4 Aralık 2016 Pazar

Yaşamak sevdası








Yürürken yorulmuyorum. Dururken yoruluyorum.


Yürümek için önce plan yapıyorum. Gitmek istediğim hedefi belirliyorum. Zaman harcıyorum. Emek veriyorum. Kalori yakıyorum. Cesur davranıyorum. Kendime güveniyorum. Enerjimi ve irademi birlikte kullanıyorum. Böylece uzun süre yürüyebiliyorum. Ve bu devinim, beni hiç yormuyor.


Ama durmak, sabit kalmak yoruyor beni. Durmak için ne cesarete ne de enerjiye ihtiyacım var. Durmak, tembel olmakla eş değer. Tembel ruhuma rağmen, durmak eğlendirmiyor beni.


Durduğum zaman, dünya da duruyor. Hayat bitiyor. Karanlıkta yolunu kaybediyor her şey. Durdukça daha çok durmak istiyorum. Huzursuz olsam da. Korkularım çıkıyor saklandığı yerden. Yavaş yavaş tükendiğimi hissediyorum.


Hep yürümeliyim ben. Durmadan, arkama bakmadan. Hedefe ulaşamasam da vazgeçmemeliyim "Belki" demekten. Durursam vurulurum, beni yaşatan yerden.



2 Aralık 2016 Cuma

Karanlık sabahlar









Yaz saati ilk defa kış aylarında da uygulanıyor. Sabah evden çıktığımda, zifiri karanlık bir gecenin içine düşüyorum . Sokak lambalarının ışığı altında, kilometrelerce gidiyorum.


Kendimi vardiyaya giden fabrika işçisi gibi hissediyorum. Kitaplarda ve filmlerde öyle anlatılmaz mı? İşçiler güneş parlarken de gece uyurken de çalışır. Onlar için hep çalışmak vardır.


Karanlığın içinde ilerlerken, işçiler kadar çalışkan sanıyorum kendimi. Hak etmediğim bir gurur ve mutlulukla şarkılar söylüyorum yol boyunca. İşçi olmak hoşuma gidiyor. Aklıma Bilge Karasu'nun "Gece"si ve gecenin işçileri geliyor.


Aynı yöne doğru gittiğim bir komşumla karşılaşıyorum, yeni karanlık sabahlarda. Onu servis otobüsüne bırakıyorum. O da gecenin ortasında dışarı çıktığını düşünenlerden. Komşum da keyif alıyor, yaz saatinin ilginç getirilerinden.


Gece görünümlü sabahlardan çocuklar pek hoşlanmadı. Daha çok uyumak için direniyorlar. Gecenin işçisi olmak, onların tarzı değil.


Ben. Ben mutluyum. İçinde "Yaz" olan her şey sevinç veriyor küçük kalbime. Yaz günlerinin coşkusunu hissediyorum en derinde. Karanlığı selamlayarak başlıyorum güne. Hiç endişelenmiyorum, güneşsiz başlayan günlerde.



29 Kasım 2016 Salı

Yağmurun suçu









Hava yağmurlu.


Gökyüzü kararmaya başladı.


Sokaklar soğuk.


Su birikintilerine basarak yürüyen insanlar telaşlı.


Herkes biraz endişeli.


Hava yüzünden.


Başka bir sebep olamaz ki zaten.



28 Kasım 2016 Pazartesi

Sevgi ve nefret









Sevgi ve nefret kardeşmiş.


İnsan severken nefret edermiş; nefret ederken de severmiş.


Sevgi ve nefret, her zaman el ele gezermiş.





27 Kasım 2016 Pazar

Bataklıktaki adam









Bataklıkta bir adam var. Oraya istemeden düşmüş. Zaten kim bir bataklığa düşmek ister ki?


Adam, bataklıktan çıkmak için çabaladıkça, daha çok gömülmüş çamurlu sulara.


Şimdi imgeleyin,


Siz bataklığa giden yolda yürümektesiniz. Adamın sesini duydunuz. Hızlı adımlarla bataklığın kenarına gittiniz. Adam sizden yardım istiyor.


Adamın haline üzüldünüz. Ona yardım etmek istiyorsunuz.


Ona nasıl yardım edeceksiniz?


Buna gücünüz yeter mi?



26 Kasım 2016 Cumartesi

İstanbul'un enerjisi









Tüm önemli buluşmaların İstanbul'da gerçekleşmesi bir tesadüf değil.


İstanbul, çok eski çağlardan beri, farklı kültürlere ev sahibi olmuş bir merkez.


İstanbul, çok büyük bir enerjinin kaynağı.


Devlet adamları, kariyerinde yükselmiş insanlar, ünlüler, hatta enerjiyi biraz algılayabilen herkes; İstanbul'a mutlaka gider.


İstanbul'da adı konulmamış bir çekim gücü var.


Fatih Sulatan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle Yeniçağ'ın başlaması bir gösterge.


Çok eski bir şehir ve Yeniçağ?


İstanbul dünyanın en büyük enerji merkezlerinden biri.


İstanbul iyi ve hayırlı başlangıçlar şehri.


İstanbul, Napolyon'un "Dünya bir ülke olsaydı, İstanbul başkent olurdu." sözünü sonuna kadar hak eden bir kültür mirası.


İstanbul aşkın simgesi.



25 Kasım 2016 Cuma

Ruhsal Büyüme









Çocukluğumdan beri aklımda dönüp dolaşan sorular vardı. Cevaplarını hiç bulamadığım.


Anlam veremediğim duygular vardı. Nereden geldiklerini hiç bilmediğim.


Gerçekçi duruşuma rağmen, her gün büyüyen hayâllerim vardı. Bir gün belki, demekten hiç vazgeçmediğim.


Tek kişilik oyunlarım vardı. Neden tek kişilik bir kurgu yazdığımı hiç bilmediğim.


Kalbimde durmadan konuşan bir ses vardı. Etkisinden hiç kurtulamadığım.


Rüyalarımda gördüğüm eller vardı. Sahiplerini hiç tanımadığım.


Hayatımda hep ışık vardı. Kaynağını hiç bulamadığım.


Geçen gün okuduğum bir kitap vardı. Tüm "Hiç"lerimin "Tüm" cevaplarını bulduğum.


Yazar ilk sayfalarda beni şöyle karşıladı:


"Bu kitabı okuyacağınızı biliyorduk."



*Ruhsal Büyüme - Sanaya Roman







24 Kasım 2016 Perşembe

Boşluk ve sonrası








Uçsuz bucaksız boşlukta taklalar atan güvercinken, bir ağaç dalına konmak.


Konduğu dalda kalmak.


Dalı sevmek, benimsemek, kabul etmek, onunla bir bütün olmak.


Dala bağlanmak ama uçmayı özlemek.


Doğanın en eski kanunu: Seçmek.


Dalı mı, uçmayı mı?



23 Kasım 2016 Çarşamba

Baudelaire ve aşkın dört evresi








Tüm erkeklerin bir Melek çağı vardır. Bu çağda, bir orman perisinin varlığına inanırlar. Fakat periyi arayarak zaman kaybetmek istemezler. Zaten onu arayacak güçleri ve aşkları da yoktur. Bu yüzden, ormanda karşılarına çıkan bir meşe kütüğüne bile sarılabilirler. Bundan hiç iğrenmezler. Aşkın ilk evresidir bu.


Aşkın ikinci evresinde, tüm erkekler güzellik arar. Güzel olan her kadının izini arar ve bulurlar. Başka şeyler rahatsız etmez bu dönemdeki erkekleri. Tek istekleri vardır: Güzel kadınlar.


Üçüncü evrede, narin güzellik bile doyuramaz bir erkeği. Her kadın, her gün yenen yemek kadar sıradandır artık. Bu evrenin sonunda, erkek, hayatında ilk defa düşünmeye başlar.


Dördüncü ve son evrede dostlarım ki ben oradayım, onurlu bir duruş isteriz. Orman perisini hatırlarız. Artık onu arayacak gücümüz ve zamanımız vardır. Geçmiş yaşamlar tatlı bir anıdır bizim için. Belki biraz utanırız yaptıklarımızdan. Ama ille de büyüleyici orman perisini isteriz. Çünkü ruhumuz sadece onunla huzur bulabilir. Maalesef, biraz geç kalmış olmanın hüznü bağlar ellerimizi. Orman tektir. Orman perisi tektir. Ve tüm erkekler periyi arar. Sadece bir kişi periyi bulur ve onunla mutlu yaşar.


Dördüncü evredeyim dostlar. Arıyorum ve bulacağım orman perisini. Bugüne kadar yaşadığım her şeyi unutacağım.




Charles Baudelaire



22 Kasım 2016 Salı

Fernando Pessoa









Fernando Pessoa ve "Hiçbir Şey İstememenin Mutluluğu". İncecik bir kitap. 69 sayfa. Hakan Akdoğan'ın çevirisiyle Zeplin Düşünce'den yayınlanmış aforizmalar. İki satır okuyup saatlerce düşünmeyi sevenlere tavsiye.


Pessoa, Portekizli şair ve ressam. Çocukluk yıllarını Güney Afrika'da geçirmiş. On yedi yaşında Lizbon'a geri dönmüş ve hayatını orada sürdürmüş. Milton, Shelley, Poe, Shakespeare, Baudelaire'den etkilenmiş. Şiir, eleştiri ve deneme yayınlamış. Fütürizmi benimseyen şair, daha sonra Portekiz modern edebiyatının kurucularından olmuş. "Paulismo" akımına öncülük etmiş. Genç yaşta ölen Pessoa'nın dört kitabı yayınlanmış ama ondan geriye binlerce sayfa elyazması kalmış.


"Yazmak unutmaktır. Edebiyat, hayatı hiçe saymanın en uygun yoludur. Müzik yatıştırır. Görsel sanatlar coşturur. Sahne sanatları eğlendirir. Şu var ki edebiyat, uykuya dönüştürerek hayattan el çektirir."


"Anlaşılmayı her zaman reddettim. Anlaşılmak kendini satmaktır."


"Aşık olmak, yalnızlıktan usanmaktır. Bu yüzden bir korkaklıktır, kendimize ihanettir."


"Japon çay fincanlarından biri kırıldığında, gerçek nedenin bir hizmetçinin özensiz ellerinin değil; o porselen kıvrımlarına yerleşen desenlerin kaygıları olduğunu düşünürüm."


"Sanat yalnızlıktır."


"Eğer başka biri olsaydım, her şeyde sana eşlik ederdim. Ama neysem o olduğum için vazgeç! Cehenneme bensiz git ya da oraya tek başıma gitmeme izin ver. Neden birlikte gitmek zorundayız?"


"Sensiz odamda üzüntüyle yazıyorum. Her zaman olduğu gibi yalnız, her zaman olacağı gibi yalnız."


"Geçmişim, olmadığım her şeydir."



21 Kasım 2016 Pazartesi

Yeni doğanın mezarı








Bir şey oldu.


İçimde sıcak bir sevinç var. Mutlulukla bakıyorum gelecek günlere. Hava güneşli ve şehir aydınlık. Her yerde ışık.


2012'deki kıyameti anlattıktan sonra, ışıklar saçıldı dört bir yanıma. Ben aynı benim ama hayat güzelleşti sanki.


Belki, benim kıyametim yıllarca devam etti. Yıllarca yavaş yavaş yok oldum, var olduğumu sanarak. Geçen gün "2012"yi yazdıran en büyük sebep, belki de tamamen yok olmamdı. Tükendim. Bittim. Gömüldüm.


Biliyorsunuz, biliyorum:


"Yalnızca, mezarların olduğu yerde yeniden doğuşlar vardır."




20 Kasım 2016 Pazar

Alaycı








Güçlü olan her zaman kazanacak.


İyi olan her zaman kazanacak.


Gerçek olan her zaman kazanacak.


Kötü kalpli alaycılar için çok üzgünüz.





19 Kasım 2016 Cumartesi

Orin'den öğrendiklerim










Senin içinde bir ışık var. Işığı gör. Işığı hisset. Işığınla aydınlan. Işığınla aydınlat.


Senin hayatında karmaşa var. Kaçma. Karmaşayı ışığınla çözebilirsin. Böylece kendine (özüne) daha çok yaklaşabilirsin. Bak özün ne istiyor?


Ne istediğini iyi düşün. Yaşam amacını bul. Karar ver. Karar verdiğin zaman savaşmana gerek kalmayacak. İstediğin her şey sana sevgiyle ve heyecanla gelecek.


İstemediğin şeylerin senin hayatından gitmesine izin ver. Onlarla yaşadığın için yorgunsun. Hastasın. Mutsuzsun. İzin ver gitsin karanlıklar.


Bilinçaltını temizle. Yüksek benliğine dokun. Sadece istediğin hayatı yaşa. Bir çocuk kadar temiz, bir çocuk kadar mutlu ol.


Ve aç kollarını, istediğin her şey süratle sana doğru geliyor.



18 Kasım 2016 Cuma

2012










2012 Yılında, büyük bir değişim yaşandı. O yıl, yeni hayatımızın başlangıcıydı. Her şeyin hızla değişmeye başladığını hissettik. Önce, değişim herkesi korkuttu. Sonra, bunun bir parçası olmaya başladık.


Önceden biliniyordu 2000'li yıllarda şiddetli kasırgaların eseceği. Lakin insanoğlu hazırlıklı değildi. Savrulduk. Tutunmaya çalıştık eskilere. Eskiler parçalandı ellerimizde.


Yeniçağ başladı 2012'de. 2016'ya kadar yenilenerek geldik. Eskiyi değiştiremedik ama dönüştürdük. Eskinin gönderdiği mesajları anladık. Yeni planlar yaptık eskilerin üstüne. Bugün tamamen yeniyiz, fark etmesek de.


Eski alışkanlıklarımız silindi zihnimizden. Onların yerine, kendimizi bulmamıza yardım edecek başka alışkanlıklar koyduk. Dostlarımız gitti. Yeni ve daha sağlam dostlar girdi hayatımıza. Bizim olduğunu düşündüğümüz her şeyle vedalaştık. Ellerimizle gömdük maziyi. Utanmadık ve durmadık. Çünkü eskiler yetmiyordu bize. Biz değişmek istiyorduk.


Maya takvimine göre, 2012'de kıyamet kopacaktı. Dünyadaki yaşam sona erecekti. İnsanlar kaygıyla 2012'yi bekledi. Kıyametin kopmadığı anlaşılınca, herkes derin bir nefes aldı. Aslında, o yıl kıyamet koptu ama kimse farkına varmadı. Herkes kendi kıyametini yaşadı. Mayalar, sanıldığından daha zeki insanlardı.


2012'de başlayan değişim, 2016'da sonuç vermeye başladı.



16 Kasım 2016 Çarşamba

Charles Baudelaire ve "Paris Sıkıntısı"










Charles Baudelaire, "Kötülük Çiçekleri" ile modern şiire giden yolu açar. "Paris Sıkıntısı" ise modernliğin şiirini başlatır. Kitabın başında Aloysius Bertrand'a yazdığı yazıda, onu modern şiirin başlangıcı olarak göstermiştir. Lakin modern şiir, gerçek anlamda Baudelaire ile başlar.


Modern şiir, her zaman geçmişle bağlantı kurarak tamamlanır. Geleceğe giderken geçmişten kalkar. Baudelaire, "Paris Sıkıntısı"nda düz yazı ile yazılmış şiirlerini yayınlar. Bu şiirler ritimsiz, kafiyesiz ama ezgilidir. Şair, imgenin ön plana çıkması için müziği susturmak ister.


"Paris Sıkıntısı" bir çağdaş yaşam ressamının eseridir. Aşağıdaki bölümler, kitabın 1869 metninden alınmıştır.


"Her şeyden hoşnutsuz, kendimden hoşnutsuz, kendimi yeniden satın almak ve gecenin sessizliği, yalnızlığı içinde böbürlenmek istedim. Sevdiklerimin ruhları, şarkılarını söylediklerimin ruhları güç verin bana. Dayanak olun bana. Yalanı ve dünyanın ayartıcı buğularını uzaklaştırın benden. Ve sen ulu Tanrım, birkaç güzel dize üretme bağışını esirgeme benden. Esirgeme ki insanların sonuncusu olmadığımı, küçümsediğim insanlardan aşağı olmadığımı kendime kanıtlayayım!"


"... zira çocuk denen varlık kabına sığmaz. Bencildir, sabırsızdır, halden anlamaz. Sade bir hayvan kadar; kedi kadar, köpek kadar bile yapayalnız acıların dert ortağı olmaz."


"Çinliler saatin kaç olduğunu kedilerin gözlerinden anlar... Ben, ben güzel Felin'e bakarım. Felin, kendi türünün onurudur ve yüreğimin gururu. Felin, zihnimin hoş kokusudur. Gece ya da gündüz, aydınlıkta ya da loş karanlıkta, tapılası gözlerinin derinliğinde ben, saati görürüm. Hiç değişmeyen saati. Görkemli ve mekan kadar büyük. Dakikasız, saniyesiz bir saat. Kaçamak bir bakış kadar hızlı saat... Saati görüyorum Felin'in gözlerinde. Vakit sonsuzluk!"


"Aşkın işkenceye ya da ameliyata benzediğini, sanırım notlarıma yazmıştım. Ya erkek ya da kadın, ikisinden biri cerrah ya da cellattır. Diğeri ise hasta ya da kurban."




15 Kasım 2016 Salı

Karma Felsefesi ve İlahi Adalet









Karma Felsefesi adını duydunuz mu hiç?


Karma'ya  göre, evrendeki her şey sahibine geri döner.


Bir insanı mutlu etmek isterseniz, bir gün, siz daha mutlu olursunuz. Bir dostunuzu üzmek isterseniz, her şey bittiğinde, en çok üzülen siz olursunuz. Bir çocuğu çok severseniz, o çocuk en çok sizi sever.


Zarar verirseniz, yaralanan siz olursunuz. Korursanız, korunan siz olursunuz. İlgi gösterirseniz, ilgi gören siz olursunuz. Dağıtırsanız, her şeyden çok dağılan siz olursunuz.


Karma Felsefesinin ilahi adaletle ilişkisi var. Yaptığınız her şey, evrende döner dolaşır ve geri gelir. Herkes sözlerinden ve eylemlerinden sorumludur.


Kaktüs ektiğiniz topraktan lale bekleyemezsiniz.



14 Kasım 2016 Pazartesi

Yukarı aşağı










Çıkılabilecek en yüksek nokta ile, düşülebilecek en derin nokta arasında, ne kadar uzaklık var?


En tepeden en dibe düşmek, kaç saniyede gerçekleşir?


Tepe mi gerçektir, dip mi?


Neresi daha kalabalıktır?


Alkışlar mı çoktur, ıslıklar mı?


İnsan kendini nerede görmeli?



13 Kasım 2016 Pazar

Zor bir yürüyüş









Akıl hep bir adım önde olmak zorunda. Önce akıllıca işler yapılmalı ve hayatlar kurtarılmalı. Önce sağlık, önce güvenlik, önce iş, önce ev,...


Zavallı kalp. Aklın hep bir adım gerisinde durmalı. Kalp sesi daha az duyulmalı. Aklın kabul etmediği duygular unutulmalı. Mümkünse, kalp pek çalışmamalı.


Güneşin bile aydınlatamadığı karanlık günler... Akıl önde, kalp arkada... Ömür boyu devam eden zor bir yürüyüş.





11 Kasım 2016 Cuma

Vatanım Sensin









Yere düşen Türk Bayrağını alıp göğsüne sokan küçük çocuk.


Yunan çizmesinin altında ezilmeyi reddeden mağrur İzmir.


Dostla düşmanın kılık değiştirdiği, karışık bir mizansen.


Gizlice bastıkları gazeteyle halkı cesaretlendiren bir grup vatan evladı.


Bir annenin feryadı: "Senin baban Plevne şehidi... Sen babanı utandırdın! Senin baban mezarında üşüdü!"


Halit Ergenç'in muhteşem oyunu.


Cevdet Paşanın sessiz gözyaşları.


Cevdet Paşanın onurlu mücadelesi.


Cevdet Paşanın her şeyden üstünde tuttuğu vatan sevdası.


Cevdet Paşanın en güzel sözleri: "Yolun açık olsun Paşam!"


Ve Türkün Büyük Atası, Mustafa Kemal.


"Vatanım Sensin"i izlemek izlemek için çok sebebiniz var.






10 Kasım 2016 Perşembe

Keşke'nin derin anlamları








"Keşke" Gelecek zaman anlamlı bir sözcüktür.


Hayattan daha iyi şeyler beklediğimiz zaman "Keşke" deriz. "Keşke" ile başlayan cümlelere bağlarız umutlarımızı. "Keşke" derken büyür hayâller.


"Keşke" Geçmiş zamanlar için kullanılmaz. Geçmiş geçmiştir. Değiştirilemez. Döndürülemez. Pişmanlıklar kalpten sökülemez. Umutsuz bir hasta gibidir geçmiş. Tedaviler çare olmaz. Heyecan dolu "Keşke" karanlık bir geçmişe yakışmaz.


"Keşke" umudun sesidir. "Keşke" ateşin rengidir. "Keşke" asi bir denizdir.


"Keşke" uğruna savaşılan her şeydir.




9 Kasım 2016 Çarşamba

Kendimde kaybolmak








Bazen sadece susmak istiyorum. Susmak ve saatlerce aynı koltukta oturmak. Kımıldamadan. Düşünmeden. Durarak, donarak susmak istiyorum.


Benimle beraber herkesin susmasını da istiyorum. Kimse konuşmasın. Havada tek bir harf bile olmasın. Kulaklarım boş kalsın.


Dakikalar saatlere bağlansın. Saatler uzasın yıl olsun. Herkes istediği yerde kalsın ama, kimse konuşmasın.


Konuşarak bölmesinler sessizliğimi. Üç dakikada bir söyledikleri yalanlarıyla şişirmesinler kafamı. Dönmesinler etrafımda. Yormasınlar gözlerimi.


Bazen sadece susmak istiyorum. Sessiz. Derin. Dertsiz. Öyle bir susmak ki benzeri hiç görülmemiş.


Bazen, kendimde kaybolmak istiyorum. Kimsesiz.



8 Kasım 2016 Salı

Paul Arden ve "En iyi olmak"








Hepimiz, işimizde "En iyi" olmak isteriz. Fakat gerçekte ne kadar iyiyiz?


Eh işte mi?


İyi mi?


Çok iyi mi?


İşinin en iyisi mi?


Ya da dünyanın en iyisi mi?


Yetenek bu konuda yardımcı olur. Ama her basamağı yetenekle atlayamazsınız.


Herkes "İyi" olmak ister. Fakat "Mükemmel" olmak için çok çalışan pek az kişi vardır.


Pek çok kişi için, kibar biri olmak ve başkaları tarafından sevilmek çok önemlidir. Bunlar birbirine denk erdemlerdir. Fakat "İyi" olmak, sevilen biri olmak anlamını taşımaz.


Çoğu insan, işinde ve sosyal hayatında, "İyi" olmanın bir yolunu bulmaya çalışır. Fakat herkes için başarı getiren bir formül yoktur. Öğrenmenin ve "En iyi" olmanın tek yolu, denemek ve hata yapmaktır.


Yeteneklerinizi geliştirmek için çok çalışırsanız, dünyadaki "En iyi" olabilirsiniz.


Kim olmak istiyorsanız, o kişi olacaksınız.


Paul Arden




7 Kasım 2016 Pazartesi

Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper








Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper, "Joy"da, dördüncü kez birlikte oynadı. Jennifer Lawrence'sa En İyi Kadın Oyuncu Oscar adaylığı getiren film, Lawrence'ın Golden Globe'u kazanmasına imkan tanıdı.



Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper arasında "Uyum" olduğundan bahsediyor sinema eleştirmenleri. Birlikteyken iyi filmler çekiyorlarmış. Birbirlerini tamamlıyorlarmış.


Genç yaşta Oscar kazanmış olsa da başarılı olduğunu söyleyemiyorum Lawrence'ın. Başarılı olmanın tek ölçüsü "İyi rol yapmak" değil bence. Başka şeylere de ihtiyaç var. Samimiyet gibi. Oysa Jennifer Lawrence'ın gözlerinde bir buzdağı saklı.


Aynı hisleri Bradley Cooper için de taşıyorum. Cooper, sıcak olması gereken "Burnt"te bile üşüttü izleyiciyi. Her iki oyuncu da sanki buzdağının ardından izliyor dünyayı. Robert De Niro ya da Julianne Moore bakışını yakalayamıyorum onlarda. Bu yüzden, onların filmleri (Ayrı ya da birlikte) çekmiyor beni.


Birlikte oynadıkları bir filmden sonra Hugh Jackman, Jennifer Lawrence için: "Böyle bir yetenek milyonda bir!" demişti. Maalesef, bu fikre hiç katılmıyorum.


İyi bir yetenek olmak; doğru ışıkların altında, doğru şeyler yapmak değildir.




6 Kasım 2016 Pazar

Tek kişilik yaşam








Amaç ne olursa olsun, sonuç hep yalnızlıktır. Tüm yolların sonunda, herkes tek başına kalır. Hesaplar tek kişinin ödeyeceği şekilde hazırlanır. Tüm ödüller tek kişiliktir.


Tek olduğunu ne kadar çabuk anlarsa, o kadar çabuk kabullenir hayatı insan. Kendiyle mutlu olmanın yollarını bulanlar, dayanacak başka bir omuz aramaya ihtiyaç duymaz.


Umutlar tek kişiliktir, yarınlar tek kişiliktir, acılar tek kişiliktir, tatiller tek kişiliktir, kitaplar tek kişiliktir, yaşam tek kişiliktir. Çünkü dostlarınız sizi her an terk edebilir.


Aşk bile tek kişiliktir. Biliriz ki iki kişiden biri daha çok sever. Biri daha çok özler. Biri diğeri için her şeyi yapmaya hazırdır. Diğeri bazen seyirci gibi davranır. Aşk da tek başına yaşanır.


Amaç ne olursa olsun, sonuç hep yalnızlıktır.



5 Kasım 2016 Cumartesi

Ağustos Esintisi









"Ağustos Esintisi"ni yazım aşamasından beri biliyorum. Kitabın yazarı Zeynep Ataç'ı tanımam. Ama yazarın kardeşini çok iyi tanıyorum.


Kitap basılmaya başlandığı andan itibaren heyecanla bekledim. Kitabı koklamak ve sayfalarında gezinmek için gün saydım. En nihayet, iki gün önce kitap elimdeydi.


Kitaba dokunmamla okumaya başlamam aynı dakikada gerçekleşti. İlk sayfalarda, okuyucuyu hemen saran betimler ve etkili cümleler vardı. Sayfalar parmaklarımın arasında hızla dönerken, romanın kahramanı İnci, içimi ısıttı.


Yazarın ilk kitabıydı Ağustos Esintisi. Bir kadının yaşamına dokundum bu esintiyle. İçimdeki bir ses yükseldi. Bazen İnci bana benzedi, bazen ben İnci'ye benzedim. Hemen herkesin yaşayabileceği bir hayattı İnci'nin hikâyesi. Ama yazarın açık ve duru anlatımı o sıradan hayata tat kattı.


Roman bazı sayfalarda bir günlüğe dönüştü, bazı sayfalarda bir şiire. Farklı dokunuşlardaki kitap, son sayfaya kadar kendini okutmayı başardı. Her satır ince ince işlenmişti: Duygulu, yalın, samimi.


"Ağustos Esintisi" Favori Yayınları tarafından basıldı. Küçük bir esintiye ihtiyaç duyanlara tavsiye.




2 Kasım 2016 Çarşamba

Mızmız doğanlar










Her şey için ağlayan çocukları bilirsiniz. Oyuncak dükkanının önünden geçerken, dondurma isterken, uyumadan önce ya da uyanınca, televizyon kanalları arasında tercih yaparken, yemek yerken, okula giderken,... onlar hep ağlar.


Ağlamayı koz olarak kullanan çocuklar, büyüdükleri zaman da yeni oyunlar bulur. Kaybedeceklerini anladıkları anda, gereksiz duygusal konuşmalarla başka insanların aklını karıştırırlar. Sevinçlerini ağlayarak anlatırlar. Her zaman ilgi odağı olmak isterler. Eğer ilgiyi kendi üzerlerinde toplayamazlarsa, ilgilenilen kişiyi gözden düşürmeye çalışırlar. Yani, ömür boyunca devam eden mızmız bir yolculuğu tercih ederler.


Mızmız birini durdurmanın en iyi yöntemlerinden biri, ondan daha mızmız olmaktır. O ağlamaya başlayınca daha çok ağlamak, zaten aklı hep karışık biri gibi davranmak, duygusal konuşmalarda sınırları zorlamak. Bunlar mızmızları hayatlarından bezdirebilir. Çünkü onlar rakipsiz olmak ister.


Ağlayan bir çocuk ya da mızmız bir yetişkin olmak, sonradan öğrenilen davranışlar değildir. Sürekli ağlamak ve mızıldanmak, doğuştan getirilen yeteneklerin sosyalleşmiş halidir.








1 Kasım 2016 Salı

Virginia Woolf ve yazmak








Sayfalar dolusu saçmalayın. Aptal olun. Duygusal olun. İçinizden gelen sesi dinleyin. Dilin kurallarını unutun. Teknik ve bilimsel alanda, bilinen tüm kuralları ihlâl edin. Dökün. Devirin. Kendi keşfiniz olan olmayan her türlü kelimeyi kullanın.


Şiirsel bir biçimde ya da düz yazı bir metinde öfkelenin. Sevin. Alay edin. Ta ki yazmayı öğreninceye kadar.


Virginia Woolf





31 Ekim 2016 Pazartesi

Gerçek olan tek adam








Bu adam benim kocam:


Beni sevgiyle saran.


Yarınlarıma umutlar eken.


Kalbini, ömrünü sadece bana veren.


Beni çok seven, beni hep seven, beni tek seven.


Bu adam benim kocam, ömrümü paylaşmaya değer olan.



30 Ekim 2016 Pazar

Hisler








Sonsuz  boşlukta süzülerek uçan bir mendil  gibi;


Hafif, kaygısız, narin.


Ne geçmişi ne de geleceği olan ipek bir mendil gibi;


İnce, beyaz, zarif.


Kendini rüzgâra bırakmış temiz ipek bir mendil gibi;


Hafif, narin, zarif.



29 Ekim 2016 Cumartesi

Cumhuriyet ve kadın








Bugün evimde arkadaşlarımla kutluyorum en anlamlı bayramı.


Cumhuriyetin kadınlara getirdiği özgürlükler için ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'e minnettarız.


Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.



28 Ekim 2016 Cuma

Hayâllerin kahramanı










Küçük bir çocukken ya da lisenin tozlu yollarında yürürken, hayâlleriniz var mıydı?


Şimdi o hayâllerin neresindesiniz?


Ilık ve tatlı rüzgar saçlarınızı okşarken, gerçekleşen hayâllerinizi düşünüp mutlu oluyor musunuz?


Bazen, hayâl kırıklarıyla dolu gözyaşlarınız ıslatıyor mu yastığınızı?


Yeni hayâlleriniz var mı?


O hayâllerin kahramanı nerede?



27 Ekim 2016 Perşembe

Anne Hathaway, Bob Dylan ve Marlon Brando









Nobel Edebiyat Ödülü'nün Bob Dylan'a verileceğinin açıklanmasıyla edebiyat dünyası sarsıldı. Şarkı sözlerindeki şiirsellik ve şiire getirdiği yeni boyutlar için ünlü şarkıcının ödüle layık görüldüğünü açıkladı komite.


O günden sonra bir tartışma başladı. Şarkı söyleyen bir adama, Nobel Edebiyat Ödülü verilebilir miydi? Haruki Murakami gibi pek çok ünlü yazarı geride bırakıp Nobel'e ulaşan Bob Dylan, gündeme bomba gibi düştü. Şarkıcının müzik videolarında %500 izlenme artışı gözlendi.


Tartışmalar devam ederken, konuşmayan tek kişi Bob Dylan'dı. Hiç yorum yapmadı. Hiçbir yerde görülmedi. Kelimenin tam anlamıyla gizlendi. Nobel Komitesi, Bob Dylan'a ulaşamadıklarını ve ünlü şarkıcının bu davranışının çok kaba olduğunu açıkladı. Belki de Bob Dylan, kariyerinde bir Nobel Edebiyat Ödülü istemiyordu. Ve bu fikrini kendine özgü tavrıyla tüm dünyaya açıklamış oldu. Ödüller Aralık ayında sahiplerine verilecek. Sonucu hep beraber göreceğiz. Ama bence Bob Dylan, bu konuyla ilgili hiçbir zaman konuşmayacak.


Sanırım iki gün önceydi. Anne Hathaway'ın açıklamaları da Nobel Edebiyat Ödülü gibi gündemi sarstı. Bob Dylan'ın tersine Hathaway çok konuşkandı. "İçinde bulunmaktan pek de hoşlanmadığım Les Miserables (Sefiller) filmi ile Oscar kazanmak beni mutlu etmedi. Adım açıklanınca rol yaptım. Sevinmiş ve şaşırmış gibi göründüm." dedi.


Hathaway hayatının en talihsiz açıklamasını yaptı. Les Miserables, muhteşem oyuncu kadrosu, destansı anlatımı, müzikleri, kalbe dokunan şarkı sözleri, dekorları ve kostümleriyle, kendi alanında izlediğim en iyi filmdi. Milyonlarca sinema izleyicisinin de fikirlerime katıldığını biliyorum. Ayrıca Akademi de bizim gibi düşünmüş olmalı ki film 8 dalda Oscar'a aday gösterildi.


Hathaway ne yaşadı, neden böyle bir açıklama yaptı bilinmez. Belki de kendince çok haklıdır. Ama biz, sahne ışıklarını uzaktan izleyenler; böyle açıklamalarla kocaman bir projenin lekelendiğini düşünüyoruz. Aklımızda soru işaretleri oluşuyor. Les Miserables gibi muhteşem bir yapım için Hathaway'ın karalayıcı açıklamaları, hiç de hoş görünmedi. Büyük emekle çekilen fimde, bir sinek kadar da olsa kötü bir iz bıraktı.


Keşke "İçinde bulunmaktan pek de hoşlanmadığı" filmle Oscar kazanan Anne Hathaway, Marlon Brando gibi onurlu olsaydı. Oscar'ı kabul etmediğini açıklasaydı. Film boyunca 17 dakika görebildiğimiz Hathaway, keşke geçen gün yaptığı açıklamayı, yıllar önce Oscar Ödülü'ne dokunmadan yapsaydı.


Oscar Ödülü'nün bir prestij kaynağı olduğunu, Oscar kazanmış oyuncuların fiyat arttırdığını, daha pahalı yapımlarda ve daha büyük yönetmenlerle çalışma imkanı bulduklarını sağır sultan bile çoktan duydu. Keşke Hathaway, bindiği dalı kesmeseydi.


Bob Dylan'nın kendine özgü dik duruşunu takdir ediyorum. Bob Dylan seni seviyorum. Marlon Brando'nun dik duruşunu takdir ediyor ve alkışlıyorum. Marlon Brando seni seviyorum. Les Miserables ile Oscar kazanmak, filmin tüm oyuncularından çok Hugh Jackman'ın hakkıydı. Anne Hathaway' in açıklamalarından sonra bile Jackman, Oscar'la ilgili hiç yorum yapmadı. Hugh Jackman'ın dik duruşunu takdir ediyorum.


Anne Hathaway için söyleyecek söz bulamıyorum.




26 Ekim 2016 Çarşamba

Komik ama çok komik









Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri, başka insanlar olduk sanki. Facebook ile başlayan sosyalleşme süreci, zihnimizde yeni mecralar açtı.


Günün her saatinde, gecenin en sessiz anında, acılarda, sevinçlerde, kutlamalarda, taşlamalarda hep sosyal ağları kullanır olduk. Gözümüzün ucuyla da olsa hep takipteyiz.


"Komik ama çok komik" bir kitap adı. Tutku yayınevinin bastığı kitabın yazarı İnanç Yaşayan. En komik sosyal medya esprilerinin bu kitapta toplandığı bilgisi kitabın ön kapağında bizi karşılıyor.


Facebook, fakirlik, internet, kadın, Çinliler, erkek, uyku, sevgili, WhatsApp, Wİ-Fİ, yalnızlık, Twitter, Sebastian gibi pek çok bölümden oluşan kitap, çok çok gülmeyi garanti ediyor. Yazar ve filozofların cümlelerinin de yer aldığı kitap iki gündür elimde.


"Meddahlık kültürü ile dokunmuş Türk insanı, espriyi yani 'İnce sözü' sever." Cümlesiyle önsöze başlayan yazar, daha önce de 5555 soru ve cevabın yer aldığı başka bir ilginç kitap daha yayınlamış. Sorular ve cevaplar hakkında bilgim yok ama "Komik ama çok komik" beni çok eğlendirdi. Her cümlenin içinde, düşünmek için küçük mesajlar da vardı. Sosyal yaşamın gerçek ama komik yönlerini bir kere daha gördüm. Ünlü yazar ve filozofların gülmek ile ilgili cümleleriyle aklımı yordum.


Sizin için kitaptan birkaç cümle seçtim:


"Sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız." Sesini duyar duymaz kapat tuşuna basmaya "FAKİRLİK" denir.


Sevdiği kıza yakınlaşmak isterken onunla kanka olan erkekler için bir dakikalık saygı duruşu.


Söyle ona Sebastian: "Nasılsın?" diye bir mesaj atsa "İyiyim" diye bir kitap yazarım.


Kimseye söyleyemediklerini herkesin içinde söylemek istiyorsan bir Twitter hesabı açacaksın.


Yatağının yakınında priz varsa ve tuvalette Wİ-Fİ çekiyorsa sen seçilmiş kişisin dostum.


Allah kimseye tüm oyunlarda rekor kıracak kadar yalnızlık vermesin.


1 Nisan şakası gibisin.


Sık sık gülen insanlar kederli olup kederlerini yapmacık bir neş'e ile örtmek isteyenlerdir. (Maksim Gorki)


Kaybolan gün, hiç gülmeden geçen gündür. (Nicolas Chamfort)




25 Ekim 2016 Salı

24 Ekim 2016 Pazartesi

İnandığın her şey için









Kendine bir şans daha ver;


En çok kendini sevdiğin için


En değerli sen olduğun için


En iyi şeyleri hak ettiğin için


Yaşamayı sevdiğin için


Mutlu olmak istediğin için


Sabahları heyecanla uyanmak istediğin için.


Ona bir şans daha ver;


Sana aşık olduğu için


Kalbini sana verdiği için


Sen uzaktayken bile seninle yaşadığı için


Seninle konuşmak istediği için


Sana hayâllerini anlatmak istediği için


Senin diğer parçan olmak istediği için.


Bir şans daha ver,


Yetmezse pek çok şans daha ver,


İNANDIĞIN her şey için.



23 Ekim 2016 Pazar

Korkusuzca kaybetmek









Kaybetmekten korkmadığımız gün, nefes almaya başlıyoruz. Anlıyoruz ki kaybettiğimiz şeyin kalmamış hiç değeri.


Anılar tozlu raflara yerleştirilir. Yaşanan ne varsa doğru ya da yanlış, üstü kapatılır. Her şey açılmamak üzere paketlenir.


"Ya geri gelmezse, ya beni unutursa, ya başkasını severse,..." Demiyorsa kalp, kaybetmeye hazırdır. Kaybedeceği şeyin, kaybetmeye değer olduğunu çoktan anlamıştır.


Anahtarlarını kaybettiğinde bile endişelenir insan. Fakat bir gün, sevdiği birini kaybedince bunu çok umursamaz. Çünkü bazen yokluk, varlıktan iyidir.


Kaybederek öğreniriz elimizde kalanların değerini. Kaybolarak hatırlatırız başkalarına, ellerindekinin kıymetini.


Bunun nasıl büyük bir rest olduğunu kaç kişi anlar bilinmez ama:

Kaybolmak, kaybetmekten daha önemli.



22 Ekim 2016 Cumartesi

Masum bir kadın: Meryem








Milyonlarca yıldır yaşayan dünyamızda, bir tek şeyin çok özel yaratıldığını düşünüyorum:
Meryem Ana.


Milyonlarca hatta belki milyarlar ya da trilyonlarca yaratılmış kadın cinsi içinde, en özel olan sadece: Meryem Ana.


Onu bizden ayıran en büyük özellik: Masumiyet.


Doğan her bebeğin masum yaratıldığı şüphesiz. Fakat sonra her ne oluyorsa, kirli birer nesneye dönüşüyor masum bebekler.


Hiç kirlenmemiş tek kadın Meryem. Belki de bu yüzden bir peygamber annesi olarak onurlandırılmış.


Sene 2016. Masumiyet pek çoğumuz için hâlâ çok önemli. Lakin insanoğlu masumiyeti uzun süre önce kaybetti. "Temiz" kalmayı başaran birkaç kişi haricinde.



21 Ekim 2016 Cuma

İnanmadığım insanlar









İnanmadığım insanlar için hiç pişman olmadım.


Keşke daha çok insana inanmasaydım.





20 Ekim 2016 Perşembe

"Belki" nin anlamları








"Belki" ile başlayan cümlelerde %50 ihtimal vardır.


"Belki" yarım evet, yarım hayırdır.


"Belki" kapıyı kapatmamaktır.


"Belki" umutlara can vermektir.


"Belki" ağlarken gülmektir.


"Belki" henüz hiçbir şeyin bitmediğini ilan etmektir.


"Belki" biraz küsmek, biraz da barışmaktır.


"Belki" gizli bir mesajdır.



19 Ekim 2016 Çarşamba

Işıklı kalpler







Karanlık sokakları, ışıksız odaları, bulutlu günleri hiç sevmem. Çünkü aydınlığın olmadığı yerde, sağa sola çarparak yürür insan. Yön bilinmez, yol görünmez.


Hep bir aydınlık sevdası vardır içimde. Her şey ışıl ışıl parlasın isterim. Uzak tepelerdeki evler bile kolaylıkla görünsün.


Belki bu yüzden, gizemli roman kahramanlarını itici bulurum. Kim olduğu bilinmeyen insanlardan uzak dururum. İçinde karanlık saklayan her şey korkunçtur benim için.


Küçük ama aydınlık bir hayat istedim, çocukluğumdan beri. Işığın değmediği tek bir köşe olmasın. Işık içimdeki kötülüğü dağıtsın.


Aydınlık günler yaşadım ömrümce. Sokaklar karanlık olsa da. Odaların ışığı kapansa da. Gökyüzünü bulutlar rehin alsa da bir küçük ışık vardı hep içimde.


Işığa ve ışığı gönderene sevgiyle...




18 Ekim 2016 Salı

Tohumun hikâyesi









Yaşayacaklarından haberi var mıdır bilinmez ama tohum toprağa ekilir. Umutla tohumun filizleneceği gün beklenir.


Minik tohum karanlığa hapsedilmiştir aslında. Aylarca, belki de korkuyla durur orada. Mevsimler geçer, tohum bekler.


Etrafında solucanlar, fareler dolaşır. Tohum ölmemek için dua eder. Minik tohum, kocaman dünyanın bir parçası olmak ister.


Sonbahar kışa döner, tohum üşür. Soğuktan titrer ama umudunu korur.


Kış biterken küçük tohum ya ölür ya da yeşil yapraklarıyla selamlar yeni hayatı. Filizlenen her tohum, pekçok insandan daha cesurdur.






17 Ekim 2016 Pazartesi

Öfke nöbeti








Uzun zamandır buraya gelmedim. Daha sık gelmeliyim. Çünkü buranın havası, manzarası kendimi iyi hissettiriyor. İyi hissetmeye her zaman ihtiyacım var.


Günler nasıl da hızla geçiyor. Önce uzaktaki bir hedef gibi görünüyorlar. Sonra bir bakıyorum ki ardımda kalmışlar. Bu hıza uyum sağlayamıyorum bazen, başım dönüyor.


Fakat ne zaman buraya gelsem zaman duruyor. Hayat yavaşlıyor. Başım dönmüyor. Kendimi sakin ve güvende hissediyorum. İçime, en derine ektiğim umutlar kımıldamaya başlıyor. Ne zaman buraya gelsem, bana bir şeyler oluyor.


Öfke nöbetiyle geçti hafta sonu. Küçük bir kıvılcımla patladı, unuttuğumu sandığım duygular. Beklemek hiç bu kadar elem verici olmamıştı.


Bugün buraya gelmek iyi bir fikirdi. Rüzgarla savurdum içimdeki öfkenin küllerini. Dingin bir deniz gibi sakinim. Yarın ya da biraz sonra ne hissedeceğimi bilmiyorum. Ama şu anda iyiyim.


Siz de öfke nöbeti geçiriyor musunuz?





16 Ekim 2016 Pazar

Günün notları








Uzun zamandır çözülmeyi bekleyen düğümler vardı. Dün bir düğüm çözüldü. Yarın birkaç düğüm daha çözülecek, umarım.


Kimse düğümler içinde yaşamayı hak etmiyor. Kimse karanlıkta kalmayı hak etmiyor. Kimse yalnızlığı hak etmiyor. Kimse bilinmez bir geleceği beklemeyi hak etmiyor. Kimse bugünü unutmayı hak etmiyor.


Kalplerimizdeki tüm düğümler çözülmeli. Sıkıntı ve mutsuzluk ait olduğu yere gitmeli.




15 Ekim 2016 Cumartesi

Kadere giden yol






Galiba,


Kader düşündüğünüzden daha cömert.


Ve kesinlikle,


Her şeyin bir sebebi var.





14 Ekim 2016 Cuma

Margaret Thatcher ve kadın olmak







Asla, kocasının yanında sessizce duran güzel kadın olmayacağım. Ben bulaşık yıkayamam, yemek yapamam ve çocuklarımın dadısı olamam.


Bir insanın hayatı fincan yıkamaktan daha değerlidir.



Margaret Thatcher




13 Ekim 2016 Perşembe

Neden?









"Neden?" Çok önemli bir soru. Bilimsel ilerlemelerin kökünde bu sorunun olduğunu düşünüyorum. Neden dünya döner? Neden ayaklarımız yorulur? Neden bir tazı kadar hızlı koşamayız? Karaciğerimiz neden hasta olur? ...


Bilimdeki ilerlemelerin adresi olarak gösterebileceğimiz "Neden?" sosyal hayat açısından aynı değeri taşımaz. Çünkü günlük yaşantımızda merak ettiğimiz her "Neden?" , başka insanları yargılar. Neden geç kaldın? Bana bunu neden yaptın? Neden pahalı bir hediye seçtin? Neden dikkatli olmuyorsun? Neden beni dinlemiyorsun? ...


Tek soru kelimesiyle yeni bir dünya inşa etmek mümkün. Önemli olan şey neyin cevabını aradığımız. Tek insanla çok mutlu olmak ve çok üzülmek gibi.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Kırık bir hatıra








Notaları unutulmuş şarkılar gibi.


Dönülmez yollara gitmiş yolcular gibi.


Yakılmış mektuplar gibi.


Kurumuş nehirler gibi.


Son sözünü söylemiş mahkumlar gibi.


Değerini kaybetmiş her şey gibi.


Eski günlerin kırık hatırası.









11 Ekim 2016 Salı

Ait olduğumuz dünya









Belki de bu dünyayı ve bu dünyada yaşadıklarımızı, gereğinden fazla önemsiyoruz. Belki tanıştığımız insanlar ve yaşadığımız hayatlar, bu kadar değerli olmayı hak etmiyor. Belki de yapmamız gereken en önemli şeylerden biri ölüm için heyecanlanmak.


Ölümden korkuyoruz. Bir gün Azrail'i göreceğimizi bildiğimiz halde, onu hiç görmemeyi diliyoruz. Toprakla buluşma anını düşünmek içimizi ürpertiyor. Ama belki, bedenimizin toprağa değdi an, çok mutlu bir hayatın kapıları açılacak.


Sadece bu dünyayı tanıdığımız için, sadece buraya ait olduğumuzu düşünüyoruz. Belki de çok yanılıyoruz ve yanıldığımızı kendimiz bile bilmiyoruz.




10 Ekim 2016 Pazartesi

Umuda şans ver






Umutlar hep yukarıda olmalı. Yukarı, daha yukarı, daima yukarı.


Umutlara yakışmaz toprağa değmek. Umut dediğinin yere basacak ayakları olmamalı. Umutlar kuşlardan daha iyi uçmalı.


Her umut ateşten bir parça olsa da umutların da yaşam hakkı olmalı.



9 Ekim 2016 Pazar

Tek dost









Gökyüzüne bakınca Kur'an'dan kısa bir bölüm geldi aklıma:


"Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı." (Duha 93/3)


Damarlarımdaki kanın tazelendiğini hissettim. Kalbim yeniden heyecanla çalışmaya başladı. (Aslında o dakikadan önce ölmüştüm.)


Çiçek kokuları değdi burnuma. Kuşların neşeli seslerini duydum. Bir yaprak dokundu omzuma.


Gökyüzünde bir dostum olduğunu hatırladım.




8 Ekim 2016 Cumartesi

Kahve molası










İyi bir masal duymak istiyorsanız, iyi masal anlatan birini bulmanız gerekir. Fakat iyi masal anlatmak istiyorsanız gereken şey çok çalışmaktır.


İyi şeyler yazamadığım için iyi ve başarılı yazılarıyla ünlü yazarları okuyorum. Oscar Wilde,


"Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam, bu yüzden asıldı. Ama herkes sevdiğini öldürür, bunu hiç unutma." demiş. Ne güzel anlatmış, çok seven herkesin katil olduğunu!


"Seveceksen yalnız kaldığında aklını geleni değil, hiç aklından çıkmayanı seveceksin." Demiş Can Yücel ve sevginin en büyük ipucunu vermiş.


"Eğer içimizdeki boşluğu hissetmezsek, bize uygun sevginin derinliğini anlayamayız." Bu cümlenin kime ait olduğunu bilmiyorum ama kesinlikle ben de öyle düşünüyorum.


"Kahve Kokulu Hikâyeler" okuduğum kitabın adı. Adı ilgimi çektiği için almıştım bu kitabı. Ön kapağı bir fincan kahve süslüyor. Küçük bir kese içinde birkaç kahve çekirdeği var kitabın yanında, okurlara küçük bir hediye. Elinize alınca kitabı içiniz ısınıyor, öyle bir samimiyet. Kapakta ve yazılarda.


Kitabı hazırlayan Ender Haluk Derince, son sayfaya "Hikâyelerimiz devam edecek" notunu düşmüş... İyi hikâyeler hiç bitmemeli.


7 Ekim 2016 Cuma

6 Ekim 2016 Perşembe

Diderot'un aşk mektupları










Denis  Diderot, 21 yaşında yazar olmaya karar vermeden önce din adamı, doktor ve avukat olmak için kariyer peşinde koşmuş ve başarısız olmuş bir genç adamdı. Başarısız olduğu mesleklerden çok para kazanabilirdi ama Diderot'un kalbi her zaman edebiyatı sevmişti.


Edebiyatı seçmeye karar verince 10 yıl boyunca sadece karnını doyuracak kadar para kazanabildi. Çeviri yaptı, vaazlar yazdı ve özel dersler verdi. Fakat ünlü bir filozof olduğunda bile fakir bir adamdı.


Diderot, Antoinette Champion ile evliyken Sophie Volland'a aşık oldu. Diderot ve Sophie, 28 yıl boyunca mektuplaştı. Sophie'nin ani ölümünden dokuz ay sonra Diderot da öldü.


Temmuz 1759. Tamamen seninim. Sen benim her şeyimsin. Kaderin peşimize takacağı her belaya, hayatımızdaki tüm aksiliklere karşı birbirimizi destekleyeceğiz. Sen benim sıkıntılarımı hafifleteceksin. Ben seni avutacağım.... Söyle bana sevgili Sophie'm, neden bu kadar tatlısın! Kendine bir bak. Ne kadar çok sevilmeye değer olduğunu gör. Seni çok sevdiğimi anla... Kadınların en mükemmeli tarafından sevilen bir adam kadar sevinçliyim.


Ekim 1759. Beni seviyorsun. Beni her zaman seveceksin. Sana güveniyorum. Sana inanıyorum ve çok mutluyum. Yeniden yaşama döndüm. Bana heyecan veriyorsun. Konuşabiliyorum, çalışabiliyorum, oyun oynayabiliyorum, yürüyebiliyorum,... Ne dilersen yapabilirim. Eğer nasıl yapılabileceğini bilseydim seni çok daha fazla severdim.



5 Ekim 2016 Çarşamba

Mutluluk şarkısı








Sana güvenmiyorum ama kendime güveniyorum.


Seni görmüyorum ama kendimi görüyorum.


Sen yoksun ama ben varım.


Sen beni anlamadın ama ben kendimi anlıyorum.


Senin yolun çok uzun ama benim seninle yolculuğum bitti.














4 Ekim 2016 Salı

Zeki Müren anısına









Uzun yıllar bekledim

Hakikat oldu rüyam

Koklamaya kıyamam

Benim güzel manolyam.


Bir radyo programında bu şarkıyla andılar Zeki Müren'i. Klasik Türk Müziğe çok emek verdiğini anlattılar. Ömrü boyunca sahneden inmediğini söylediler. Bir televizyon kanalında ödül alırken milyonlarca insanın gözünün önünde öldüğünü hatırlattılar. Kalbi tam zamanında durdu, dediler.


Hakkında çok fazla bilgiye sahip değilim. Ama şiir tadındaki Zeki Müren şarkılarını çok iyi biliyorum.


Avuçlarımda hâlâ sıcaklığın var

Sıcaklığın var inan

"Unuttum" dese dilim yalan

Vallahi yalan.


Zeki Müren, 20 yıl önce aramızdan ayrıldı. Fakat kalplerdeki yeri hiç soğumadı. Görünen o ki şarkılarından iki dize bile unutulmadı.



3 Ekim 2016 Pazartesi

Hayatın ikinci bölümü








"İkinci kez yaşıyormuş ve ilkinde yanlış davranmışsınız gibi yaşayın."



(Victor Frankl)





Hayatımızın ilk bölümünde, bazı şeyleri yanlış yaptığımız fikri pek çoğumuzda vardır. Yanlış kararlar, yanlış yollara götürür. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz ve sonuç hep üzücüdür.


Bu genel yargının tam tersini düşünenler var mı acaba. Yani, hayatının ilk bölümünde her şeyi doğru yapan ve ikinci bölümde yanlış seçimlerde boğulan birileri var mı?


Yanlış tercihler, genç ve deneyimsiz olmakla mı ilgili? İnsanlar hırsları yüzünden mi atlar karanlık sulara? Herkes yanlış listesine sahip mi?


Sorular uzayıp gidiyor. Gerçek şu ki doğru kararlarımızın yanında, içimizi kemiren yanlışlar da var. Onlar küçük birer kurtçuk. Ama büyük kayaları aşındıran dalgalar gibi etkili ve acımasız.





2 Ekim 2016 Pazar

Felsefenin büyüsü








İki gün önce kitap dükkanındaydım ama amacım kitap almak değildi. Evde okunmak için bekleyen birkaç kitap vardı ve ben onları okumak için sabırsızlanıyordum. Oğlum bir kitap arıyordu, ben de zaman geçirmek için raflardaki dergileri karıştırıyordum.


Dergilerdeki fotoğraflardan sıkılınca şöyle bir bakmak için kitap raflarına doğru yürüdüm. Kolum yanlışlıkla bir rafa çarptı ve bir kitap yere düştü. Güldüm. Çünkü hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyordum. Kitabı yerden alırken "Bu kitap kafama düşmediği için teşekkür ederim Allahım." dedim.


Kitabın ön kapak tasarımında gemi ile zeplin arasında bir araç vardı. Yazar Daniel Klein ve kitabın adı: "Her keşfettiğimde değiştiriyorlar hayatın anlamını". Arka kapakta, yazarın felsefeyi sevdiği ama bu kitapta felsefe ile eğlendiği yazıyordu.


Hemen orada, önsüzü çabucak okudum. Yazar, lise yıllarındayken bazı filozofların aforizmalarını bir deftere not etmiş. Ara sıra, o cümleleri okuyup kendini motive ediyormuş. Hayatın nasıl yaşanacağını anlamaya çalışıyormuş. Ama artık elli yaşını çoktan geçmiş bir adam olarak, bunun faydasız bir uğraş olduğunu sonucuna ulaşmış.


Kitap eğlenceli. Aforizmaların altında yazarın yorumları var. Yazar biraz komik, biraz umutsuz, biraz kaybolmuş. Ve yazar, sona yaklaştığının farkında. 


Kitabı okumaya ve gülmeye devam ediyorum. Fakat, yazarın görüşlerinin çoğuna katılmıyorum. Sanırım felsefe, Daniel Klein'e çok cömert davranmamış. Ya da felsefe ile Klein arasındaki köprü zayıf kalmış. Oysa ben, felsefenin ışığı olmasaydı şüphesiz ki karanlıkta kalırdım. Felsefeyi, filozofları ve aforizmaları hâlâ çok seviyorum. Sanırım yaşım 80 (!) olduğunda da onları sevmeye ve benimsemeye devam edeceğim.



1 Ekim 2016 Cumartesi

Gülümse





Düşünerek kaybettiğin zamana yazık.


Olmuyorsa unut


Ve gülümsemeye devam et.









30 Eylül 2016 Cuma

Çok sevmek






Çok sevmek, çok üzülmeye razı olmaktır.


Çok sevmek, büyük bir savaşa hazır olmaktır.


Çok sevmek, birini sırtında taşıyacak kadar güçlü olmaktır .


Çok sevmek, çok delirmektir.


Çok sevmek, herkesin göremeyeceği muhteşem bir rüyadır.



29 Eylül 2016 Perşembe

Borges ve iki adam








Domino taşları gibi yıkılıyor günler birbirinin üstüne. Günlerin seslerini dinliyor ve bir bedende iki kişi olarak yaşamaya devam ediyoruz.


Jorge Luis Borges "25 Ağustos 1983" adlı öyküsünde, aynı bedende yaşayan iki adamdan bahseder. Dışarıdan görünen daha genç, umut dolu ve kararlı bir adamdır. Oysa içeride kalan ve görünmeyen adam, yorgun ve de yaşlıdır.


Domino taşları gibi yıkılıyor günler birbirinin üstüne. Bedenimizde yaşattığımız iki kişi, besliyor her gün birbirini. Hiç ilgileri yokmuş gibi görünseler de, biri diğerinin sebebi.


Öykünün sonunda öldürür Borges yorgun adamı. Genç adam, yorgun ve yaşlı olanı otel odasında bırakır ve kaçar. Yeni rüyalara yelken açar.


Lakin Borges'ın öyküsü gibi değildir hayat. Bedenimizdeki iki ruh, birlikte yaşar ve birlikte ölür. Biri diğerini bırakmaz, bırakamaz.


Domino taşları gibi devrilir günler. İnsan iki ruh ve bir kalple yaşamaya devam eder.



28 Eylül 2016 Çarşamba

Daisy'nin duası






Hemşire "Bir çocuğunuz doğdu." dediğinde sevinçten ağladım.


"Çocuğum kız mı, erkek mi?" Diye sordum.


"Kız!" Dedi hemşire, çok mutlu oldum. Kızımın bir aptal olması için dua ettim. Bu dünyada bir kızın başına gelebilecek en iyi şey, aptal olmak.





The Great Gatsby
Scott Fitzgerald




27 Eylül 2016 Salı

Sakla







Sakla sevgini


Sakla sevdiğini


Sakla parmaklarının ucundakini


Sakla fikrinin en sonundakini.


Saklamazsan


Görürler


Beğenirler


Severler


Ve onu senden alırlar.



26 Eylül 2016 Pazartesi

"Sen benim bir parçamsın..."








Haruki Murakami'nin "Sputnik Sevgilim" adlı romanını az önce bitirdim. 21. Yüzyıl Dünya Edebiyatının en iyilerinden biri olarak gösterilen Murakami, oldukça yalın bir dil kullanıyor eserlerinde. Pek çok ödüle layık görülen Japon yazarın kitapları, dünyanın birçok diline tercüme edildi.


Kitap satılan dükkanlarda rafları karıştırırken, elime aldığım kitapların arka kapağını okurum önce. Sonra ön kapağa bakarım, birçok okur gibi. "Sputnik Sevgilim"in arka kapağında etkileyici cümleler var:


"Sen benim bir parçamsın...


Ben aşık oldum. Şüphe yok. Buz soğuktur, gül kırmızı. Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. Ama artık dönüş yok. Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de."


Japonya'da başlayıp Yunanistan'da kilitlenen, büyüleyici bir aşkın hikâyesi anlatmış Murakami. Aşkı bir de onun penceresinden izlemek, keyifli bir yolculuk.


Dünyada gördüğü ilgiye rağmen, kendi ülkesinde çok eleştirilen bir yazar Haruki Murakami. Çok Amerikalı olmak ve Batıya özenmekle suçlanıyor. Romanlarını fazla "Özenti" bulanlar da var.


Bence, son dönem edebiyatın en iyilerinden biri olduğunu söylemek zor. Üslup yalın ama eserlerinde ünlü yazarların, ünlü müzisyenlerin, ünlü dünya şehirlerinin küçük tanımlarını yapıyor. Bu şekliyle romanlarının akışı biraz dikkat dağıtıcı. Ayrıca satırlar pek de gerekli olmayan ayrıntılarla dolu. Ve keşke, duygulara daha çok inebilseydi.


Yine de okunmalı Murakami kitapları. Hatta fırsat bulursanız, onun aynı adlı romanından uyarlanmış "İmkansızın Şarkısı" adlı filmi izleyin... Ayrıca, Murakami'nin Franz Kafka'dan çok etkilendiğini unutmayın.



25 Eylül 2016 Pazar

Uçurtmanın oyunu









Bazen kendimi ve her şeyi unutuyorum. Bir uçurtmanın peşinden koşuyorum. Neşeyle savruluyorum dört yana. Uçurtma kaçıyor, ben kuyruğundan yakalamaya çalışıyorum.


Çocukça bir coşku doluyor kalbime. Koşarken nereye bastığımı görmüyorum. Düşmek ya da yaralanmak ihtimali aklıma gelmiyor. Gözlerimi uçurtmadan ayırmıyorum.


Uçurtma kaçıyor, ben kovalıyorum. Uçurtma gökyüzünde yükseliyor, ben koşmaya devam ediyorum. Uçurtma bulutlara değiyor, ben yavaşlıyorum. Uçurtma benden çok uzaklara gidiyor ve ben duruyorum.


Uçurtmanın işi bu: Uzaklara gitmek. Gökyüzünde asılı kalması için yapıyorlar onu. Hiç yeryüzünde oynayan bir uçurtma olur mu?


O uçup gidince, ben hatırlıyorum kendimi ve her şeyi. Neşeli şarkılarım hüzünleniyor biraz. Koşarak gittiğim yoldan, yürüyerek geri dönüyorum.


Yine de kızmıyorum uçurtmaya, bulutları benden daha çok sevdiği için.



24 Eylül 2016 Cumartesi

Brad Pitt ve Angelina Jolie








Brad Pitt ve Angelina Jolie, başka bir kadın yüzünden boşanıyormuş. Siz buna inandınız mı? Aşk, üçüncü şahıslar tarafından bitirilebilir mi?


Çok doyduğunuzda, bir yudum daha yiyebilir misiniz?


Çok uykunuz geldiğinde, ayakta durabilir misiniz?


Tüm kalbinizle aşık olduğunuzda, başka birini görebilir misiniz?


Brad Pitt ve Angelina Jolie, ünlü insanlar olsalar da, onların da "İnsan" olduğunu unutmamak gerek. Aşk bu. Sonu bilinmez. Sonsuza kadar sürmesi istenir. Ama gerçekler çok acımasız olabilir. Hayâller yarım kalabilir.


Onlarınki de kırık bir aşk hikâyesine dönüştü. Başlarken ne kadar da mutluydular. Şimdi ayrılıyorlar ve tüm dünya bu konuda yorum yapıyor... Tüm dünya böyle zamanlarda aklını kaybediyor.


Açlık, terör, şiddet,... gibi başlıklar ikinci plana düştü. Hep beraber, Pitt ve Jolie boşanmasına odaklandık. Televizyonda, internette, gazetelerde hep onların haberleri var. Biz görmek istemesek de gözümüze sokuyorlar.


İki insan aşık oldu ve evlendi. Aynı iki insan, aşkı tüketti ve boşanıyor. Durum bu kadar basit. Boşanmaların üçüncü şahıslar ve dünyayla hiçbir ilgisi yok. Herkes kendi hayatına baksın.



23 Eylül 2016 Cuma

Yeni









Önce;


Bize umut verdiler, ellerini uzattılar, gözlerimize bakıp güldüler, hep yanımızda kalacaklarını söylediler, güzel resimler çizdiler. Bizi güldürdüler.


Sonra;


Umutlarımızı yaktılar, ellerimizi acıttılar, gözlerini de alıp kaçtılar. Hep yanımda kal- sadece bir şarkı adıydı. Resimlerin boyası soldu. Bizi öldürdüler.


Şimdi;


Her ölüm, yeni bir hayatın müjdesiydi. Yeni hayatımızı çok sevdik.




22 Eylül 2016 Perşembe

Uzun boylu insanlar








Uzun zaman önce, uzun boylu insanlar vardı. Boyları gerçekten uzun değildi belki. Ama bizim gözümüzde öyle değerli, öyle önemliydiler ki... Bu yüzden çok büyüklerdi.


Onlarla başlayan ve onlarla biten hayâllerimiz vardı. Onları sakladığımız geceler vardı. Dokunmaya kıyamadığımız umutlar vardı. Büyü bozulur korkusuyla, kimseyle paylaşmadığımız sırlar vardı.


Onların gölgesine dokunmak bile mutlu edebilirdi bizi. Hatta, onlara hiç yaklaşamasak da, bu dert değildi. Uzaktan sevilirdi uzun boylu insanlar. Bizim yakınımıza, onlar zaten gelmezdi.


Bir gün bir şey oldu ve gitti uzun boylu insanlar... Onlar bizi fark etmişler miydi?


Gittiler. Belki de biz gittik. Artık kimin ne yaptığının hiç önemi kalmadı. Uzun boylu sandığımız insanların, aslında bizimle aynı boyda olduğunu gördük. Rüyalarla hayâllerle kendimizi kandırdığımızı anladık. Nerde durmamız gerektiğini öğrendik.


Ve kimseden teselli istemedik.



21 Eylül 2016 Çarşamba

Başlangıç






Fırtınalı, yağmurlu bir geceden sonra güneşli bir sabaha uyandım.


Her gün olduğu gibi, bu sabah da her şey yeniden başladı.


Umutlarımı doldurdum ceplerime, aynadaki görüntümü selamladım, bir sıcak gülüş koydum yüzüme.


İyi bir başlangıçtan sonra, her şey kolaydı.


20 Eylül 2016 Salı

İyi bir fikir







"Yazmıyorsun eskisi gibi" Dedi arkadaşlarım.


"Yazamıyor musun?"


"Mola istiyorum." Dedim.


Belki biraz sıkıldım. Belki de kırgınım. Ya da...


Kızılderililer, büyük emekler vererek kumdan küçük heykeller yaparmış. Kumu bir hamur gibi şekillendirmek çok zormuş. Ama Kızılderililer zoru başarırmış. Sonra da rüzgarlı bir yere küçük heykelleri dizerlermiş. Küçük heykellerin rüzgara yenilişini izlerlermiş. Heykeller tamamen yok olduğunda, Kızılderililer mutlu olurmuş. Onlar için önemli olan şey "Yapabilmek"miş.


Neyi ne kadar yapabildiğimi bilmiyorum. Çünkü bunun bir ölçüsü yok. Yazmayı çok seviyorum ve her gün çalışmaya devam ediyorum. Ama artık sizinle daha az buluşuyorum. Günde iki yazı dönemi sanırım bitti.


Kendim için yeni planlarım var.


Ve bazen, ayrılık iyi bir fikir.



19 Eylül 2016 Pazartesi

Yatılı okulda ilk gün








Her yıl, okulların açıldığı ilk gün, yatılı okula giden öğrencileri düşünürüm.


Elinde kocaman valiziyle küçük bir çocuk görünür gözüme. Okulun kapısında bekler çocuk. Ne geri dönebilir ne de içeri girebilir. Aklı evinde, bedeni yeni okulunun kapısında. Okulların açıldığı her Eylül ayında, o çocuğun titrediğini hissederim.


Soğuk yatakhanedeki ilk gecede, çocuğun yastığına akıttığı gözyaşlarıyla ıslanırım. Annesine sarılır gibi, yorganına sarıldığını görürüm. Rüyalarının ortağı olurum. Küçük bir çocuk olur ruhum.


Ne Eylül'ü ne de sonbaharı severim... Buna karşın, sonbaharda, akciğerlerini yalnızlıkla dolduran çocukları özlerim. Onları çok severim.


Bugün okullar açıldı. Milyonlarca öğrenci, sabah erken saatte uyandı. Hepsi biraz üzgün, biraz kaygılıydı.


Ama hiçbiri öğrenci, yatılı okulun kapısında duran küçük çocuk kadar ağlamadı.



18 Eylül 2016 Pazar

Tarık Akan ve aşk









"Mavi Boncuk" Adlı filmin bir sahnesinde, ev halkı akşam yemeği yemektedir. Delikanlıların birkaç küçük şakasından sonra, Emel Sayın şarkı söylemeye başlar.


"Kapat gözlerini kimse görmesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Gözlerin kimseye ümit vermesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil."


Şarkının ikinci bölümünde, Tarık Akan ve Emel Sayın'ın bakışmaları yansır ekrana. Ev halkı bu bakışmaların anlamını bilmektedir.


"Seni öyle sevdim ölürcesine
Tanrının yazdığı şiircesine
İçimden geleni bilircesine
Yalnız benim için bak yeşil yeşil."


Bu topraklarda yaşayan herkes, bu filmi en az iki kere izlemiştir. Anlattığım sahneyi tüm izleyenler çok iyi bilir. Ama "Ölürcesine sevmek" ne demektir? Şarkıdaki anlamları kaç kişi fark etmiştir?


Tarık Akan, cuma günü aramızdan ayrıldı. Onun yeşil gözleri sonsuzlukla buluştu. Ölmeden önce bir itirafı vardı: "Gençlik filmlerimde, her zaman aşık delikanlıyı oynamıştım. Ama aşkı hiç tatmamıştım. Sonunda sırılsıklam aşık oldum. Önce aramızdaki elektriğe engel olmaya çalıştık. Aşık olduğum kadın çok direndi. Bunu kabul etmek istemedi. Ancak hiçbir şey aşkı durduramıyor." Tarık Akan'ın adını sır gibi sakladığı kadın Emel Sayın'dı.


Dün, Emel Sayın Twitter hesabından bir fotoğraf paylaştı ve altına şöyle yazdı: "Güle güle sevgili... TARIK" Fotoğrafta iki sevgili, Emel Sayın ve Tarık Akan yan yanaydı.


Bugün Tarık Akan'la ilgili bir şeyler yazmak istedim. Çünkü herkes gibi ben de üzgünüm. Onun ölümü, herkesi yaraladığı kadar beni de yaraladı. Fakat Tarık Akan'ı anlatırken, Cannes Film Festival'inde "Yol" filmiyle En İyi Erkek Oyuncu Ödülüne aday gösterilen ilk Türk olduğunu anlatmak istemedim. Aynı yıl, aynı yarışmada "Yol"un En İyi Film Ödülünü kazandığını anlatmak istemedim. "Aşık ve yakışıklı" Rollere, kendi isteğiyle son verdiğini anlat istemedim. Bu kararından sonra 7 film şirketi tarafından protesto edildiğini ve işsiz kaldığını anlatmak istemedim. Parasız ve işsiz geçen iki yılın ardından, ezilen insanları anlattığı filmlerle kariyerine devam ettiğini anlatmak istemedim. Altın Portakal Film Festivalinde 7 kere, En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazanan tek aktör olduğunu anlatmak istemedim. Hayatı boyunca, fikirlerini yüksek sesle savunduğunu anlatmak istemedim. Ne kadar cesur bir adam olduğunu anlatmak istemedim.


Anlatmak istediğim tek şey, onun gerçek aşkı bulmuş, mutlu bir adam olmasıydı.
Sanırım bunu anlatmayı başardım.


Huzurla kapat gözlerini Tarık Akan, seni kimse üzmesin.



17 Eylül 2016 Cumartesi

İçimdeki "Bazen"ler








Dört mevsim boyunca sakin kalan insanlara hayranım. Hep aynı ses tonuyla konuşan insanlara hayranım. Görevlerini her zaman eksiksiz yapan insanlara hayranım. Hiç telaşlanmayan ve olayların akışını sessizce izleyen insanlara hayranım. Kelimelerini tutabilen insanlara hayranım. Gözlerini durdurabilen insanlara hayranım.


Onlara hayranım çünkü ben onlar gibi değilim. Dört mevsim boyunca sakin kalamam. İçimde biraz şüphe olsa değişir fikirlerim. Aklım bir karışır, bir çözülür. Ya çok gülerim ya da çok küserim. Bazen çok telaşlıyım ve ayaklarım yetişemez hızıma. Bazen çok yavaşım, bu yavaşlık midemi bulandırsa da. Kelimelerimi tutamam. Çoğu zaman kendimi durduramam.


İçimde kaç "Bazen" var bilmiyorum. Bazen öyleyim bazen de şöyleyim. "Bazen"ler yüzünden bir gidip bir gelmekteyim.




İnanmak ve inandırmak






Anlattığımız şeyleri ispatlayamazsak, insanlar bize inanmaz.


Gerçekleri yalanların arkasına saklarsak, insanlar bize inanmaz.


Sürekli yalan söylersek, insanlar bize inanmaz.


Bize inanmadıkları için onları suçlayamayız.


Bize inanmayanlar, bizden uzaklaşır.


Bunun için de onları suçlayamayız.



16 Eylül 2016 Cuma

15 Eylül 2016 Perşembe

13 Eylül 2016 Salı

Düşler ülkesi






İlkbahar bitti.


Yaz bitti.


Düşler ülkesinin kapısını kilitledim.


Evime dönüyorum.



12 Eylül 2016 Pazartesi

"Git ve geri gelme!"










Her zaman aynı şey oluyor.


"Tamam bitti." Diyorum kendime.


"O kadar çok kırıldı ki kalbim, artık kırılacak bir yer kalmadı içimde."


O günden sonra hiç üzülmeyeceğimi sanıyorum.


"Bitti, gitti, üzgünüm ve bu asla tekrarlanmayacak."


Ama, her şey sürekli tekrarlanıyor.


Kalbim yine kırılıyor.


Kalbim paramparça oluyor.


Kalbim bana küsüyor.


"Git!" Diyorum düşmana.


"Git ve geri gelme!"


Düşman gülmeye devam diyor.



9 Eylül 2016 Cuma

Charles Bukowski ve Kediler





Kediniz var mı?


Bir kedi, dünya yıkılsa da süt için mırlamaya devam eder.


Kedi, başka kedilerin ne düşündüğünü önemsemez.


Eğer ölürseniz, acıktığı zaman kediniz sizi yer.


Çünkü kediler özgürdür.


Çünkü kediler "Kendi" gibidir.


Charles Bukowski




8 Eylül 2016 Perşembe

Yaz saati









Bu sabah, Resmi Gazete'de yayınlanan habere göre yaz mevsimi hiç bitmeyecek. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, artık sadece yaz saati uygulamasını kullanacak. Ekim ayında başlayan kış saati uygulamasına hiçbir zaman geçilmeyecek.


Muhteşem! Son günlerde duyduğum en iyi haber bu. Mevsimler elbette değişecek. Fakat her zaman yaz saatini kullanıyor olmak, yüzümde bir tebessüm bırakacak. Her mevsimde şezlong keyfi, her mevsimde güneş banyosu olarak algılayacağım bu kararı.


Tüm dünya, saatini kış için ayarlarken, biz hep yazda kalacağız. Bu karar kimin fikri ise kendisini tebrik ediyor ve muhteşem fikirlerinin devamını diliyorum.


Bunu kutlamalıyım... Güneş gözlüğü, şapka, kremler, deniz gözlüğü ve paletler. Denize gidiyorum. Biraz güneşlenmek ve yüzmek için. İşte en güzel yaz saati kutlaması.






7 Eylül 2016 Çarşamba

Mutlu kalpler







Mutluyum.


Mutlu musunuz?


Mutluluk kaç gün devam eder?


Ya sonra?



Birkaç sır








Gecede küçük bir esinti olmazsa yazamıyorum.


Nefes alamazsam duygulara dokunamıyorum.


Mutluluğu kaybedersem onu bir süre bulamıyorum.


Uyuyamazsam uyanamıyorum.


Karanlık sokaklarda kaybolmazsam, güneşin değerini anlayamıyorum.















6 Eylül 2016 Salı

Bebeğin ilk adımları









Bir bebeğin ilk adımlarını gördünüz mü hiç?


Çoğu zaman, bir adımı bile tamamlayamadan düşerler. Ağlarken gözleri hep annelerini arar, en güvendikleri insanı. Güven veren bakışlardan güç alarak tekrar ayağa kalkmaya çalışırlar. Yerde yuvarlanırlar, tutunacak bir şey ararlar.


Anne, tek inandığı insandır bebeğin. Gözleriyle, sesiyle, elleriyle, kokusuyla, kalbiyle destek olur bebeğe. Minik insan biraz cesaretlenince tekrar ayağa kalkar ve bir adım daha ilerlemeye çalışır.


Tüm bebekler düşerek, ağlayarak büyür.


Tüm bebekler kendine değil, annesine güvenir.



Umutsuz sonbahar








Her yerde sonbaharla ilgili reklamlar ya da cümleler görüyorum. İnsanlar ne kadar çok seviyor hüznü ve ayrılığı.


Geçen gün, birkaç film tavsiyesi okudum. Ya da okumaya çalıştım. Eylül ayında izlenmesi gereken film adları ve filmlerle ilgili kısa notlar vardı web sayfasında. Tüm filmler hüzün kokuyordu. Burnum bu kokudan hoşlanmadı.


Kış mevsiminin en soğuk günleri bile eğlenceli. Kar ve kar oyunları, eğlencenin dozunu arttırıyor. En azından ne yapmak gerektiğini biliyoruz. Kalın giysiler, sıcak bitki çayları, üşüyen kulaklar için şapkalar,...


Ama sonbahar için bir reçetemiz yok. Çünkü sonbahar arada kalmış bir mevsim. Bu yüzden sevmiyorum galiba onu. Biraz yaza benziyor, biraz kışa. Kendine benzeyemiyor. Arada kalmış, sıkışmış, kimliksiz.


Umutsuz ve kederli sonbahar, biliyor musun? Bazı insanlar çok seviyor, senin bu kimliksiz halini.



5 Eylül 2016 Pazartesi

Entrika ve diğer meziyetler








Mutlu insanların "Hiç mutlu olmadım" demesi, büyük düzenbazlık.


Sevdiği kadın için "Eski bir hata" diyen adamlar, dolandırıcı.


Sürekli yalan söyleyenler, entrikacı.


Onlara inananlar, masum.






Yolun sonu








Düşünmek ya da plan yapmak faydasız. Hatta zaman kaybı. Tüm yollar, gitmesi gereken yere doğru gidiyor. Kürekler akıntıya yeniliyor.


Başka yollar ya da başka fikirler, bir süre dahice görünüyor. Lakin her şeyin sonu, bir yere vardığında durum anlaşılıyor.


Yaşanması gereken her şey yaşanıyor. Kaçacak yer yok. Tanışılması gereken herkesle tanışılıyor. Saklanacak yer yok.


İstemek ya da istememek söz konusu bile değil. Herkes, her şeye alışıyor. Yürekler soğuyor ya da ısınıyor.


Her yaşayışta bir düzen var. Kötüden iyiye doğru bir yolculuk var. Yüzler somurtsa da insanlar yolculuktan bunalsa da... Her şeyde bir süreklilik var.


Ve yolun sonunda, çoktan hak edilmiş bir mutluluk var.



4 Eylül 2016 Pazar

Ahmet Kutsi Tecer ve "Nerdesin?"








Ünlü şair, oyun yazarı, öğretmen ve siyasetçi Ahmet Kutsi Tecer'in doğum günü, bugün. Kudüs doğumlu usta şair, yaşıyor olsaydı 115. yaşını kutlayacaktı. Asıl adı Ahmet olan şaire, doğduğu şehir sebebiyle "Kutsi" denmiştir.


Halk kültürü alanındaki çalışmalarıyla tanınır. Karacaoğlan ve Yunus Emre'nin hayatına ışık tutmuştur. "Orada bir köy var uzakta" adlı şiiri Münir Ceyhan tarafından bestelenmiş ve okul şarkısına dönüşmüştür. Tecer bu şiiri, babasının memleketi olan Apçağa Köyü (Erzincan) için yazmıştır.


Tiyatro eserlerinde, batı tekniğini kullanarak yerli hikâyeler anlatmıştır. Şiirlerini yalın bir dille yazmış ve aşk, ölüm, doğa gibi konuları işlemiştir. Ulusal nazım birimi olan dörtlüğü kullanmış ve heceyi yeni ölçülerle denemiştir.


Ahmet Kutsi Tecer'in en sevilen şiirlerinden biri "Nerdesin?"dir.


Geceleyin bir ses böler uykumu.
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşığıyım beni çağıran sesin.


...


Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana, "Gel" desin.



Seyirci






Onlar benim hayâllerim.


Siz sadece izleyicisiniz.


Sizin hayâlleriniz farklı.


Ben sadece izleyiciyim.



3 Eylül 2016 Cumartesi

Herkes için ihtimaller







Herkes gerçekleri bilmek ister ama gerçekler her zaman gizlidir.


Herkes aşk ister ama aşkın sadakat istediği unutulur.


Herkes en güzele sahip olmak ister ama gülün dikenleri vardır.


Herkes cenneti ister ama önce ölmek gerekir.


Herkes huzurlu bir uyku ister ama hak etmeyen kalpte huzur yoktur.




Çok geç









Gün çoktan başladı.


Rüya görmek için çok geç.





2 Eylül 2016 Cuma

Tina Turner









Artık 73 yaşında olan Tina Turner'in sesindeki isyanı seviyorum.


Gülen yüzünün altına sakladığı hüznü seviyorum.


İlk kocasının her türlü zorbalığına rağmen, küllerinden doğan o "İdol"ü seviyorum.


Tina Turner şarkılarındaki güçlü kadını seviyorum.


Hayatın her türlü engelini atlamayı başaran o çılgını seviyorum.


Kendi yazdığı otobiyografisinde, her şeyi anlatma cesareti gösteren o yüreği seviyorum.


Onu "Moda İkonu" yapan Tina Turner tarzını seviyorum.


Tina Turner adını duyunca, coşkuyla "You're Simply The Best!" diyorum.



Lady Diana ve yalnızlık









Lady Diana'yı ölüme götüren yolda yalnızlık vardı.


Kraliyet ailesinin gelini olmak, sarayda yaşamak, bir prensle evli olmak, dünyanın en sevilen insanlarından biri olmak, güzel olmak, şık olmak, çok zengin olmak hatta anne olmak bile Diana'yı yalnızlıktan kurtaramadı.


Mısırlı işadamı Dodi Muhammed el Fayed'le mutlu olduğu belliydi, bu hiç söylenmemiş olsa da. Ölmeden kısa bir süre önce, Müslüman olduğu haberleri yayıldı kulaktan kulağa. Prensten boşanacaktı, eğer ölmeseydi.


Ölümünde pek çok şaibe var. Belki yaşamında da şaibe var. Lakin, adının başına "Lady" yazsanız da, hiç şaibesiz, Diana'nın da sevgiye aç bir kalbi var... Vardı.


Bu gece gökyüzüne bakınca Lady Diana'yı görüyorum. Onu çok seven bir hayranı değilim, hiç olmadım. Onun yaşamını ve ölümünü, uzaktan ve sessizce izleyenlerden biriyim. Fakat, öyle sanıyorum ki bu gece, Lady Diana'nın anlatmak istediği şeyler var.



1 Eylül 2016 Perşembe

Eylül









Bunu söylemekten hiç hoşlanmıyorum ama: Sonbaharın ilk günü.


Aslında Eylül ayı biraz yaz mevsimine benziyor. Daha bir süre sıcak günler ve deniz sezonu devam eder. Ama Ekim ve Kasım'da doğadaki değişimler kaçınılmaz olur. Büyük bir ihtimalle, psikolojimiz de dökülen yapraklara uyum sağlar. O günleri düşünmek bile içimi sıkıyor.


Sıkıntılı düşüncelerden uzaklaşalım... Bugün birkaç arkadaşımla görüştüm. "Bütün yaz şezlongda yattın kalk artık!" Dediler. Canım arkadaşlarımı çok çok çok özledim. "Biraz daha güneşlenirsen Afrikalılara benzeyeceksin." Çok güldüm. Bir Afrikalı kadar esmer olmak, fena fikir değil aslında.


Sonbaharı unutursak, benim için çok keyifli bir gün bugün. Bu akşam yaza veda partisine gideceğim. Arkadaşlarım tertipledi ve partinin tam adı "Yaza veda, Sonbahara merhaba". Ama ben sonbaharla ilgili kısmı telaffuz etmiyorum.


Gecenin sonunda, elbette, giysilerimizle denize atlayacağız. Bunu çok seviyorum. Bugüne kadar böyle bir şey denemediyseniz, çok büyük bir eğlenceyi kaçırdığınızı hatırlatmak istiyorum.



Ruh eşi









İnsanlar çift yaratılırmış.


Bir elmanın iki yarısı kadar benzerlermiş birbirlerine.


Sanki, aynı beyin tarafından yönetilir ve aynı kalple bağlanırlarmış hayata.


Biri giderse diğeri de gitmek istermiş.


Biri ağlarsa diğeri gülemezmiş.


Allah düğümlermiş çift yarattığı insanların ruhlarını.


Kimse düğümü çözemezmiş.



31 Ağustos 2016 Çarşamba

Turgenyev ve evlilik








Mutsuz bir evlilik, yeteneklerini geliştirmene yardım edebilir. Ama mutlu bir evlilik, hiçbir işe yaramaz.



İvan Turgenyev






Gölgeler








Gölgeler geçiyor aklımdan.


Gölgeler; belli belirsiz şekiller, duyamadığım konuşmalar.


Onlar benim anılarım mı?


Çok uzaktalar.


Anıların sadece gölgelerini görebiliyorum.


Kendileri yoklar.



30 Ağustos 2016 Salı

Dostumuz Russell Crowe









Russell Crowe, Daily Mail'e verdiği röportajda "Cehennem yükselten günler ve geceler bitti. Artık 52 yaşındayım. Ben büyüdüm ve tüm yollar boyunca aile adamıyım." Dedi. Bu itiraftan sonra Daily Mail "Hollywood'taki  kızgın adam evcilleşti." şeklinde yorum yaptı.


Milyarder iş adamı tarafından kurulan Avustralyalı insan hakları grubunu destekleyen Russell Crowe, bir açıklama yaptı. Köleliğe karşı olduklarını, insanlara ekmek ve yiyecek yardımı yapmak yerine, onları özgürleştirmek gerektiğini söyledi.


Fethiye'de başladığı tatile İstanbul'da devam eden Russell Crowe, Twitter hesabından bir salyangoz resmi yayınladı ve "Bu salyangoz, İstanbul trafiğinden daha hızlı ilerliyor." yazdı.


"The Water Diviner" adlı filmde ilk defa yönetmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı esnasında Gelibolu'ya giden oğullarını aramak için Çanakkale'ye gelen, Avustralyalı bir adamın yolculuğunu anlattı. Filmde Türk oyuncular Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz da rol aldı.


Avustralya'daki Seven Network kanalının sunucusu Mike Willesee'in sorularını cevaplayan Russell Crowe, "The Water Diviner" için şöyle dedi: "Bence, 100 yılın ardından, bu mitolojiye açıklık getirmenin zamanı geldi. Bence, başkalarının söylemeyi engellemeye çalıştığı bu hikâyeyi anlatacak kadar olgun bir ulus olmalıyız. Biliyorsunuz. Çünkü biz, bağımsız bir ulusu işgal ettik. Ve bu öfkeli kelimeyi hiç kullanmadık." Mike Willesse'nin "Daha önce bunun söylendiğini hiç duymadım" şeklindeki müdahalesine, ünlü aktör: "Konuşmak istediğin şey kahramanlıklar. Benim için daha önemli olan konu harcanan hayatlar. Biliyorsun, bu mitolojinin kutlanmaması gereken yerlerini, kutlamamalıyız."


Aslen Yeni Zelandalı olan ama kendini Avustralyalı olarak gören Russell Crowe'un açıklamaları, Avustralya'da ve Yeni Zelanda'da dikkat çekti. Gerçekleri saptırdığı, haddini aştığı şeklinde yorumlar yapıldı.


Oysa, biz Türk Milleti, yüzyıl sonra, bize elini uzatma cesareti gösteren Russell Crowe'a bir kere daha hayran olduk. Onun cesur ve adaletli kalbini sevdik. Gladyatör ruhunu tanıdık. Gerçeklere gösterdiği saygıyı alkışladık.


Bugün, büyük bir zaferin yıldönümünde, değerli dostumuzu bir kere daha özledik.





Zafer kimindir?








Bugün Zafer Bayramı.


Büyük ve zor bir savaşın sonunda kazanılan galibiyeti kutluyoruz.


Ölüme koşarak giden tüm şehitlerimizi, saygıyla anıyoruz.


"Zafer, zafer benimdir diyebilenindir."


Mustafa Kemal Atatürk










29 Ağustos 2016 Pazartesi

"My Immortal"








Son günlerde, tuhaf bir tesadüf oluyor.


Üç gün önce arkadaşlarımla akşam yemeğinde buluştum. Gittiğimiz restoran, deniz kıyısında küçük ve sıcak bir yerdi. İyi müzik yapan bir grup vardı orada. Grup özellikle bir şarkıyı çok iyi yorumladı, etkilendim.


Ertesi gün marketteydim. Alışverişi tamamladım. Elimde birkaç poşetle marketin kapısından çıkarken aynı şarkıyı duydum. Otoparktaki bir arabadan geliyordu ses... Gülümsedim ve yürümeye devam ettim.


Bu sabah, aynı şarkının videosu geldi mail adresime. "Şarkı eskidi ama yine de onu seviyorum" yazmış bir arkadaşım.


Gülümsedim ve şarkının hikâyesini merak ettim.


Eski Evanescence gitaristi Ben Moody'e göre "My Immortal" çok özel sırlar barındırıyor. Öldükten sonra bile yanınızda kalan bir ruh hakkında yazılmış bu şarkı. İsteseniz de gitmeyen ve sizi sevmekten hiç vazgeçmeyen birini anlatıyormuş. Ben Moody "Fallen" albümünde, bu şarkıyı dedesine ithaf etmiş.


Burada, çocukça korkularım tarafından bastırılmış halde olmaktan çok yoruldum.

Ve eğer gitmek zorundaysan

Hemen gitmeni dilerim.

Çünkü varlığın hâlâ burada oyalanıyor

Ve beni yalnız bırakmayacak.

Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor.

Bu acı fazla gerçek.

Zamanın silemediği çok fazla şey var.





Tüm tavşanlar








"Tüm tavşanların peşinden koşan, hiçbirini yakalayamaz."


İnternetin hızla yaygınlaşması, çapkınların dünyasında heyecan uyandırdı. Eskiden yakın çevrelerindeki güzellerle ya da yakışıklılarla ilgileniyorlardı. Artık dünyanın öbür ucundaki insanlara bile olta atmaya başladılar.


Sosyal ağlardaki fotoğraflar, çapkınların başını fır fır döndürdü. Fotoğrafların sahiplerini takip etmek yetmedi. Açıktan ya da gizlice onlarla tanışmaya çalıştılar. Başarılı olduklarında, daha çok hırslandılar. Tavşanlar ne kadar çoksa heyecan da o kadar arttı.


İnternet üstünden büyük  bir av partisi başladı. Kasap dükkanındaki etlerden farksızdı takip edilen sayfalar. İnsanlar onurlarını ve ahlâk duygularını tamamen yitirdi. Tavşanlar ve avcılar, bıkmadan aynı oyunu oynadı.


Pek az insan, ahlâksız oyunların dışında kalmayı başardı.






28 Ağustos 2016 Pazar

Her şey yolunda







Deniz,


Kum,


Güneş.


Mutlu,


Çok mutlu bir pazar günü.



10 ünlü yazarın 10 ünlü son sözü









"Allah razı olsun, Allah kahretsin!" James Thurber


"Allah beni affedecektir. Onun işi bu." Heinrich Heine


"İyileşiyorum." D. H. Lawrence


"Kara bir ışık görmekteyim." Victor Hugo


"Ya şu duvar kağıdı gider ya ben giderim." Oscar Wilde


"Beni anlayabilen tek kişi var mı?" James Joyce


"Herkes ölecek, ama bana bir istisna yapılacağını sanıyordum. Şimdi ne olacak?" William Saroyan


"Ölüm buysa, pek bir şeye benzemezmiş." Lytton Strachey


"Şampanya içmeyeli uzun zaman olmuştu." Anton Çehov


"İyi geceler sevgilim. Yarın yine görüşeceğiz. Ölüm, beni senden ayıramaz." Noel Coward




27 Ağustos 2016 Cumartesi

Ölü








Duygular canlıdır.


Bu yüzden bir gün ölürler.








Günaydın









Yastığınızla vedalaşın çünkü çok güzel bir gün başladı.


Hadi, uyanın ki


Mutluluk sizi bulsun.


Rüyalarınız size dokunsun.


Bir kelebek size şans getirsin.


Umudunuz hiç tükenmesin.


Kötü olan her şey sizden uzak dursun.


Güzel şarkılar kulaklarınıza dolsun.


Aşkların en güzeli sizin olsun.



26 Ağustos 2016 Cuma

İçimizdeki keşkeler








Yaz mevsimi gitmek için hazırlanıyor.


Üzülüyorum.


Yaz boyunca, bütün gün ve neredeyse bütün gece dışarıdaydım.


Artık eve hapsolmak zamanı yaklaşıyor.


İş ve ev.


Yorgun omuzlar ve paltolar.


Düşündükçe boğuluyorum.


Keşke, her zaman sevdiğim mevsimlerde kalabilseydim.


Keşke, her zaman sevdiğim işleri yapabilseydim.


Keşke, her zaman sevdiğim insanlarla yaşayabilseydim.


Keşke sevgim her şeyi değiştirmeye yetseydi.




"Hiç"







Biri kız diğeri erkek. İki genç kavga ediyor, kalabalık bir yerde.


"Beni asla terk edemezsin!" Diye bağırıyor kız, gecede çınlayan sesiyle. Erkek gülüyor: "Seni çoktan terk ettim. Bunu bir tek sen fark etmedin!"


Sırlar saçılıyor etrafa. İnsanlar film izler gibi izliyor onları. Herkes kendi yanlışlarını unutuyor böyle anlarda. Başkalarının yanlışları bedava.


Kavga büyüyor her dakika. Onları durdurmaya çalışan kimse yok. O kadar sinirliler ki bu korkutuyor belki etraftakileri.


"Seni hiç sevmedim!" Tekrar ve tekrar bağırıyor erkek. Ağlıyor kız: "Sevdin! Sadece beni sevdin!!!" Ne yaşamışlar böyle... Nasıl gelmişler bu hale... Erkek doğru mu söylüyor... Kız, gitmek isteyen bir adama neden sarılıyor... Bu gerçek aşk mı... Ya da yaşananlar bir yalan mı...


Aklım karışıyor. Buradan uzaklaşmak ve gördüklerimi unutmak istiyorum. Çünkü ben bazı şeyleri hiç anlamıyorum.






25 Ağustos 2016 Perşembe

Dönüşüm








Suyun altını seviyorsanız, suyun üstü pek eğlendirmez sizi.


Bir roman kahramanına benziyorsanız, sokaktaki sıradan insanlar gibi hissedemezsiniz.


Kalbinizin sesini duyabiliyorsanız, başka seslere sağır olur kulaklarınız.


Bir çocuğun kalbine sahipseniz, büyük insanların dünyası çekmez ilginizi.


Kocaman adımlarla yürüyecek cesaretiniz varsa, küçük adımlarla vakit kaybetmek istemezsiniz.


Sizi heyecanlandıran bir şey bulduğunuzda, başka şeyleri unutur gözleriniz.



Hayâller ve sivrisinek







Küçük bir sivrisinek her şeyi değiştirdi.


O kadar küçüktü ki göremedim onu.


Ama canımı acıttı, kanımı içti, kolumu kaşındırdı.


Küçük bir ayrıntı affedebilir mi?


Her şey eskisi gibi olur mu?




24 Ağustos 2016 Çarşamba

Sahildeki insan manzaraları








Hava rüzgarlı. Deniz dalgalı. Ama deniz suyu sıcaklığı muhteşem.


Biraz uzağımda güneşlenen iki genç kız, sağlıklı bronzlaşmaktan bahsediyor. Onları duyduğumu fark etmesinler diye bilgisayarıma bakarak gülüyorum. "Sağlıklı bronzlaşmak" ne büyük hayâl! Öyle bir şey yok ki... Güneşle her buluşma tehlikeli. Yakıcı.


Kıyıya yakın bir yerde yüzen iki tatlı ihtiyar var. Sanırım evliler. Onların yaptığına yüzmek denemez galiba. Daha çok birbirlerine sarılarak, dalgalarla boğuşmaya çalışıyorlar. Belki de ömürleri boyunca hep böyle yaşadılar.


Kumda oynayan ve denizde eğlenen çocukların sesi kaplıyor her yeri. Çocuklar... Onlar ömür törpüsü gibi. Sabrımızı ve tüm değerlerimizi sınıyorlar. Fakat o kadar büyük ki kalplerimizdeki yerleri. Belki de bu yüzden yaptıkları hiçbir şey kötü görünmüyor gözümüze.


Sahilde yürüyen sevgililer var. Birbirlerine iyice yaklaşmışlar. Sanki burada onlardan başka kimse yok gibi. Kumda değil bulutların üstünde yürüyorlar.


Yüzen, güneşlenen, tavla oynayan, telefonla konuşan, yanındakiyle sohbet eden birçok insan var burada. Herkes kendi dünyasında ve kendince yaşıyor. Dünyalar birbiriyle çarpışmıyor.


Lakin, sahilde birkaç delikanlı var ki onların dünyası güzel kadınlara çarpmaya çalışıyor. Dikkat çekmek için sahilde koşuyorlar. Denize atlayıp köpükler çıkararak yüzüyorlar. Denizden çıkarken çapkın bakışlarla etrafı gözlüyorlar. Elleriyle saçlarını düzeltirken gizli mesajlar gönderiyorlar. Bence bu sahilin en komik tipleri onlar. Onlar olmasa eğlenecek bir şey bulamazdık.


Sıradan bir yaz günü...


Ömür boyunca birlikte








Bu gece misafirlerimiz vardı. Kuzenim, eşi ve üç oğluyla beraber geldi. Çocuklar bahçede koşarken biz derin bir sohbete daldık.


Kuzenim benden sadece üç ay büyük. Doğduğumuz günden beri birlikte olduğumuzu söyleyebiliriz. Beraber büyüdük. Aynı sokakta koştuk. Aynı bahçelerde top kovaladık. Düştük. Kalktık. Aynı okula gittik. Ödev yapmayı unuttuk. Ama hep mutluyduk.


Büyüdük. Büyürken birbirimizi kaybetmedik. Yıllar ve uzun uzun yollar, bizim kardeş duygularımızı yıpratamadı. Düğünlerimizde ve cenazelerde beraberdik. Beraber gülüp ağlamaya, hayatımız boyunca devam ettik.


Artık eşlerimiz ve çocuklarımız da var yanımızda. Kocaman ailemizi, onların sevgileriyle daha da genişlettik. Çocukken kurduğumuz hayâller, onlarla gerçek oldu.


Bu gece hüzün ve sevinç birbirine karıştı yine. Zaten onları ayırmak mümkün değil. Hüznün olduğu yerde, sevinç de var. Sevinç varsa, arkadan gelen hüzün de var.


Herkes uyudu, her zamanki gibi... Gece ve yıldızlar bana kaldı. Geceyi bölen duygular bana kaldı. Anıların tatlı selâmı bana kaldı.


Gece nöbeti bana kaldı.



23 Ağustos 2016 Salı

Cesur Bay: Robert De Niro








Robert De Niro, 2014 yılında Bodrum Marina'da bir restoran açtı. Ünlü aktör, 30 yıllık arkadaşı Japon ortağı Nobu Matsuhisa ile birlikte, 28 ülkede faaliyette olan Nobu Restoranlar zincirinin 33. şubesini açmış oldu. Ayrıca İstanbul'da bir otel işletmek istediklerini söyleyen ortaklar, Bodrum'a bir renk daha kattı.



"İsrail kuduz köpek, sahibi Amerika." "İsrail'e neden kızıyorsunuz?" İki sert cümlenin sahibi olarak gösterilen Robert De Niro, bu konuda açıklama yapmadı.


"Taxi Driver" ile hayatının değiştiğini söyledi Jodie Foster.  "Robert De Niro, bana oyunculuğun aptal işi olmadığını öğretti. Oyuncu olmak ezberlemek değil." Dedi.


"Martin Scorsese, benden iyi bir şey yapmamı isterse, ilgimi çekmediyse bile, bunu ciddi şekilde değerlendiririm." Diyen De Niro, sevgili dostu "Marty" ile çalışmayı çok sevdiğini söyledi.


"İkiz çocuklarım var ve onlarla hayatı yeniden öğreniyorum."


"Cesur ol ama pervasız olma."


"Marlon (Brando) ne yaparsa yapsın, her zaman ilginç biriydi. Onunla "Baba" performanslarımızı hiç konuşmadık. Ne diyecektik ki zaten? Birbirimizi çok iyi tanıyorduk. Onu taklit ettim."


"Okumak istediğim bütün kitapları okuyamaycağım."


"İtalya değişmiş olabilir ama Roma aynı Roma."


"Söyleyenler bilmez. Bilenler söylemez. Bu asla değişmez."


"Oturduğunuz koltuk doğruysa rahat edersiniz."


"10 yıl gerisi, yalnızca birkaç yıl öncesi gibi görünür."


"Eğer gitmezsen asla öğrenemezsin. Çocuklarıma da bunu söylüyorum."


"Francis (Francis Ford Copolla)'e her zaman borçlu kalacağım."


"Oyuncu seçimlerine giden aktöre, hep şunu söylerim: İçgüdülerinizin size söylediğini yapmaktan korkmayın. Rolü alamayabilirsiniz. Ama insanların dikkatini çekersiniz."


"Sinemaya giderim. Kimse beni rahatsız etmez. Kimse beni tanımaz. Taktiklerim var."


"Şimdi şimdidir. Sonra da sonra. Gelecek gelecek olacaktır. En güzel zaman şimdidir."


"İşinizi seviyorsanız emekli olmak istemezsiniz."