti.


Başka insanları veya başka güçleri suçlamayın. Hayatınızdaki her şeyi siz yaptınız.
Bunu her zaman hatırlamalısınız.



15 Mayıs 2017 Pazartesi

Allah affetsin








Kişisel gelişimin en önemli noktası "Affetmek".


Kendini affetmek, ebeveynlerini affetmek, kardeşlerini affetmek,... affetmek affetmek. Ama pek çok insan, bu kolay gibi görünen çok zor basamağı geçemediği için, hep aynı yerde takılı kalıyor.


Çünkü onların dilleri affettiklerini söylese de kalpleri affetmiyor. Affedemiyorlar. Hatta hiç beklenmedik bir şekilde öfkeleri artıyor ve kendilerine daha çok kızıyorlar.


Çünkü, en iyi onlar biliyor; affedilemeyecek kadar kötü şeyler yaptıklarını.


Allah, günahlarınızı affetsin.
Ama belkide siz, kendinizi hiçbir zaman affedemeyeceksiniz.



Senin gibi yaşayanları sev







Kadın kocasının önünde dursaydı ve: "Başka bir adamın çocuğunu doğuracağım" deseydi. Adam gözyaşlarına boğulsaydı ve küçük bir umutla sorsaydı: "O adamla görüşmeye devam edecek misin?" Kadın gururla cevap verseydi: "Evet!" "Evet, onunla görüşmeye devam edeceğim. Çünkü onun yanındayken gülebiliyorum. Bu güne kadar hiç keşfetmediğim yanlarımı keşfediyorum. Onunla mutluyum; onunla konuşabiliyorum; beni anlıyor." Adam sendeleseydi ama düşmeseydi ve ağlayarak: "On sekiz yıldır seninle evliyim, benim yanımda kalmalıydın" deseydi. Ne hissederdiniz?


Dün sabahki yazıda, kadını dik duramadığı için kınadığımı düşünmüş olabilirsiniz. Aslında kınadığım kişi, Allah'tan korkmadan ve Allah'tan utanmadan büyük bir günaha sebep olan adam.


"Seninle evlendiğim zaman, kendimi güvende hissettim. Bir karım ve bir yuvam oldu. Seni çok sevdim, beni sevdiğini de biliyordum." Bu cümleler adama ait. Ve erkeklerin evliliği bir sığınak olarak gördüğünün ispatı. Karısını yıllar boyunca bir "Paspas" gibi kullandıktan sonra, başka bir kadınla gülebildiğini söyleyen adam, adamlar. Her toplumda yaşayan "Parazitler". Ucuz kumaşlar.


"Fences" nasıl yorumlarsanız yorumlayın, harika bir mesaj taşıyor ve mesaj adamın deli kardeşinin ağzından net bir şekilde söyleniyor: "Hesap günü yaklaşıyor, hazırlanın!"


Ve hesap gününe yalnız gideceğinizi unutmayın. Tutunmaya çalıştığınız temiz insanlar sizi taşımayacak!



14 Mayıs 2017 Pazar

Son zamanlarda








Eski günlerde bazen, çok düşündüğüm halde aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Yazmak böyle zamanlarda zordu. Belki ben tükeniyordum, belki de yazılar benden kaçıyordu. Yine de yazdım tüm kıtlığa rağmen. Yazmadığım günlerin sebebi kıtlık değildi. Yarın ya da daha sonraki günlerde yine yazmamayı, durmayı belkide bırakmayı isteyebilirim. Malum, ben bir yazı makinesi değilim.


Ama son zamanlarda, o kadar çok konu var ki aklımda, o kadar çok şey anlatmak istiyorum ki artık parmaklarım yetişemiyor aklımdan geçenlerin hızına.  Eskiden yazarak kendimi ifade etmekten hoşlanıyordum fakat son zamanlarda, konuşarak daha çok mutlu olduğumu fark ettim.


Bir şeyler değişti ve hızla değişmeye devam ediyor bende. Kayboluyor muyum ya da kendimi bulmaya mı başlıyorum; akıllı mıyım deli miyim; orada mıyım burada mıyım; kimim ve ne yapıyorum? Açıkça söylemek isterim ki bana ne olduğuyla ilgili hiç fikrim yok fakat çok eğleniyorum. Sizinle en büyük sırrımı paylaşabilirim: Akışta kalmayı öğrendim ve kolaylıkla uygulayabiliyorum, akış içimi arındırmama yardım ediyor. Her zaman mutluyum.


Size de mutlu günler dilerim.
Belki siz de bugün ve her gün mutlu kalmayı öğrenirsiniz...
(Belki çoktan öğrendiniz ;)



Babam ve Fences







Adam karısının önünde durdu ve "Başka bir kadından çocuğum doğacak" dedi. Kadın gözyaşlarına boğuldu, hiç beklemediği bu itiraf kadına çaresizlik duygusunu sonuna kadar yaşattı. Buna rağmen, küçücük bir umutla sordu kadın: "O kadınla görüşmeye devam edecek misin?" Adam gururla "Evet!" dedi. "Evet onunla görüşeceğim. Çünkü onunla birlikteyken başka bir adam olduğumu hissediyorum. Onunla gülüyorum. Onunla şimdiye kadar hiç bilmediğim şeyleri keşfediyorum." Kadın sendeledi ama düşmedi, ağlayarak "On sekiz yıldır seninle evliyim. Benim yanımda kalmalıydın!" dedi.


Filmi bu sahneye kadar izledim ve televizyonu kapatıp kitap okumaya başladım. Filmdeki mesajı almıştım ve bu benim için yeterliydi.


"Fences" Oyuncularıyla Oscar'a adaydı bu yıl. Filmi izlemeden aday oyuncuların ödül almasını diledim, çünkü bazı insanların adı markadır ve sizi hiç yanıltmazlar. Viola Davis, bu filmdeki rolü ile En İyi Kadın Oyuncu Oscarını kazandı ve filmde gerçekten muhteşem görünüyordu. Denzel Washington En İyi olmak için adaydı ama hak ettiği şey aday olmaktan daha fazlasıydı.


Filmin devamını yarın, öbür gün ya da birkaç ay sonra izleyebilirim. Sonuç odaklı davranmak istemediğim için son sahneyi görmek gibi bir hevesim yok. Sona gelinceye kadar yapılması gereken başka şeyler var.


Babam, ben büyürken bazı öğretileri yerleştirdi içime: "Bir kadın, kocasının hizmetçisi değildir." Filmdeki kadın kocasının, oğlunun ve evinin hizmetçisi gibiydi. Onlar için kendinden vazgeçmişti.


"Bir kadın her zaman bir işe sahip olmalıdır ve usanmadan çalışmalı, kendini geliştirmelidir." Filmdeki kadın yemek yapmak ve dolap temizlemek konularında ve kumarda uzmandı.


"Bir kadın, kadın olmanın onurunu hissetmelidir." Filmdeki kadının özel hisleri olduğunu hiç sanmıyorum.


Babamın öğretileri bunlarla sınırlı değil ama sanırım ne demek istediğimi anladınız. Siz, kendinizi başka bir insana monte ederseniz eskidiğinizde çöpe atılmak gibi hoş olmayan bir ihtimalle karşılaşabilirsiniz. Hayatta sahip olduğunuz tek şey evlilik yüzüğünüzse, bir gün o yüzüğü çıkarmanız gerekirse yok olursunuz; mahvolursunuz. Bir evlilik nereye giderse gitsin, kendinizden vazgeçmemelisiniz.


Ve benim canım babam, kahramanım, aşık olduğum ilk adam;


Bana dik durmayı öğrettiğin için, beni kanatlarının arasında şefkatle büyüttüğün için, beni çok sevdiğin için, bana sevmenin ve sevilmenin önemini hissettirdiğin için, bana her zaman çok değer verdiğin için, bana güvendiğin için, bana yolumu çizebileceğim fırsatlar verdiğin için, annemin boşluğunu en iyi şekilde doldurduğun için, BEN olmama izin verdiğin için çok teşekkür ederim.


Anneler günün kutlu olsun babacığım. Nefes aldığın her gün için Allah'a şükrediyorum.
Her şey için çok teşekkür ederim.



13 Mayıs 2017 Cumartesi

Zero Limit ve Ho'oponopono








Çok üzücü ama küçük bir çocuk kronik bir hastalığa sahip olabilir. Ama çocuk suçlu olduğu için cezalandırılmamaktadır. Epigenetik Bilim, dedelerimizin ya da diğer aile büyüklerinin yaptıklarının bugünkü çocukta ortaya çıktığını ispatlamıştır.


Bizler boş birer kağıt değiliz. Hepimiz daha önceden kodlanmış programlarla doğduk ve bu kimsenin suçu değil. Ayrıca ebeveynlerimizden, arkadaşlarımızdan, yaşadığımız toplumdan da farklı şeyler öğrendik ve gelişim sürecimiz karmaşıklaştı.


Şimdi görevimiz "Arınmak". Kendimizi eski öğretilerden arındırarak yeni nesilleri ve dünyayı temizlemeliyiz.


Nasıl arınabiliriz? Çok kolay ve eğlenceli bir yol biliyorum:


"Seni seviyorum"

"Özür dilerim"

"Lütfen beni affet"

"Teşekkür ederim"


Bu dört cümle, Hawai şifa yöntemi olan Ho'oponopono'ya ait. Hristiyanlar Hawai'de dinlerini yaymaya başlayınca, Ho'oponopono'yu yasaklamışlar ama halk kendi şifa yöntemlerini uygulamaya devam etmiş.


Dr. Hew Len ve Joe Vitale'nin keyifli anlatımlarıyla "Zero Limit" gerçek bir Ho'oponopono ziyafeti. Arınmak isteyenlere sevgiyle...



Joe Vitale ve Armağan Kutusu







Joe Vitale (Yazar, konuşmacı, müzisyen, şifacı, aktör, sertifikalı Reiki şifacısı, sertifikalı Chi Kung uygulayıcısı, sertifikalı NLP uygulayıcısı, resmi görevli Papaz, Mucizeler Koçluğu uygulamasının yaratıcısı), "Sıfır Noktası" adlı kitabının bir bölümünde Çekim Yasasından bahsetmiş.


Vitale'nin anlattığı "Çekimli" ya da "Çekici" örnekler artık hepimizin bildiği türden. Ne düşünürsek onu yaşarız, istediğimiz hayata kavuşabiliriz, kendinize inanın, odaklanın ama bağımlı olmayın, kendinizi ve başkalarını affedin,... gibi cümlelerle başlayan ve  devam eden, kesinlikle doğru bilgi içeren satırlar. Bu satırları okurken bildiğim şeyleri tekrar ettiğimi düşündüm. Ama...


Ama sayfanın sonundaki paragraf, okuduğum anda beynimde şimşek gibi çaktı. Sanki eskiden beri hissettiğim ama adını bilmediğim ya da tanımlayamadığım bir şeyi öğrendim. Belkide aydınlandım. Joe Vitale, beni yirmi bir yıl önceye götürdü. Siz hangi zamana gideceksiniz acaba?


"Evet, dilekleriniz ve talepleriniz için dua edebilir ve benliğinizin bilinçli yanının (Uhane) her şeyi bildiğini varsayabilirsiniz. Bu bilgi gerçekten doğru ama sihir ve mucizelerin kaynağı İlahi Varlık iken (Allah, Tanrı, Tao, Sıfır Noktası,...) neden bunu yapasınız? Sizin dualarınız bildiğiniz şeylerle sınırlı. Oysa İlahi Varlık, sizin için tahmin bile edemeyeceğiniz kadar muhteşem sürprizler hazırlamış olabilir.


(Buraya dikkat) Yaşam bir dilek kutusundan çok bir armağan kutusudur. Siz kutuya isteklerinizi bırakabilirsiniz ama İlahi Varlık'ın sizin için hazırladığı armağanı görmeyebilirsiniz. Böyle bir durumda, istekleriniz gerçekleşince, kazanan mı olursunuz kaybeden mi? Çünkü sizin için hazırlanmış, tahmin bile edemeyeceğiniz kadar muhteşem sürprizi başkası gördü ve aldı."


Şimdi söyleyin, armağanınız nerede ve kimde?



12 Mayıs 2017 Cuma

Korkak hikâyeler







Aşk arıyor gibi davrandığımız zaman bile aslında aşktan kaçarız. Çünkü hiçbir şey hayâllerimizin gerçekleşmesinden daha korkunç değildir. Aşkı gerçekten hissetmek isteyen kişilerin kalbini açması ve incinebileceğini bilmesi gerekir. Fakat çoğumuz böyle büyük bir cesarete sahip değiliz.


Cesur davranamadığımız için kalbimizi rahatlatacak bahaneler ararız ve aşkı ulaşılmaz gösteren hikâyeler yazarız. Böyle hikâyelerde, aşk öyle uzak bir yerdedir ki onu kimse bulamaz; kimse sevdiği insana kavuşamaz; aşk her zaman imkansızdır; mutlu sonlar sadece masallarda vardır;...


Ve son sahnede, yazdıklarımıza inanırız.




Küçük bir seyahat







Bazen, değişik şeyler yapmak ve eğlenmek için zamanımız ve imkanımız olacaktır. Lakin değişik uğraşların ve eğlencenin gerçek amaçlarımızı yok etmesine izin vermemeliyiz.


Eğer seyahatteysek ve gemimiz bir limanda demirlemişse yüzebiliriz, midye toplayabiliriz ya da dinlenmek için sahile çıkabiliriz. Fakat kaptanın çağrısını duyamayacak kadar uzaklara gitmemeliyiz. Dikkatimiz her zaman geminin üstünde olmalı. Önemsiz şeyler için büyük amacımızdan uzaklaşmak, günün sonunda kaybolmamıza sebep olacaktır.


Ve eğer yaşlıysak gemiye en yakın yerde olmalıyız. Kaptan bizi çağırdığında hızlı hareket edemezsek yolculuğumuz bitti demektir.




11 Mayıs 2017 Perşembe

Unutma







Erkekler gördüklerine,


          kadınlar duyduklarına inanır.


Bu yüzden bazı kadınlar makyaj yapar


                    ve


   erkekler yalan söyler.



(Marilyn Monroe)



Bilgelik öze dönüştür







Hiç kimse aramadan bilgeliğe kavuşamaz. Bilgelik, gerçeği özlemek ve gerçeği sorgulamak sonucunda öğrenilebilir. Fark edişe doğru giden bilinç, ilahi bir sistem tarafından ödüllendirilir. Bilgelik, içinde yaşamaya değer olan tek adresi bulmaktır.


Bilgelik, kendi içinde yaşadığın sürekli mutluluktur. Ve bu mutluluk kaybedilmeyen, her gün yenilenen bir dinginliktir. Mutluluk senin doğarken sahip olduğundur.


Bilgelik, eve dönüş yoludur. Bilgelik sadeleşmektir. Bilgelik, Yaratanla yaratılanın uzun yollardan sonra kavuşmasıdır.



10 Mayıs 2017 Çarşamba

Bitmeyen şarkılar







Şarkı söylemek, mırıldanmak ya da ıslık çalmak içimizdeki mutluluğun işaretleridir. Hayatı sevdiğimizin, şimdiyi kabul ettiğimizin, anda olduğumuzu göstermenin hatta kutlamanın bir yoludur onlar.


Tüm kutlamalar iki taraflıdır: Mutluyken kutlamak ve kutladıkça mutlu olmak. Her fırsatta kutlama yapmalıyız hepimiz. Neşeli olmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Kutlanacak bahaneler bulmalıyız daima; meselâ ayaklarımız yere bastığı için, bulutların geçişini görebildiğimiz için, arılar hâlâ yaşadığı için.


Her an söylemeliyiz şarkılarımızı, ayaklarımız dans etmekten yorulmalı.



Acıyı paylaşmak







Bir arkadaşımızın ya da tanımasak da herhangi birinin üzüldüğünü gördüğümüz zaman, genellikle, o kişiye hemen yardım etmek isteriz. Yapabileceğimiz bir şeyler olduğunu düşünürüz. Lakin, acele çözümlerimiz, empati duygusundan mı ya da başka insanların üzüntüsünü görmek istemeyişimizden mi kaynaklanır? Diğer bir deyişle, çok mu benciliz?


İtiraf etmek zor olabilir ama aslında biz, başka insanların üzgün hallerini görünce yönümüzü değiştirmeyi tercih ederiz. Bu bir acizlik duygusu olabilir. Belkide soruna çözüm bulamayacağımızı düşündüğümüz için böyle davranırız. Ama cevap ne olursa olsun, çoğumuz, gözlerimizi kapatır ve kaçarız.


Oysa çok büyük çözümlere ihtiyacı yoktur kimsenin. Üzgün bir kişinin yanında oturmak, onun omzuna dokunmak ya da sadece onu dinlemek bile yeterlidir; acıyı paylaşmak için.



9 Mayıs 2017 Salı

Rezonans alanının misafirleri







Çoğu zaman, güzel ve huzurlu bir gün geçirirken, bir anda kendimizi bir tartışmanın ya da sıkıntılı bir durumun ortasında buluruz. Bunun nasıl olduğunu pek anlayamayız.


Aslında cevap çok açık: Başkalarının rezonans alanına girmiş ve onların bizi etkilemesine izin vermişizdir. Yani, titreşim enerjimiz karşıdaki kişi ile uyumlanmıştır. İstesek de istemesek de onun etkisi altına girmişizdir. Ama dikkatli bakarsak, aslında bu enerjinin bize hiç de yabancı olmadığını görürüz. Zira, enerji içimizde olmasaydı, bizi etkileyemezdi. Rezonans alanımıza asla giremezdi.


Oluşturduğumuz rezonans, içimizde, derinlerde titreşen bir matriks gibidir.


Dışarıya, özümüze uygun bilgiler göndererek, bununla uyumlu olan her şeyi hayatımıza çekeriz.


Bu yüzden, çevremizi bir çeşit "Okuma aygıtı" olarak değerlendirebiliriz.


Çevremizdekilerle aramızdaki bağ, kendimizi anlamamıza ve bu potansiyelden faydalanmamıza sebep olur.


Yani, yaşadıklarınızdan ve etrafınızdaki insanlardan şikayet etmeyin. Onları siz çağırdınız, çünkü siz de onlara benziyorsunuz!