28 Mart 2017 Salı

Tanrı'nın Dükkânı







Evine doğru yürüyen adam, yolunun üstünde daha önce hiç görmediği bir dükkân görmüş. Tabelada "Tanrı'nın Dükkânı" yazıyormuş. Adam dükkânın önünde durup düşünmüş, "Tanrı'nın dükkânı mı? Bu nasıl bir dükkân olabilir? Ne sattığı bile yazmıyor. Ne tuhaf bir isim!"


Adam, yoldan geçen birini durdurmuş ve sormuş: "Bu dükkânı biliyor musun? Nasıl bir yer?"
Yoldan geçmekte olan gülmüş: "Neden anlamadın ki? Burası Tanrı'nın dükkânı. Herkes buraya gelir, ne istiyorsa söyler. Tanrı herkese istediğini verir. Çok basit."


Adam inanamamış: "Bu kadar kolay mı?"
Diğer adam yine gülmüş: "Dükkâna gir, göreceksin."


Adam önce tereddüt etmiş ama duyduklarını denemeye karar vermiş. Kapıyı ittirince küçük bir zil şıngırdamış. Dükkân küçük ve boşmuş. Arka taraftan gelen ayak sesleri duyulmuş ve melodili bir ses yankılanmış: "Geliyorum!" Ve işte orada, kasanın arkasındaymış. Tanrı.


Adam çekinmiş biraz da korkmuş: "Buradan ne istersem alabileceğimi söylediler." Demiş.
"Elbette" Demiş Tanrı, "Bana kalbinden geçeni söyle."


Adam rahatlamış: "Şey... Kendim, arkadaşlarım ve ailem için mutluluk, para, akıl, sağlık,..."
Tanrı, listeyi sonuna kadar dinlememiş. Gülümsemiş ve homurdanan bir sesle şöyle demiş: "Herhalde sana yanlış anlattılar. Bu dükkânda meyve bulunmaz, ben sadece tohumları veririm."


Doğu Masalları


27 Mart 2017 Pazartesi

Tibet'in Gençlik Pınarı








Geçen hafta okuduğum kitaplardan biriydi "Tibet'in Gençlik Pınarı".


Kitap, tüm dünyada iki milyondan fazla okura ulaşmış. İki milyondan fazla insan, bu kitaba neden ilgi göstermiş diye merak ettim. İlk sayfalarda yazılanlar merakımı giderdi... Kitap gençleşeceğimizi söylüyor. Daha sağlıklı olacağımızı hatta tamamen iyileşeceğimizi iddia ediyor.


Pek çok yorumu ilk sayfalarda yayınlamışlar.  Okurlar mucizevi şekilde iyileşmiş. Saçları daha gür ve koyu renk olmuş. Zayıflamışlar. Yetmiş yaşlarındaki insanlar kırk yaşında görünmeye başlamış...


Kitapta bir Albayın anlatımıyla karşılaşıyoruz. Ama hemen belirtmeliyim, Albay biraz ilginç. Neyse, genç ve sağlıklı görünmemiz için beş beden hareketi tavsiye edilmiş. Beşi de son derece kolay. Her gün ve aylarca yapmamız gereken hareketler bunlar. Ama sadece birini yapmak bile çok çok iyi gelişmeler göstermemize sebepmiş.


Size bu hareketleri anlatmak isterdim ama kitap çok başarılı ve kısa bir şekilde anlatmış. Bence herkes bu kitabı okumalı. Eğer kitap okumayı sevmiyorsanız korkmayın, kitap çok kısa ve resimli:))


Beş beden hareketine, beş ayin adı verilmiş. Amacımız çakralarımızı açmak. Çakralar, vücudumuzdaki kilit noktalar. Duygularımızda tıkanıklık yaşadığımız zaman, çakralarımız tıkanıyor ve hastalanıyoruz, yaşlanıyoruz, saçlarımız dökülüyor,...


Beş ayinden başka iki ayin de bonus olarak anlatılmış. Kitap çok iddialı, okuyanlar mutlu, Albay bilge bir insan.


Bu kitap kesinlikle okumaya değer!






Korkunun diğer yüzü








Belki de hayatımızdaki tüm canavarlar, sadece tek bir kez zarafetle ve cesaretle hareket ettiğimizi görmek isteyen prenseslerdir. Belki de bizi korkutan şey, en derinde, özünde, çaresizce, sevgimizi istemektedir.



Rainer Maria Rilke
Genç Bir Şaire Mektuplar



25 Mart 2017 Cumartesi

Herkes gibi









Bazen yıldızların altında yalnız oturur ve düşünürüm,
Bir gün kalbimdeki sesleri duyan biri olacak mı diye.


Bazen yıldızların altında yalnız oturur ve düşünürüm,
Sonra düşündüklerimden vazgeçerim.


Ben de herkes gibiyim.



Daha iyi yazmak








Kitap okumak, çok kitap okumak bazen moral bozan bir olguya dönüşüyor. Başka insanlar en etkili kelimelerle en anlamlı cümleleri yazmış ve bana yazmak için hiçbir şey kalmamış gibi hissediyorum. Böyle anlarda okumaktan keyif alıyorum ama yazmamayı tercih ediyorum. Belki bu da benim saygı duruşumdur.


Şimdi, o anlardan birini  yaşamaktayım. Neredesiniz ve ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben iyi bir şeyler yazmak için kıvranıyorum. Kıvranmak, üretmek için gerekli bir eylemdir fakat hiç eğlenceli değildir.


Şöyle düşünmeliyim belki, zaten "İyi" diye bir şey yok. Tüm iyiler hep daha ileride. Çünkü iyiden daha iyi de vardır bir yerde.




24 Mart 2017 Cuma

Cesur mutluluk








Cesur olduğun zaman mucizeler sana doğru koşar.


Cesur olmak geçmişi bırakmak demektir. Sadece cesur insanlar geçmişten vazgeçebilir. Yaşananlar bitmiştir ve yenilerin şimdiki zamana ihtiyacı vardır.


İki elinizle geçmişe sarılırsanız, yeni kendini nerede gerçekleştirecektir?


Cesur insan geçmişi, eskiyi, bilineni bırakmaya devam eder. Bir sonraki anda ne olacağı asla bilinemez. Bu yüzden korkaklar cesurların yanından bile geçemez.


Mutluluk sadece cesurlar içindir.



Sevgi dersleri







Sevgi bir görev haline getirilemez.


Bir çocuğa: "Ben senin babanım, beni sevmelisin." denemez.


Bir adama: "Ben senin karınım, beni sevmen gerekir." denemez.


Bir insan, başka bir insanı sevmeye teşvik edilemez, itilemez, alıştırılamaz.


Sevgi hissedilir.


Çocuk, babasının onu sevdiğini hisseder.


Adam, karısının onu sevdiğini hisseder.


Ama birini sevmek öğrenilemez, öğretilemez.


Sevgi vardır ya da yoktur. Sevginin kuralları olamaz.


Ya sevin ya da terk edin.



23 Mart 2017 Perşembe

Hatırla







Uyandığımız anda, tüm mutsuzluk ve ıstırap çok saçma, çok komik ve çok anlamsız görünür.


Yaşadıklarımızı düşünür ve şaşırırız: "Neden üzüldüm? Istırap ne demekti? Ne kadar uzun zaman acılar içinde yaşadım? Oysa hepsi yanlıştı. Hiçbir anlamı yoktu. Hepsi bir kabustu ve bitti"


Tasavvuf ehli, dünyanın bir illüzyon olduğunu söyler. Onların fikrine göre keder yanıltıcıdır, mutluluk ise doğamızdır.


Bunu tekrar, tekrar ve tekrar hatırla. 



Tercihler









Acı çekiyorsanız acı çekmeyi seçtiğiniz içindir.


Yaşamınıza acı çekmek için birçok sebep bulabilirsiniz. Ama asla iyi bir sebep ya da gerçek bir sebep bulamazsınız.


Mutluluk için de aynı şeyleri söylemek mümkündür.


Mutlu olmanızın tek sebebi mutlu olmayı seçmenizdir.


Acı da mutluluk da tercihtir.


Acı da mutluluk da bulaşıcıdır.


Cehennem ve cennet de birer tercihtir.


Nerede yaşıyorsunuz?



22 Mart 2017 Çarşamba

Budist Usta ve adam








Acısını yaşamak isteyen bir adam, kendisine yardım etmesi için Budist tapınağındaki bir Ustaya gider. Adam, Ustaya sorar: "Usta, eğer dört günde dört meditasyon yaparsam, yüksek bilince ulaşmak için ne kadar zaman gerekir?" Usta adama bakar ve cevap verir: "Eğer günde dört saat meditasyon yaparsan, belki on yılda yüksek bilince ulaşabilirsin."


Daha iyisini yapabileceğini düşünen adam tekrar sorar: "Usta, günde sekiz saat meditasyon yaparsam, yüksek bilince ulaşmak için ne kadar zaman gerekir?" Usta adama bakar ve cevap verir: "Eğer günde sekiz saat meditasyon yaparsan, belki yirmi yılda yüksek bilince ulaşabilirsin."


Adamın aklı karışır ve sorar: "Daha çok meditasyon yapınca, neden daha çok zaman gerekir?"


Usta güler: "Sen, bu dünyaya hazzı ve yaşamı feda etmek için gelmedin. Yaşamak, mutlu olmak ve sevmek için buradasın. İki saat meditasyon yapmak, bir gün için idealdir. Ama günde sekiz saat meditasyon yaparsan yorulursun, amacından saparsın, yaşam bir işkenceye dönüşür.


Yapabileceğinin en iyisini yap ve yaşamın, sevmenin, mutlu olmanın çok önemli olduğunu unutma."

Tragedyanın sonu








Melanthius'a Dionysios'un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü sormuşlar: "Laf kalabalığından tragedyayı göremedim" demiş.


Laf kalabalığıyla geçiyor zaman. Durmadan konuşuyoruz. Kelimelerimizin arasında kayboluyor yaptığımız ya da yapmak istediğimiz her şey.


Düşünmeden, yarınları nasıl etkilediğimizi bilmeden konuşmaya devam ediyoruz. Hiç istemediğimiz temeller atıyoruz, kalmayı istemediğimiz evler için.



21 Mart 2017 Salı

Yıldız'ın yeni adresi









Lidyalılar parayı icat ettiklerinde, sonraki yüzyıllarda insanların mutluluğu parada arayacaklarını bilemezdi. Ne yazık ki Lidyalıların parası anlam aşınmasına uğradı.


O günden bugüne kadar milyonlarca insan, paranın mutluluk verici olduğunu düşünmeye başladı. Aslında para hayatı kolaylaştıran bir araçtı. Evet, değerli ve önemliydi. Ama mutluluk, her zaman kalplerde gizliydi.


Batı dünyasının insanı çok çalıştı, çok para kazandı, bilim-teknoloji ve sanatta çok ileri gitti. Batı dünyası hep zirveyi kazanmak için oynadı. Ve kazandı. Ama kırk-elli yaşları arasındaki her Batı insanı parayı bir kenara koyup kendini aramaya gitti. Çünkü tüm bu işlerin ve paraların arasında ruhunu, özünü, benliğini kaybetmişti.


Oysa Doğunun insanları her zaman kendi felsefesiyle yaşadı. Çok büyük ilerlemelere imza atamadılar, çok para kazanamadılar ama kendilerini hiç kaybetmediler. Özlerine, ruhlarına sımsıkı sarıldılar. İçlerindeki mutluluğu yaşamakla yetinmediler, başka insanların da mutlu olması için yeni yollar keşfettiler.


Bilir misiniz, Batıda ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri vardır. Ama Doğuda böyle bir hastaneye rastlayamazsınız. Çünkü onlar doğumdan ölüme kadar ruhlarına iyi bakar.


Sevgili Danışmanım Yıldız Hanım'la artık seans yapmıyoruz. Çünkü ben -sanırım- onun okulundan mezun oldum. Ama yolculuğum bitmedi, kendimi aramaya devam ediyorum. Yıldız Hanım artık dostum, yol arkadaşım.


Yıldız Hanım, ben ve benim gibi kendini arayan, geçmişle barışmaya çalışan, evreni ve kaderi çözmek isteyen pek çok insana ışık oldu; elinden tuttu.


Ruh ve sinir hastalıkları ile hayatınızın hiçbir döneminde sıkıntı yaşamayın, yaşamamak için tedbir alın. Belki ilk iş olarak Yıldız Hanım'dan randevu almak istersiniz: 05559628205 (Atölye Tempo)


Sağlıklı günler dilerim.



Benim bayramım









Bugün Bahar Bayramı.


Türkler ve başka milletler için farklı mesajlar içeren bir gün... Sebep ne olursa olsun, bugün hepimizin kalbi gerçek bir bayram coşkusuyla dolsun.


Bugün ilkbaharın resmi açılış günü.
İlkbaharın, ilkbaharımın, canımın bir parçasının.


Son zamanlarda "Akışta kalmak" diye bir şey öğrendim. Her şeyi olduğu gibi kabul edince akışta kalıyorum. Kaderle kavga etmekten vazgectim. Böylece kaygılanmıyorum, korkmuyorum, kabus görmüyorum.


Yaşadığım her duygunun bir deneyim olduğunu biliyorum. Yaşadıklarımla öğreniyorum. Sakinim. İçime bir huzur yerleşti. Eski günlerde, genellikle ilkbaharda, çok mutlu olurdum ama bu mutluluk kalıcı değildi. Artık mutluluğumu dört mevsime yaydım. Biraz zaman harcadım ama başardım, siz de başarabilirsiniz. Her an keyifle yaşayabilirsiniz.


Akışta kalmayı çok sevdim ama sizinle bir sırrımı paylaşmak istiyorum:
Her şeye rağmen ilkbahar benim en sevdiğim mevsim.



En sevdiğim. Tek sevdiğim. Her zaman çok sevdiğim.



20 Mart 2017 Pazartesi

Bütün yaşamak









Kendinize doğruları söylerseniz başkasına yalan söylemeniz mümkün değildir.


Kendine yalan söylemeyi alışkanlık edinmiş bir kişi, pek tabii ki başka insanlara da yalan söyleyecektir. Yalanlar başta eğlendirici ve rahatlatıcı olsa da ilerleyen zamanda can yakıcı olur.


İnsanlar bütün olmayı başarmış kişileri sever. Bütünlük yaşam kalitesiyle beraber saygınlık da getirir. Değerli olduğunu düşündüğümüz herkes, bütündür. Onlar her zaman doğru olanı yapar.


Bütün olmak; yaptıklarımızda, söylediklerimizde, ilişkilerimizde gerçeğe tutkuyla bağlı olmaktır. Bütünlük kendi bilgi ve becerilerimizle hayatı dönüştürme çabasıdır.


Bütünlük kendine dürüst davranmaktır.



Menfaat fikirleri







Kendi çıkarlarımızı korumamız bencillik değildir. Aslında son derece doğru bir iştir. Kendi çıkarlarımızı bile koruyamazsak bize kim güvenir ya da biz kendimize güvenir miyiz?


Kişisel menfaat çok güçlü bir yaratıcı hatta itici kuvvettir. Kendi ihtiyaç ve arzularımızı ne kadar çok hayatımıza taşıyabilirsek o kadar çok keyifli ve mutlu yaşarız. Belki, başarılarımızın çıkış noktası da kişisel menfaatlerimizdir.


Bizi hedeflerimize doğru götüren ilk sebep menfaatlerimiz değil midir?




19 Mart 2017 Pazar

Ve Logan








Ridley Scott, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada süper kahramanlara inanmadığını ve bu yüzden hiçbir zaman süper kahraman filmi çekmeyeceğini söyledi. Alien'a inanan Scott'un süper kahramanlara inanmayışı çok ilginçti.


Oysa, sinema seyircisi süper kahramanlara inanıyor.


Süper kahramanların doğal olmayan ama ilginç yaşamları her daim ilgimizi çekiyor. Süper güçlerine rağmen, duygu dünyaları o kadar çok normal insanlara benziyor ki onlarla aramızda kolayca köprü kuruyoruz. Onları farklı ya da tuhaf görmüyoruz. Onları seviyoruz.


Şu günlerde Logan, son kez sinema seyircisini selamlıyor. Ridley Scott ne düşünür bilmiyorum ama Logan' a çok inandım. Filmin omurgası ve Jackman'ın eski dostu James Mangold'un ince mesajlar gönderdiğini hissettim. Hatta buna öyle inandım ki bu filmin bir biyografi olduğunu düşündüm. Kısa bir Hugh Jackman biyografisi.


İlerleyen yaşı, her gün azalan gücü, burnunun üstündeki gözlüğü, eskiyen sevinçleri, Tanrıya bağlılığı, pişmanlıkları, çocuk sevgisi, hedefe ulaşmış olmanın verdiği gurur,... Filmde Logan'a dair ne varsa gerçek yaşamda da Hugh Jackman'a dair onlar var, sanırım. Belki de filme gereğinden fazla inandım.


Logan, beklentimizin ötesinde. Alışkın olduğumuz arkadaşları ve bilinen türden amaçları yok bu defa. Bu anlamda biraz şaşırtıcı olduğu söylenebilir. Belki filmdeki en büyük şaşkınlık unsuru küçük kız. Bir kız çocuğu babasına bu kadar mı benzer! Anlatım hoş ve etkileyici.


Logan'ı izlerken, bir ay önce sahiplerini bulan Oscarlar geldi aklıma, Casey Affleck en iyi aktör. Geçen yılki Oscar törenini düşündüm, Leonardo Di Caprio en iyi aktör. Ve öncesi ve öncesi ve... Düşündüm.


Hugh Jackman kadar mimiklerini başarıyla kullanan bir "En iyi aktör" hatırlayamadım. Çok eskilere gidecek olursak Al Pacino ve Robert De Niro gibi isimlere rastlarız ki Logan ile Hugh Jackman, en az onlar kadar başarılıydı. Ayrıca beden dilindeki netlik, topal bacağı ve uzun boyuna rağmen bayılma sahnelerindeki hüneri göz kamaştırıcıydı.


Bu arada Tom Hardy'nin de Jackman'ın izinden gittiğini unutmayalım. Her ne kadar Hardy, gündemde olan dizi filmi Taboo ile hayal kırıklığı yaratmış olsa da... Taboo bir hayal kırıklığı çünkü Tom Hardy çok başarılı bir aktör ve başarılı bir aktörün cinsellik üzerinden pirim yapan işlere ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Her bölümde Hardy'nin bir parcasını çıplak görmek çok itici. Oysa Tom Hardy, Hugh Jackman ekolünün en sıkı öğrencisi.


Logan ise ilk defa cinsel mesajlardan bu kadar uzaktı. Her olgun insan gibi iç dünyasına dönmüştü, film boyunca kendiyle hesaplaştı. Senaryonun kişisellik kurgusu, Hugh Jackman'a oyunculuk adına geniş bir koridor açmıştı ve Jackman o koridorda "Ben en iyi aktörüm!" dedi.


Süper kahramanlara ister inanın ister inanmayın, Logan muhteşem bir oyunculuk dersi. Görkemli bir veda. Hak edilmiş bir başarı. On yedi yıl boyunca devam eden uzun bir yolculuk. Kazanılmış bir zafer.









Pazar bereketi








Bugün pazar.
Uyumak, dinlenmek, geriye dönüp bakmak, yarına umutlar eklemek için ideal bir gün.


Bugün bir süre yalnız kalıp düşünebilirsiniz. Hayatınızdaki tüm güzellikleri hatırlayabilirsiniz. Kendiniz için başlattığınız her şeyi, sizi seven ve size değer veren insanları, tecrübelerinizi, becerilerinizi, hedeflerinizi, inandığınız şeyleri yani hayatınızın aslında ne kadar güzel olduğunu; kendinize hatırlatabilirsiniz.


Siz hayatınızdaki her şey için şükrederseniz, değer verdiğiniz ve sevdiğiniz her şey hayatınızda çoğalmaya devam eder. Şükretmek bereketli bir faaliyettir. Zihinsel ve fiziksel olarak ulaşmak istediğiniz yere şükrederek gidebilirsiniz.


Zaten pek çok defa şükrettiğiniz için hayatınız bu kadar güzel ve anlamlı.



18 Mart 2017 Cumartesi

Günde Bir Doz Motivasyon








"Günde Bir Doz Motivasyon" okumanızı tavsiye edebileceğim kitaplardan biri. Yazar Ralph S. Marston, Jr. sıcak anlatımı ve bildiğimiz konulara farklı yaklaşımıyla içinizde ilkbahar rüzgarı estirecek.


Kitabın "Farklı olun" adlı bölümünü çok sevdim. Belki siz de seversiniz:


"Çevrenizdekiler açgözlü ve sığsa - siz özenli ve verici olun.
Çevrenizdekiler tembel ve duyarsızsa - siz enerjik ve coşku dolu olun.
Çevrenizdekiler endişeli ve gerginse - siz kendinize güvenin.
Çevrenizdekiler çıldırmışsa - siz sakin olun.
Çevrenizdekiler ısrarla eski yöntemlere takılıp kalmışsa - siz yeni bir şey deneyin.
Çevrenizdekiler ortalama işler yapıyorsa - siz mükemmel bir iş yapın.
Çevrenizdekiler sahip oldukları şeyden şikayet ediyorsa - siz sahip olduğunuz her şey için şükredin.


Sürüyle birlikte hareket etmek, sizi sürünün bir parçası ve başkalarının hayâllerini yaşayan biri yapar. Bunun neresi zevkli?


Kalkın ve kendinizi gösterin. Sıradan olmayı reddedin. Yapmanız gerekeni yapın. Doğru olanı yapın. Aşınmış yollarda yürümeyin, bilinmeyen ülkelere gidin.


Aptalca bahanelerle hayatınızı harcamayın."



Çanakkale








Büyük bir savaşın yıl dönümünde ne söylenebilir?


Elbette, vatanını müdafaa eden taraf haklıdır.


Elbette ilahi adalet haklının yanındadır.


Ama yine de ölen ve öldürülenlerin hatırası kalplerimizi sızlatmaktadır.




17 Mart 2017 Cuma

Ehlileşen insan








Kendimiz olmaktan korkarız çünkü asıl korktuğumuz şey reddedilmektir.


Reddedilmek korkusu, yeterince iyi olmamak korkusuna dönüşür. Bizi her gün biraz daha üşütür.


Toplum bizi kabul etsin diye annemizin yaşamının, babamızın yaşamının, başkalarının yaşamlarının kopyası oluruz. Toplum bizi ehlileştirir. Ve bu ehlileşme sürecinde tüm farklı yönlerimiz kaybolur.


Eğer bir gün kendimizi özler ve özümüze dönmek istersek, yazılı olmayan adalet bize ceza vermeye başlar. Gerçek adalet hatanın bedelini bir kez ödetirken, adaletsizlik hatanın bedelini tekrar tekrar ödetir.


Bir hatanın bedelini kaç kere ödediniz?


Ne zaman özünüze döneceksiniz?



Köprü








İnsan olmak büyük bir armağandır ama çok az insan  bu armağanın değerini anlar.


Uçsuz bucaksız evrende başka bir şey olarak da yaratılabilirdik. Soğan, balık, bulut ya da pırasa. Ayrıca evrenin temyiz mahkemesi de olmadığı için yaratıldığımız şekilde yaşamak zorunda kalırdık. Pırasa olmak da fena fikir değil fakat insan olmak muhteşem bir şey!


Lakin çok az insan nasıl büyük bir potansiyele sahip olduğunu bilir. Bilmeyenlerin yaşamı pırasaların yaşamından farklı değildir.


İnsan olarak yaratılmanın en güzel tarafı Allah'a yakın olabilmektir. Onu anlamak, ondan yardım istemek, onun sevgisini kazanmak için kendine sınırlar koymak... Zor gibi görünebilir ama "Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirâh Suresi, 6. Ayet)


İnsanlar Allah'a arada hiç aracı olmadan ulaşabilir; onunla dost olabilir, onunla konuşabilir. Allah hep işaretler gönderir. Ama bunu tetikte bekleyen pek az insan anlar. Onlar kendileriyle Allah arasında bir köprü kurar. Zaten köprü kurulamazsa yaşam anlamsız, basit ve sıradandır.


Köprünüz yoksa demek ki evrende çok yalnızsınız.

16 Mart 2017 Perşembe

Varsayımlar ve ilişkiler







Her şey ve herkesle ilgili kafamızda yarattığımız varsayımlarla yaşıyoruz.


Varsayımın problemi, varsaydığımız şeyin gerçek olduğuna inanmamızdır.


Başka insanların ne düşündüğüne ya da ne yaptığına dair -her zaman- varsayımlara sahibiz. Varsayım teorilerimiz tamamen kişisel algılamalarımızın sonucudur ve maalesef, zihnimizde yarattığımız yalanlara inanır ve masum insanları suçlarız.



Yaşamımızdaki üzüntülerin ve dramaların kaynağı, kişisel algılarımızla varsayımlarımızdır. Bu yollarla duygusal zehir yaratırız. Zehri yudum yudum içer ve dedikodularla olayı büyütmeye devam ederiz.


İlişkilerdeki varsayımlar kavgalarımızın, zorluklarımızın, yanlış anlamalarımızın mimarıdır. Yine de kötülük senaryolarımızı eksiksiz yazarız.


Çünkü doğruları öğrenmek korkutur bizi. Başka insanlarla açıkça konuşmak rahatsız edici olabilir. Belki de gerçeği duyacak cesaretimiz yoktur. Soru sormak da genellikle zordur. Kendimizi güvende hissetmek için varsayım üretiriz.


Bu durum zihnimizde birçok kaos yaratır. Kaoslar, her şeyi yanlış anlamamıza ve yanlış yorumlamamıza sebep olur. Sadece görmek istediğimizi görürüz, duymak istediğimizi duyarız. Gerçeklere teğet bile geçmeyen rüyalarımız vardır.


Ama bir gün, insanların ve olayların gerçek yüzünü öğrendiğimizde büyük bir karton kutuya ihtiyaç duyarız. Kızaran yüzümüzü saklamak için.






Kara büyü







Zeki ve çalışkan bir kadındı. Kadının çok sevdiği küçük bir kızı vardı.


Kadın bir akşam eve geldiğinde çok yorgundu. Ayakkabılarını çıkarıp koltuğa uzandı. Bir adım daha atacak gücü yoktu. Kadın yorucu bir günün sonundaydı.


Oysa küçük kız için akşam yeni başlıyordu. Annesini görünce sevindi. Koltukların üstünde zıplamaya başladı. Neşeyle savruluyordu saçları. Küçük kız, çok sevdiği şarkıyı söylerken sanki sahne ışıkları onu parlatıyordu.


Kadın kızını özlemişti ve ona sarılıp öptü. Kız annesinin kollarından kaçıp koltuktan koltuğa zıplamaya devam etti. Kadın "Otur" dedi, sakin olmaya çalışarak.


Küçük kız bu komutu duymamış gibi davrandı. Zıpladıkça zıplıyor, hep aynı şarkıyı bağırarak söylüyordu. Kadın kontrolünü kaybetti ve sinirle bağırdı:


"Kapat çeneni ve otur!"


Küçük kız korkuyla baktı annesinin gözlerine. Sessizce koltuğa oturdu hatta koltuğun içinde kayboldu. O akşam ve sonraki akşamlarda hep sustu, uslu bir kız oldu.


O akşamdan sonra küçük kız, utangaç ve sessiz bir çocuğa dönüştü. Müzik derslerinde bile şarkı söylemiyordu. Annesi kızı pek çok doktora götürdü. İlaçlar ilaçlar. Kız iyileşmiyordu.



Kız büyüdü ve genç bir kadın oldu. Küskün, üzgün, şarkısız.


Kelimeler büyülüdür. Doğru kelimelerle harika sihirler yapabilirsiniz. Hayatınızı ve başka hayatları muhteşem bir yola yönlendirebilirsiniz. Ama isterseniz, kötü kelimelerinizle kara büyü de yapabilirsiniz.


Kendi çocuğunuza bile.


15 Mart 2017 Çarşamba

Zor ve değerli bir hayâl





Hayallerinize dilemek ya da almakla ulaşamazsınız. Harekete geçmek zorundasınız.


İnşa etmeniz, yaratmanız ve katılımcı olmanız gerekir.


Emek ya da enerji gerektirmeyen hayâllerin önemi yoktur.


Hak etmediğiniz bir şeyi aldığınızda onu sahiplenemezsiniz. Çünkü o size sahip olacaktır. Kestirme yollar hep mutsuzluğa gider.


"Piyasa değeri" ne olursa olsun, hiçbir emek harcamadan kazandığınız her şey sizin için değersiz, önemsiz ve anlamsızdır.


Bir hayâli gerçekleştirmek, dünyanın en zor ama en mutlu eden işidir.


Ve bir şey, ne kadar zor kazanılırsa o kadar değerlidir.



Kırmızıyı Seçtim Aşk Mavinin Altındaydı








Evdeki kütüphanemde bir kitap arıyordum ama başka kitaplara takıldı gözüm. Tıpkı markete yumurta almak için gidip, bir poşet çikolatayla çıkmak gibi.


Aradığım kitabı bulamadım ama çikolata tadında pek çok kitabıma dokundu ellerim. Kucağıma topladığım kitaplarımın sayfalarını şöyle bir karıştırdım. Altını çizdiğim cümlelerle uzun zaman sonra karşılaşmak heyecan vericiydi. Çünkü belki de artık o duyguların çok uzağındaydım.


Mehmet Y. Yılmaz'ın bir kitabını almıştım, bilmem kaç yıl önce. Gazete sayfalarındaki yazılarını, bu kitapta toplamıştı ünlü köşe yazarı. Kitabı okurken ne kadar da heyecanlı ve meraklıydım! O günleri anımsamak, gülümsemek için yeterli bir sebepti.


"Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı" Kitabın adı. Aşağıya alıntılayacağım cümlelerin altını kopkoyu bir kalemle çizmişim. Belki, bu kitabı okuyan her kadın (ya da her erkek) aynı satırların altını itinayla çizmiştir. Unutmamak için.


"Erkeği başka kadınların cinsel çekimlerinden koruyan güç, erkeğin sadece bir kadını sevmesidir.


Kadına "Cinsel ihtiyaçlarını karşılayan obje" olarak bakan erkekler, her toplumda çok rastlayacağınız tiplerdir. Bu mantıkla yaşayan adamlar çok eşlidir. Hiçbir şey onları durduramaz. Yeni skorların peşinde koşarlar. Onlara göre kadın değersizdir çünkü kadın sadece bir araçtır. Çünkü böyle adamların hayatında sevgiye yer yoktur.


Beyni normal çalışan bir erkek için, kadın araç değil amaçtır. Önemli olan kadını "Fethetmek" değil, kadını "Keşfetmek"tir. Bir kadını keşif sürecine aşk denir.


Erkeklerin çoğu saldırgan bir yaratıktır, erkeklerin pek azı "Kaşif"tir. Lütfen hanımlar, her erkeğin aynı mantıkla yaşadığını düşünmeyin."


Cümlelerin altını çizdiniz mi?



14 Mart 2017 Salı

Her insan öldürür sevdiğini








Her insan öldürür gene de sevdiğini,
Bu böyle bilinsin herkes tarafından.
Kiminin ters bir bakışından gelir ölüm,
Kiminin iltifatından,
Korkağın öpücüğünden,
Cesurun kılıcından!


Kimisi aşkını gençlikte öldürür,
Yaşlanınca kimi;
Biri şehvetin elleriyle boğazlar,
Birinin altındır elleri.
Yumuşak kalpli, bir bıçak kullanır.
Çünkü ceset soğur hemen.


Kimi pek az sever kimi derinden.
Biri müşteridir diğeri satıcı.
Kimileri gözyaşlarıyla bitirir işi;
Kiminden ne bir ah ne bir figan.
Çünkü her insan öldürür sevdiğini,
Gene de ölmez insan.


(Oscar Wilde)




Demedim mi?









Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi, bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi Ben'im.


Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer Ben'im demedim mi?


Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran benim asıl,
onu süsleyen, bezeyen benim demedim mi?


Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin benim demedim mi?


Kuşlar gibi uzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim demedim mi?


Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin benim,
sıcaklığın benim demedim mi?


Türlü şeyler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölümsüzlük kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?


Söyle, bunları sana hep demedim mi?


(Mevlâna)


*Demedim mi, Allah aşkı için yazılmış en güzel şiirlerden biridir.



13 Mart 2017 Pazartesi

Sırça köşk








Başarının önündeki en büyük sebeplerden biri rahatlıktır. Pek çok insan rahat yaşamayı o kadar çok sever ki başarının bedelini ödemek istemez. Yeni insanlar tanımak, yeni beceriler edinmek, kendi fikirlerini savunmak, risk almak, sıkı çalışmak son derece rahat kaçırıcı eylemlerdir. Bu yüzden pek tercih edilmezler.


Rahat bir hayat istiyorsanız sırça köşkünüzdeki koltuğunuzda uzanmaya devam edebilirsiniz. Bütün gün televizyon izleyebilir, sabahtan akşama kadar mesaj yazabilirsiniz. Nasıl rahat hissedecekseniz öyle yayılabilirsiniz.


Ama sırça köşkünüzden çıkmak isterseniz yeni şeyler girmeye başlar yaşamınıza. Yeni bir arkadaş, yeni bir kitap ve belki de çok daha büyük başarılar. Biraz rahatsız olursunuz ama alacağınız sonuçlar buna değer.


Hayatla yüzleşmemiz gerektiğini biliriz aslında ama koltuğumuzdan kalkmak istemeyiz. Bir sonraki adım inkar etmektir. Rahatımız bozulmasın diye kendimizi ve sorunlarımızı inkar ederiz. Böylece korkulara büyümeleri için alan yaratırız. Gündüz pembe dizi izleriz, gece kara kabuslar görürüz.


Biraz yorucu olacak ama kaliteli bir yaşam için, galiba o koltuktan kalkmalıyız.



Disiplinli bir tercih








Disiplin, hayattan keyif almak için bize araçlar sunar. Bazı kişiler, disiplinin sınırlayıcı olduğu fikrinde birleşir. Yaratıcılığı beslemek için tamamen özgür olmak gerektiğini savunurlar. Lakin odağı olmayan bir yaratıcılık, rüzgarla dağılan kum taneleri gibi savrulup gider.


Disiplin hayata bağlam kazandırır. Disiplin kesinlikle sınırlayıcı değildir. Disiplinin olmadığı bir yerde karmaşa vardır. Belki, disiplinsizken ruhunuz şahlanabilir ama çıktığı doruklarda uzun süre kalamaz. Ancak anlık başarılar kazanabilirsiniz. Disiplin sürekli başarının temelidir.


Disiplin kesinlikle kolay seçenek değildir. Disiplin tam zamanlı bir faaliyettir. Hayatınızın tek alanında disiplinli olamazsınız, bu plan yürümez. Her konuda disiplinli olmanız gerekir.


Disiplinli her faaliyetin birçok mükafatı vardır. Disiplinli bir hayat, sürekli yukarı doğru tırmanan bir grafik çizer.


Disiplin kendinize ve çevrenize saygılı olmayı öğretir. Saygının olduğu yerde sorun yoktur.


Disiplinli yaşamayı tercih eden herkese sevgiyle.




12 Mart 2017 Pazar

Ev ödevi





Ey insan!


İhsanı bol Rabbine karşı seni kim aldattı?


İnfitar Suresi, 6. Ayet














Aç gözlerini








Neden umutsuzsun?


Umutsuzluk aşırı umudun sonu değil midir?


Neden üzgünsün?


Üzüntü aşırı beklentinin sonucu değil midir?


İkili duyguların hepsinden kurtulmak gerek. Işığı ve gölgeyi unutmak gerek. Uyanmak ve olanı olduğu gibi görmek gerek.


Işık varsa ışık vardır. Karanlık varsa karanlık vardır. Güzellik varsa güzellik vardır. Yalan varsa yalan vardır. Ölüm varsa ölüm vardır.


Bir duygu, başka duygularla cezalandırılmamalıdır. İnsan her zaman uyanık olmalıdır.


Aç gözlerini ve bak.


Her şeyi tüm çıplaklığıyla gör.



11 Mart 2017 Cumartesi

Hatalar








Hatalar harika öğretmenlerdir. Hatalarınıza yakından bakmayı deneyin. Neyin işe yaramadığını görmeye çalışın. Gerekli değişiklikleri yapın.


IBM şirketinin kurucusu Tom Watson, hataların kıymetini en iyi anlamış kişilerden biri. Bir keresinde, şirketin bir çalışanı, şirkete on milyon dolara mal olan bir hata yapar. Watson'ın ofisine çağrılan çalışan endişelenir ve "Herhalde istifamı istiyorsunuz, değil mi?" der.


Watson "Şaka mı yapıyorsun? Senin eğitimin için az önce on milyon dolar harcadım." diye yanıt verir.


Bir hata yaptığımız zaman, dağılan parçaları toplamalı ve durumu gerçekçi bir gözle değerlendirmeliyiz. Kendimizi hazır hissettiğimizde her şeye yeniden başlayabiliriz.



Ateşe benzerdin








Bir şeyi tutkuyla ve tüm kalbinizle istediniz mi hiç?


"O benim o benim, onu başkasına veremem!" dediniz mi?


Günlerce ve gecelerce dua ettiniz mi istediğiniz şeye kavuşmak için?


Bazen gözünüzden iki damla yuvarlandı mı sonu olmayan boşluğa?


Mutlu günlerin filmini çektiniz mi hafızanızda?


Beklediniz mi?


Sonra, ansızın, beklenmedik bir şekilde vazgeçtiniz mi hiç?


Artık onu istemiyorum, dediniz mi?


Tüm iştahınız kayboldu mu bir gecede?


Kalbinizin donduğunu hissettiniz mi?


Gittiniz mi?


İçinizde yanan ateşin nasıl kül olduğunu gördünüz mü?


Yastığınızla konuştunuz mu hiç?



10 Mart 2017 Cuma

Sihirli bardak







Bardağın yarısı boş mu, dolu mu?


İki satış elemanı, gelişmemiş bir ülkeye gönderilmiş. Görevleri ayakkabı pazarlamakmış.


İlk eleman ofise bir mesaj yollamış: "Satış ihtimali sıfır. Çünkü burada kimse ayakkabı giymiyor."


İkinci eleman da ofise bir mesaj göndermiş: "Derhal mal gönderin.  Burada halk yalınayak geziyor. Çok ayakkabıya ihtiyaç var."


İyimser insan, bir olaya bakınca fırsatları, faydaları ve öğrenilecek dersleri görür.


Kötümser insan, aynı olaya bakınca sadece riskleri görür.


Bardak dolu mu, boş mu?


Ne görüyorsunuz?



Sınırsız başarı ve Disleksi








İçinizde nasılsanız, dışınızda da onu yansıtırsınız. Aklınız, bedeniniz ve sizi çevreleyen dünya onlara bir yön vermeniz için haykırıyor. Sizin düşüncelerinize göre şekillenip yönlendirilmeyi dört gözle bekliyorlar. Düşüncelerinizi hayata geçirmek için hazırlar.


Nasıl bir insan olmak istediğinizi düşünün, çünkü daima düşündüğünüz kişi olacaksınız.


Disleksi, bir çeşit öğrenme bozukluğudur. Temel belirtisi harflerin ve kelimelerin tersten algılanmasıdır. Dislektik çocuklar "d" ve "b"yi yazarken ve okurken hep karıştırır.


Disleksi ile ilgili ilk çalışmalar, kendi çocuğunun öğrenme zorluğu yaşadığını fark eden bir doktor baba tarafından yapılmıştır.


Disleksi, kelime kullanımında yaşanan zorluktur. Doğuştan gelir. Çocuk okul çağındayken fark edilebilir. Dislektik çocuklar, yaşıtlarına göre daha geç okur ve yazarlar. Kelimeleri doğru telaffuz edemezler ve kelime dağarcıkları dardır. Odaklanmakta zorlanırlar, kelimeleri hafızalarında tutamazlar, ritim bozukluğu yaşarlar, yazıları kötüdür, yavaş hareket ederler, gruplandırma ve sıralama yapmak onlar için zordur, hecelerin seslerini karıştırırlar, okurken kelime atlarlar, kelimelerin anlamlarıyla ilgili sıkıntı yaşarlar.


Nörolojik kökenli bir bozukluk olan Disleksi, beynin sol yarım küresinde, dil ile ilgili bölümün farklılaşmasıyla kendini gösterir. Bir hastalık olmadığı için ilaç tedavisi uygulanamaz. Dislektik çocuklar özel eğitime ihtiyaç duyar.


Disleksi öldürmez, isterseniz çok ünlü ve çok başarılı bir hayat yaşamanıza engel olmaz.
Albert Einstein,
Mozart,
Leonardo Da Vinci,
Cher,
Walt Disney,
Tom Cruise,
John Lennon,
Hery Ford,
Thomas Edison,
Robin Williams,
Beethoven,
Carl Lewis,
Magic Johnson,
Alexander Graham Bell bilinen en ünlü ve başarılı dislektiklerdir.


Siz kendiniz için nelere inanıyorsunuz? Bu inançlar sizi sınırlandırıyor mu, ileriye mi götürüyor? Neyin mümkün olduğuna inanıyorsanız, sizin için mümkün olan odur.


"Dikkatimi toplamak konusunda kendimi eğitmeliydim. Daha iyisini yapabileceğimi ve daha iyi okuyabileceğimi herkese göstermek istedim."

Tom Cruise




9 Mart 2017 Perşembe

Çiçek duruşu







Yaşam bir çiçek yığını olarak kalabilir ama belki bir çelenge de dönüşebilir.


İnsanın içinde her zaman bir iç savaş vardır. Çiçekler savrulur. Düzene ve hizaya giremez hiçbir şey. Çelenk fikri çoğumuzun aklında bir ütopyadır.


Çiçekler ekilir, çiçekler büyür, çiçekler solar. Bir arada tutmak için birbirine bağlansa da onlar, çiçekler hep kuralsız yaşar.


Serin baharlar, sıcak yazlar geçer. İç savaş durmadan devam eder. Ne yaşananın ne de yaşanacak olanın faydası vardır.


Çiçekler hep daha fazla özgürlük ister.



Gece seni saklıyor








Adonis adıyla bilinen Suriyeli şairin gerçek adı Ali Ahmet Sait Eşber'dir. Şair, Lazkiye yakınlarındaki bir köyde doğar. (1930) küçük yaşlarda tarlada çalışmaya başlar. Aynı günlerde, henüz çocuk yaştaki şair babasının isteğiyle şiir ezberlemektedir. İlerleyen zamanda kendi şiirlerini yazan Adonis, dönemin Suriye cumhurbaşkanının önünde şiir okumak için bir fırsat bulur. Bu vesileyle burs kazanır ve o bursla liseyi, ardından da üniversiteyi bitirir.


Felsefe ve edebiyat mezunu olan Adonis, Beyrut'a yerleşir ve Lübnan vatandaşı olur. Lübnan'daki iç savaş yüzünden ülkeyi terk eder ve Paris'e yerleşir. Halen Paris'te yaşamaktadır.


Derler ki Adonis umutsuz bir aşk hikâyesi yaşamış. Hayatında sadece bir kere gördüğü kadını ömrü boyunca aramış. Bu şiiri de o kadına yazmış:


Gece Seni Saklıyor


Bu şuursuz beklemeler yıpratmaya başladı beni.
Geceler gündüze inat, bulaşıyor ellerime camlardan.
Alnımı dayadığım pencereden dışarıyı seyrediyorum.
Karanlık, kopkoyu bir karanlık sarmış şehri,
Sirenlerin umursamaz gürültüsü korkutuyor beni.
Ambulanslar hızlı hızlı seni taşıyormuşçasına huzursuzum.
Yoksun, bulamıyorum seni.


En son o gece gördüm seni, gözlerine bakmadan gittim.
Baksam gidemezdim.
Özlediğimi söylediğimde gülmüştün,
Söylediğimde özlediğimi gülmüştün,
Gülmüştün özlediğimi söylediğimde.
Bu ilk.
Seni çok sevdim.


Tıpkı, seni tekrar bulamayacağımı anladığımdaki kadar çok sevdim.
Ambulanslar hâlâ gelip geçiyor,
Gece devam ediyor,
Geceyi soluyorum,
Ciğerim simsiyah.


Deniz kudurmuş, geceye saldırıyor.
Kayalar durdurmaya çalışırken geceyi
Tüm kumsal adını haykırıyor rüzgara.
Rüzgar şehri perişan ederek dağlara tırmanıyor.
Tüm geceyi kaldırıp altına bakıyorum.
Oralarda yoksun kızım
Seni bulamıyorum.


Neredesin bulamıyorum.
Geceyi fırlatmaya çalışıyorum olmuyor.
Kötü bulaşmış şehre gece, camlar simsiyah,
Alnıma simsiyah gece bulaştı,
Elimin tersiyle terimi siler gibi siliyorum geceyi.
Çirkin yazılmış bir el yazısı gibi duruyorum şu dünyanın üzerinde,
Kimse silip yeniden yazmak istemiyor.


Oysa öyle hasretim ki kerelerce defa yazılmaya...
Kağıt olsam, kalem olsam, cümle olsam, nokta ve virgül olsam
Sen gelsen.
Kilometrelerce kilometrelerce hasret dolu şiirler yazsan benimle.
Kitaplarca dolsam mısralarca ağlasam ellerinde.
Uyanıyorum ansızın bu şiirsel dünyadan,
Şehir kapkara karanlık,
Şiirler okuyup simsiyah boşluğa,
Seni çağırıyorum sesime.


Bugün yırt bu geceyi,
Baştan sona dolaş tüm şehri,
Bütün sokak lambalarını yak,
Bütün kapıları çal herkes uyansın.
Bir müjde olsun, içinde senden bir şeyler olsun.


Bu gece şehir uyumasın.
Bu karanlık,
Bu gece,
Bu şehir,
Bu, son olsun.
Bu gece bu simsiyah karanlığı yırtan bembeyaz çığlık,
Bana seni getiren müjde olsun.


Bu son olsun.
Hayatımda sadece sevdiğim kadın olsun.



8 Mart 2017 Çarşamba

Anladım








İlkbaharın, ilkbaharımın 8. günü.


Bugün şiirleri çok özlediğimi fark ettim. Yaprakların arasından bana ulaşmaya çalışıyorken güneş, çok sevdiğim birkaç şiiri hafızamda aradım. Buldum. Şiir mırıldanmak yine keyif verdi, her zaman mutlu hissettiren her şey gibi.


Aşağıdaki şiir Friedrich Nietzsche'ye ait. Şiirin tamamını yazmak için bir kitaptan yardım aldığımı itiraf etmeliyim.


Anladım


Öyle bir hayat yaşıyorum ki
Cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm yenilmeyi de.
Bazı kişiler seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum ve oynadım.


Öyle bir rol vermişler ki
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem de güldüm halime.
Sonra dedim ki: "Söz ver kendine!"
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin.


Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi öğreneceksin.
Uçmak istiyorsan düşmeyi de bileceksin.
Korkak yaşıyorsan, hayatı sadece seyredeceksin.


Öyle bir hayat yaşadım ki
Son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman...
Ben hep acele yaşadım.



Mutlu günler






Başka insanları mutlu etmek isteyen bir kişi, yollara halı döşemek ister.


Kendini mutlu etmek isteyen bir kişi, en rahat ayakkabıyı icat eder.




7 Mart 2017 Salı

Fark








Kişi sessizce otururken mutlu olabilmelidir. Yalnızlığından, dinginliğinden, kuşların sesinden, kendi içindeki huzurdan memnun olabilmelidir. Hiç dürtü olmadan, sessizce kendi varoluşunu hissedebilmelidir. Kişi ancak o zaman değiştiğini söyleyebilir.


Bu koku, bu duruş, bu sakinlik meditasyondur. Meditasyon yukarıdan gönderilmiş bir huzurdur. Kişi bu huzuru hak ettiğini bilmelidir.


Kişi ne yaşarsa kendi eseridir. Eğer mutsuzsa mutsuz olmayı hak ettiği içindir. Bunu nasıl hak ettiğini unutmuş olabilir, keder denen girdaba nasıl girdiğini hatırlamıyor olabilir ama gerçek şu ki mutsuz olan bir kişi, yaşamına mutsuzluk enerjisini çekmiştir.


Mutlu kişiler için çok basit bir açıklama yapabiliriz: Kesinlikle mutluluğu hak etmişlerdir. Kendilerini severek, başkalarına saygı göstererek, kuş seslerinin notalarına uyum sağlayarak ve daha akla gelmeyen yüzlerce sebep yüzünden, mutlu olmayı hak etmişlerdir.


Ve onlar mutluluğu nerede aramaları gerektiğini bildikleri için, her zaman mutlu kalacaklardır.


 

Olasılık







Her şey olabilir


Ama


Belki, olmasa daha iyidir.




6 Mart 2017 Pazartesi

Uzak cennet







İnsanlık tarihi, Adem ve Havva cennet kovulduğu anda başlar.


Ne tuhaftır ki Ademoğlu, kovulduğu cennete geri dönmenin gayreti içindedir. Atalarının neden kovulduğunu hatırlamaz ama gidilebilecek en günahkar yollarla, sonsuz mutluğu yakalamaya çalışır. Ademoğlunun hafızası zayıftır.


Dinin kurallarını anlamadığını söyler pek çok insan. Oysa ilahi tüm dinlerin kuralları aynıdır ve bir aptalın bile anlayabileceği kadar basittir. Aslında, insanlar tembel ve sadakatsiz oldukları için kuralları ihlal eder. Şeytan her zaman kışkırtıcıdır.


İnsanlar tutkuyla ve isteyerek girer bataklığa. Sonra da, cennetin çok çok uzaklarda bir yer olduğunu söyler.


"De ki: Keyfinize bakın, gidişiniz ateşedir."
(İbrahim Suresi 30)






5 Mart 2017 Pazar

Kalbin zaferi







Toplumun tüm kuralları kalbe düşmandır. Toplum zihinle işbirliği yapar. Toplum özgün değildir, ezberletilmiştir. Toplum kusursuz çalışan makinalar ister. Toplum isyandan hoşlanmaz. Toplum toplumdur ve her zaman haklıdır.


Kalp... Her zaman özgündür. Kuralsızdır. Kalp gelecekle ilgili planlar yapmaz, şimdiyi yaşar. Duygularla işbirliği yapar. Bir makine değildir; organik ve canlıdır. Her an isyan etmeye hazırdır. Kalp haklı olmaya çalışmaz.


Toplum ve kalp hep karşı karşıyadır. Kişi yeterince güçlü değilse, toplumun yanındadır. Kalp üzülmez, kırılmaz karşı tarafa geçenlere.


Çünkü, kalp yalnız kalsa da en büyük zaferleri kazanır. Kalp isyankardır ve bu onun en büyük övünç kaynağıdır.



İnsana dair







İnsan bir merdivendir.


İnsanın içinde birçok olasılık vardır. Bu; hem bir tehlike hem de itibar, hem şeref hem de ıstıraptır.


Merdivenden düşmek kolaydır. Düşmek her zaman kolaydır. Hiç çaba gerektirmez. Ama yükselmek öyle değil. Daha yükseğe çıkmak istersen daha cesur olmalısın.


İnsan sadece bir olasılıklar denizidir. Bu, insanın hem güzelliği hem de sefaletidir.


İnsan her zaman dört yolun ortasındadır. Her zaman karar vermek ve seçmek zorundadır. Her zaman doğru yolu bulmak zorundadır. Belki de bu baskı yüzünden, hep ıstıraplıdır ve genellikle yanlış yoldadır.




Florence








Bazen


"Elli yıl boyunca ölümle yaşar insan."
-Florence-


Bazen, bizim umutlarımız başkalarına ilham verir.


Bazen, en yakınımızdaki adam bize en çok yalan söyleyendir.


Bazen, tek bir umutla bağlanırız yaşama.


Bazen, sevgi kör olmaktır, sağır olmaktır, unutmaktır.


Bazenler bitince gerçeklerle karşılaşır insan.


Viola Davis, seni çok seviyorum ve çok başarılısın ama... Meryl Streep kendiyle yarışıyor, bizi her yıl şaşırtıyor, seviyeyi hep daha üst basamaklara taşıyor, bizi her filmiyle kendine hayran ediyor.


"Florence Foster Jenkins" ile 20. kez Oscar adayıydı Meryl Streep. İlginç bir yaşam öyküsü, usta bir oyuncunun ellerinde muhteşem bir gösteriye dönüştü, bir kere daha.


Yalan ile gerçeğin, umut ile gerçeğin, hayâl ile gerçeğin özgün bir hikâyesiydi "Florence"


Film, Oscar'a en iyi kostüm dalında da adaydı. Hugh Grant'ın olgunlaşan oyunculuğuyla Streep ışığına ışık kattı.


Filmi izlemeye doyamadım, hikâye çok etkileyiciydi. Bir kadının ilk acısının aynı zamanda son acısı da olduğu, ancak böyle güzel anlatılabilirdi.



4 Mart 2017 Cumartesi

Sevgiyi beslemek







Sevgiye ne kadar çok emek verirseniz, o kadar çok büyüdüğünü görürsünüz. Sevgiye layık olduğu değeri verirseniz öyle büyür ki sınır tanımaz, bilirsiniz.


Çoğu insan sever ama sevgiyi elinde tutamaz ve kaybeder. Bu bir tür beceriksizliktir bana göre. İyi ve kötü insanların varlığına inanmam. Sanırım, becerikli ve beceriksiz insanlar var.


Becerikli insanlar, ilişkiler konusunda çok dikkatli. Bu yüzden her zaman kazanırlar.


Beceriksizler, ilişkilerini büyütmek isterken öldürür. Dikkatli olmaya çalışırken sakarlıkları yüzünden her şeyi kırıp dökerler. Belki de, beceriksizlerin bir rehbere ihtiyacı var.


Rehberimiz Thich Nhat Hanh. Sevgiyi nasıl besleyebileceğimizi keşfetmiş. Biraz dikkatli ve becerikli davranın. Şu cümleleri onun kulağına fısıldamayı unutmayın:


1- Senin için buradayım.


2- Orada olduğunu biliyorum ve seninle mutluyum.


3- Üzgün olduğunu biliyorum.
    ( Seni mutlu etmek için buradayım.)


4- Üzgünüm.
    ( Lütfen bana yardım et.)


5- Bu mutlu bir an! Çünkü yanımda sen varsın.


6- Kısmen haklısın ama ben de haklıyım.
    ( Seni her zaman ve her koşulda seviyorum.)


Neden duruyorsunuz?
Hemen onun yanına gidin ya da ona telefon edin.
Kelimelerin büyüsüne inanarak, yukarıdaki 6 cümle ile sevginizi besleyin.
Sevginiz çok çok çok büyüsün.
Mutlu olun.
Her zaman sevgiyle ve mutlulukla yaşayın.



Evli mutlu çocuklu









Thich Nhat Hanh, Vietnamlı bir Zen üstadı, öğretmen, yazar, şair ve barış aktivistidir. Güney Fransa'da Dordogne bölgesinde Plum Village Manastırında yaşamakta, çeşitli ülkelere giderek inzivalar ve konferanslar düzenlemektedir.


Hanh, 100'den fazla kitap yazmıştır. Barış hareketinin içinde aktif olarak yer alan Zen üstadı, 1967'de Martin Luther King tarafından Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmiştir.


Thich Nhat Hanh, "İyileştiren Sevgili" adlı kitabında mutlu bir evlilikle ilgili büyük bir mesaj veriyor:


"Bir gün Plum Village'daki uygulama merkezine, evlenmek üzere olan bir çift geldi. Onlarla kulübemde konuştum. Bana şöyle dediler:


'24 saat sonra evleniyoruz. Sence çok mutlu bir evlilik için nasıl bir hazırlık yapmalıyız?'


Onlara şöyle cevap verdim:


'Yapacağınız en önemli şey, size hâlâ engel olan bir şey var mı diye içinize bakmak. Barışmadığınız biri var mı?'


Barışmadığınız, kızgın olduğunuz insanlar kendinizle barışmanızı engeller. Kendinizle barışmazsanız başka biriyle mutlu olamazsınız."



3 Mart 2017 Cuma

Ve öyle de oldu








Ey Hayat!


Dileğimi bana vermemek için direniyorsun.


Geçmişi serbest bırakarak,


Arınarak,


Olumlu kelimelerin gücüyle,


Sezgilerimi doğru kullanarak,


En yüce dualarla,


Bilinçaltımın yardımıyla,


Neden direndiğini ve bana ne anlatmak istediğini bularak,


O yol ile olmuyorsa başka bir yol ile,


Hiç yol yoksa kendi yolumu yaratarak,


Her şeye rağmen dilediğim şeyi senden alacağım,


Onu gerçek yapacağım.


(VE ÖYLE DE OLDU)



Gerçek sevgi








Gerçek sevgi her koşulda iyileştirir, dönüştürür, yaşamınıza yeni anlamlar katar.


Gerçek sevgi şefkat doludur. Şefkat hem kendi acılarınızı hem de başkasının acılarını anlamaktır. Acıyı anlamak beraberinde iyileşmeyi de getirir.


Derin bir ilişkide, sizinle onun arasında hiçbir engel yoktur, olamaz. Siz osunuz, o da siz. Sizin acınız onun da acısıdır. Onun mutluluğu sizin de mutluluğunuzdur. Acı ve mutluluk bireysellikten sıyrılır.


Bir kişiyi gerçekten sevdiğinizde ona güvenmeniz gerekir. Güvenin olmadığı bir sevgi, gerçek sevgi değildir.


Bir kişi ile duygusal ve ruhani bağınız yoksa fiziksel bağ hiçbir şey ifade etmez. Açlık hissi devam eder.


Bir insanı anlamak, ona verebileceğiniz en güzel hediyedir. Anlamak için dinlemelisiniz.


Gerçek sevgi size güzellik, tazelik, dayanıklılık, özgürlük ve huzur getirir.


Gerçek sevgi, yaşamak için isteğinizi arttırır.


Gerçek sevgi başlangıçta iki kişi arasında olsa da, zamanla tüm dünyayı saracak güce sahiptir.


Bir ilişki sevinç getirmiyorsa, o ilişki gerçek değildir.



2 Mart 2017 Perşembe

Puja ritüeli








Hindistan'da "Puja" denilen bir ritüel vardır. Bu ritüelde, Tanrıyı temsil eden idol formlarını yıkarlar, besler ve sevgilerini ona verirler. Bu idol sembollerine mantralarını (olumlamalarını) da eklerler. İdolün kendisi önemli değildir. Önemli olan ritüeli gerçekleştirirken "Seni seviyorum Tanrım!" duygusunu hissedebilmektir.


Tanrı hayattır. Tanrı yaşamın kendisinin ifadesidir. "Seni seviyorum Tanrım!" demenin en iyi yolu, yaşamınızda en iyileri yaparak yaşamanızdır. "Teşekkür ederim Tanrım!" demenin en iyi yolu geçmişi özgür bırakmak ve anda kalmaktır. Şimdi ve burada olabilmektir.


Yaşam sizden neyi alıyorsa bırakın gitsin! Aktif bir teslimiyet duygusu içinde geçmişi bıraktığınızda, anda dolu dolu ve canlı olmanıza izin verirsiniz. Geçmişi bırakmak demek, şu anki rüyanızdan haz almanız demektir.


Eğer geçmişteki rüyanızı (rüyalarınızı) yaşamaya devam ederseniz, şu anda olandan haz alamazsınız. Şu anda yaşamamak, geçmişte kalmaktır. Bu durum kendinize acımayı, acı çekmeyi ve gözyaşını beraberinde getirir.


Tanrı için kanıt aramayın. Sizin varlığınız Tanrının en büyük kanıtıdır.


Ayağa kalkın ve insan olun. Kadın ya da erkek olmanın onurunu hissedin ve cinsiyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun. Bedeninizi sevin, iyileştirin, besleyin, temizleyin. Egzersiz yapın. Bedeninizin kendini iyi hissetmesini sağlayın. Bu, bedeniniz için bir "Puja"dır. Bu siz ve Tanrı arasında bir iletişimdir. Kendi bedeniniz, Tanrının bir ifadesidir. Bedeninize saygı gösterdiğinizde her şeyin değiştiğini göreceksiniz.


Cennette yaşamak için ölmeye gerek yok. Anda, şimdide yaşayın.


Tanrı şimdidedir.



Duydum







Kendimi sakladığım yerden çıkarmalıydım.


Daha fazla kaybolmama izin veremezdim.


Gölgede kalmış günü bulmalı ve dünlerden ayırmalıydım.


Oturmak yorucuydu, artık kalkmalı ve yürümeye başlamalıydım.


Varsayımları unutmalı ve gerçeklerle yaşamaya alışmalıydım.


Yaşamımızdaki canlılık, üretkenlik ve sevecenlik Tanrının "Hey, seni seviyorum!" demesiydi. Ve o sesi duymalıydım.



1 Mart 2017 Çarşamba

Reçeteli korkular








Bana kızdığınızda kendinizle uğraştığınızı biliyorum. Korktuğunuz için kızıyorsunuz. Korku yoksa kızgınlık da yoktur.


Korkunuz yoksa benden nefret etmeniz de mümkün değildir.


Korkunuz yoksa kıskanç ya da üzgün de olamazsınız.


Korkmayın başka insanlar düşmanınız değil. Düşmanlık sadece sizin fikriniz.


Algınızı değiştirmeli ve korkularınızı yenmelisiniz.


Kelimelerin gücünü bilmelisiniz.


Korkmadan, sevgiyle ve mutlulukla yaşamalısınız.




Kişisel algılar ve sonsuz mutluluk








Bazen aşağıya doğru inen, bazen yukarıya doğru çıkan mutluluklarım vardır. Bir türlü dengede kalmayı başaramam. Ne zaman "Artık çok mutluyum!" desem, düşerim. "Bir daha asla mutlu olamayacağım!" fikrine saplandığım anlarda, hızla yukarı doğru çekildiğimi ve çok mutlu olduğumu hissederim.


Çok mutlu olmak, çok üzgün olmak kadar tehlikeli ve kısa sürelidir. Oysa ben "Her zaman" mutlu olmak isterim... Son günlerde ne istesem bana geliyor. Dün,çok kalabalık bir ortamdaydım ve yalnız kalmak istedim. Çünkü biraz çalışmak istiyordum ve sessizliğe ihtiyacım vardı. Bunu sadece düşündüm, konuşmadım. Birkaç dakika sonra çevremde kimse kalmadı. Bunun gibi pek çok şeyi, her gün yaşamaya başladım.


Dün akşam kitap okurken "Her zaman" nasıl mutlu olabileceğimi öğrendim. Sevinç ve heyecanla oturduğum koltuktan kalktım, koşarak mutfağa gittim ve bir bardak su içtim. Sanırım bu bir sevinç arınmasıydı. Sizin de "Her zaman" mutlu olmanızı istiyorum. Hepimiz mutlu olursak kalplerimizden taşan sevgi dünyayı değiştirecektir.


Don Miguel Ruiz diyor ki:


"İnsanlar ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin, ne düşünürse düşünsün; bunları kişisel algılamayın. Size "Seni seviyorum!" diyen bir kişi mutlu bir gün yaşıyordur. Aynı kişi mutsuz olduğu zaman size "Senden nefret ediyorum!" diyebilir. Bu konu tamamen o kişiyle ilgilidir. Sizinle hiç ilgisi yok.


Bana 'Miguel, söylediklerin beni incitiyor.' diyebilirsiniz. Ama sizi inciten benim sözlerim değildir. Söylediklerim sizin yaranıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz.


Diğer insanlar, sizi merkeze koyan hiçbir şey yapmaz. Yaptıkları şey kendileriyle ilgilidir. Herkes kendi rüyasını yaşar.


Bir şeyi kişisel algıladığımızda, başka insanların dünyamızın sırlarını çözdüğünü sanırız. Kendi dünyamızı onların dünyasına empoze ederiz.


İnsanların kelimelerini ve davranışlarını kişisel algılamayın. Bir kişi tabancayı alnınıza dayayıp sizi öldürse bile, bu durum sadece o kişiyle ilgilidir. Size "Güzel" ya da "Çirkin" diyen insanlara inanmayın. Bu kelimeler de kişinin o anki ruh haliyle ilgilidir. Sizinle hiç ilgisi yok. Siz sadece kendinize inanın. Güzel hatta mükemmel olduğunuzu biliyorsunuz.


Gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır. Gerçeklerinizi kabul edin, başka insanlara gülümseyin ve geçin. Bu şekilde davranarak "Her zaman" mutlu olacaksınız. Çünkü başka insanların sizi mutlu etmesini beklemeyeceksiniz. Zaten o mutluluk gerçek değildi, anlıyordunuz.


Hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Çünkü kişisel algıladığınızda hiçbir şey uğruna, kendinizi cehenneme ve acı çekmeye mahkum edersiniz.


Kişisel algıdan uzaklaştığınızda;
Kızgınlığınız,
Kıskançlığınız,
Üzüntüleriniz ve
Kendinize yaşattığınız acılar kaybolacak.


Artık yüreğinizin götürdüğü yere gidebilirsiniz.


Cehennemin ortasında bile içsel huzuru ve mutluluğu hissedebilirsiniz."






28 Şubat 2017 Salı

Toltek Bilgeliği








Toltek Bilgeliği, sadece efsanelerde ve hikâyelerde var olan bir gelenek değildir. Bugün bile bir kısım Meksika Kızılderilileri tarafından uygulan canlı bir öğretidir.


Toltek bir din değildir. Bir felsefe değildir. Bir ideoloji de değildir. Toltekler yaşam sanatı uygulayıcısıdır.


Özellikle Carlos Castaneda'nın "Don Juan Öğretileri" ile başlayan kitap serisi, Toltek öğretisinin dünyada tanınmasını sağlamıştır.


Bir Totek kendisini Doğa'nın ve Evren'in bir parçası olarak görür. Doğal yasalara uyumlu yaşamayı hedefler.


"Bilgi İnsanı" anlamına gelen Toltekler, 16. yüzyıldan önce kendilerine "Wirrarika" diyordu.


Toltek İspanyolcasında "o" zamiri için tek sözcük vardır. Toltekler kadın-erkek ayrımı yapmaz. Onlar cinsiyet kavramına inanmaz. Ayrıca canlı-cansız ayrımı da yapmazlar. Çünkü Tolteklere göre her şey cinsiyetsiz ve canlıdır.


Yine de; Güneşin, Rüzgarın ve beklenmedik davranışların erkek olduğuna inanmışlardır. Dünya, sevgi ve suyun kadın olduğunu söylemişlerdir.


Resmi tarih, Tolteklerin 9. ve 12. yüzyıllar arasında yaşadığını söylese de, Tolteklerin kökeni tarihin karanlıklarına uzanır.


Toltekler, Tula şehrinin dağılmasından sonra, 12. yüzyılda birçok kola ayrılmıştır. Bunlardan en bilinenleri Wirrarika, Aztek ve Maya'dır.


Toltek dünyasının en bilinen figürü Tüylü Yılan ile sembolize edilen "Quetzalcoatl"dır. Bu sembol Tula Piramitlerinde yer almaktadır ve Atlantis Sembolü olarak da bilinir.


Maya-Toltek bilgilerindeki derin astronomi bilgisinin doğruluğu, günümüz bilim insanlarını şaşırtmaktadır.


Toltek bilgileri, çok boyutlu insan-evren ilişkilerini de içerir.


Bilimin ve spiritüel (ruhsal) yaşamın birbirinden ayrılmadığı Toltek bilgileri, Maya uygarlığını en üst seviyeye taşımıştır.


Toltekler dinleyebilirsek suyun, havanın, toprağın, rüzgarın, geyiğin, ağacın, taşın,... çok şey öğrettiğine inanmıştır.


"İlkel" olarak tanımlanan Toltekler, kendilerini doğanın bir parçası olarak görmüştür. Dünyaya, güneşe, aya, ağaca ve her şeye saygı duymuş; doğayı yok etmenin kendini yok etmek olduğu tezini savunmuşlardır.


Modern çağ insanları, cinsiyet ayrımı yaptığı için, doğadaki sesleri dinlemediği için, doğayı öldürmeye çalıştığı için belki de bu kadar mutsuz ve yalnızdır.


Bir Toltek şöyle der:

"Bir ağaca dokunduğumuzda onu duyabiliriz. Ağaçlar bilgedir ve içimizi temizleyebilirler."


En son ne zaman bir ağaca dokundunuz?



Başarıyorsunuz








Başarılı olmak için biraz desteğe ihtiyacınız var mı?


Haydi ayna karşısına!


"Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.


Beni yaratan Güç ile tek ve aynıyım.


İçimde başarı için gereken tüm nitelikler var.


Şimdi başarının yaşamımda ifade bulmasına izin veriyorum.


Neye yönelirsem yöneleyim başarılıyım.


Her deneyimden öğreniyorum.


Başarıdan başarıya, zaferden zafere koşuyorum.


Yolumda daha büyük başarı basamakları var ve hepsini kolayca çıkıyorum.


Dünyamda her şey mükemmel."


Ve öyle de oldu.


*Ve öyle de oldu diyerek söylediklerimizi mühürleriz. Bu inancımızın bir göstergesidir. Bir şeyler istedikten sonra "Ve öyle de oldu" demeyi unutmayın. Olacaklara inanın.



27 Şubat 2017 Pazartesi

Direnen Hollywood ve Oscar










Dün akşam yayınladığım yazıdan sonra, Ben Affleck ve Matt Damon'u sahnede görünce çok güldüm. Saçları beyazlamış iki eski dost, o anda başka bir anlam taşıdı benim için. Ayrıca, Ben Affleck anons edilirken, 2 Oscar sahibi denmesinin bir önemi olmadığını düşünüyorum. İyi hikâyeler yakalamış olabilir ama iyi bir oyuncu değil.


Affleck ailesinin diğer oyuncu üyesi Casey Affleck'in Oscar'ı kaldırması sürpriz değildi. Ama benim kalbim Denzel Washington'la birlikteydi. Viola Davis ise çoktan Oscar'ı hak etmişti ve sanırım herkes böyle düşünüyordu.


Oscar adamlar sırayla sahiplerine verildi. Uykusuz bir gece, ancak bu kadar keyifli yaşanabilirdi. Aslında geçmiş yıllara, özellikle geçen yıla göre çok iddialı filmler, çok iddialı oyuncular ve en iddialı yönetmenler yoktu. Bu yılki Oscar Töreni iddialı olmaktan uzaktı.


Ama "Birlikteyiz" "Sizi unutmadık" "Parti yapmayacağız, bağış yapacağız" gibi dostluk mesajları çok etkileyiciydi. Kesinlikle samimiydiler ve Hollywood direndi. Hep beraber Trump'ın karşında yer aldıklarını gösterdiler. Suriyeli görüntü yönetmeni Halid Hatip'in ABD'ye girişi iptal edilmişti ama filmi "White Helmet" Oscar kazandı. En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü Mahershala Ali kazandı ve bu ödülü kazanan ilk Müslümandı. İranlı yönetmen Asghar Farhadi de Oscar kazandı.


Gece boyunca, başka ırktan, başka milletten, başka dinden insanlar gördük. Oyuncular, otobüsle getirilen turistler, sinemayla ilgili yorum yapan başka milletlerin vatandaşları. Törende gördüğümüz herkes, kocaman yüreğiyle selamladı dünyayı.


Sinema adına çok heyecanlı bir gece değildi belki ama, sinemanın büyüsü ve gücü duygularımızı uyandırdı. Hollywood sinemasını popüler olduğu için sevmediğimi bir kere daha anladım. Onları seviyorum, çünkü işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorlar. Ben Affleck bile. Onları seviyorum, çünkü hikâyeleriyle bize başka hayatlar yaşatıyorlar ve başarılılar. Onları seviyorum çünkü; ışıltılı kariyerleri onların "İnsan" olmasını engellemiyor.


Talihsiz anonstan hiç bahsetmeyeceğim. Bazen hata da yapılabilir, Oscar gecesinde de.



Kadınlar çok şıktı, sahne harika görünüyordu, canlı performanslar etkileyiciydi, Michael J. Fox'u yıllar sonra tekrar görmek hoştu.


Bu yıl en özel Oscarlar verildi.



Horoz yılı









Çin takvimine göre Horoz yılındayız. Bu yıl tüm horozlar ötecek. Akıllı horozlar sabahın yaklaştığını haber verecek. Ötmek için acele eden horozlar ise daha uzun süre sabahı beklemek zorunda kalacak.


Öyle ya da böyle herkes için yeni bir gün başlayacak. Ama yeni günden önce; geceyle, eski alışkanlıklarımızla, eski yaşamımızla  vedalaşacağız. Sıkıntı verse de eskilere çok alışkınız. Alışkın olduğumuz şeylerle yaşamanın verdiği bir güven var, itiraf edin.


Kabul etmeliyiz ki eskiyi tamamen terk etmezsek yeni şeyler yaşamımıza giremez. Yeniye yer açmalıyız. Ve işte fırsat zamanı: Yeniay.


Yeniay dilekler, başlangıçlar, girişim ve aşk için mükemmel zamandır. Bu zamanda enerji dolu ve mutlu oluruz. Yeniden başlamak için heyecanlanırız.


Yeniay zamanı dilekler yazılır, eve yeni çiçek alınır, olumlu cümleler tekrarlanır, dua edilir, yeni adımlar atılır, hoş kokulu tütsüler yakılır,... Size hangisi uygunsa onu yapın ama hepsini denemeniz şifayı arttırabilir. "İnanmak" anahtar sözcük, hatırlayın.


Yeniay zamanı enerjiler değişir ve yükselir. Frekansınız da yükseleceği için net sonuçlara daha çabuk ulaşabilirsiniz.


Hayatınıza çekmek istediğiniz "Doğru" insanı düşünürken kalbiniz sevinçle doluyor mu, heyecanlanıyor musunuz? Öyleyse doğru yoldasınız. İnanarak hayâl kurmaya devam edin.Yeniay zamanı aşka hız verecek.


Olumlama yapalım mı? Haydi:


"Yeniay ile birlikte yeniliklere açığım. Yeniay bana şans ve dönüşüm sunuyor. Yeniay zamanında dileklerim gerçekleşiyor."


Horoz yılı pek çok sürprize gebe. Yakında doğumlar başlayacak, bu yüzden sancılanıyorsunuz.


Yeniay zamanını iyi değerlendirin, bu size küçük bir tavsiye.


26 Şubat 2017 Pazar

Oscar Ödül Töreni ve Ben Affleck








Oscar Ödül Töreni saatler sonra başlayacak. Bu yılki törenin benim için özel bir anlamı var. Çünkü oğlum, töreni izlemek için onu da uyandırmamı istedi. Sanırım oğlumun sinema sevgisi, törenlere doğru uzamaya başladı. Bu zevki çocuğuma aşılayabildiğim için çok mutluyum. Yıllarca bu töreni izlemek için uykusuz kalan ben, küçük bir fidan yetiştirdim galiba.


Bu geceki ödüller için yorumlar günler önce başladı. Bu da bir Oscar klasiği. Adayların ve filmlerin yeterince başarılı olmadığı yine vurgulandı. Zaten, sanatta "Başarı" göreceli bir kavram değil mi? Bazen "Çok başarılı" olduğu söylenen bir film, beni hiç çekmiyor kendine; bitmesi için dakikaları sayıyorum.


Bazı yönetmen ve oyuncuların tam Türkçe karşılığıyla "Torpilli" olduğu söyleniyor. Evet, bu fikre katılıyorum ve öyle olduğunu da görüyorum. Fakat bu tören o kadar özel ki gölgelere takılmıyorum. Her saniyesi keyifli ve izlemeye değer. Ayrıca ben, başarılı olduğunu düşündüğüm her filme ve her oyuncuya Sevgi Dolu Sinem Ödülleri veriyorum. Onları sevgiyle selamlıyorum, eleştirmenlerin sözlerini umursamıyorum, Oscar kriterlerini unutuyorum.


Ben asıl Ben Affleck'in durumuyla ilgileniyorum. Lütfen bir dostu onu durdursun. Batman'de ve son dönemde çektiği tüm filmlerde başarısız olduğunu anlatsın. Razzie ya da bilinen adıyla Altın Ahududu Ödüllerinde, ünlü aktörden bir rekor bekliyorum. Zira Batman v Superman 8 dalda aday.


Geçtiğimiz günlerde Affleck bir açıklama yaptı ve yeni çekeceği Batman filminde yönetmenlik yapmayacağını söyledi. Böyle aksiyon dolu bir filmde hem oynamak hem de yönetmen olmak çok zormuş. Aman Allahım! Biri "Oynamak" mı dedi? Bu Ben Affleck olamaz. Kendisi oynamıyor, kameranın önünde geziyor.


Ayrıca Affleck, Batman tarihinin kara bir lekesi. Biri onun kulağına fısıldamalı: "Hayır dostum, yapamıyorsun."


Oysa Ben Affleck, sinema sektörüne ilk girdiği yıllarda Matt Damon'la ev arkadaşıydı ve genç iki aktör adayı çok başarılı olmuştu. "Good Will Hunting" Türkçe'ye çevrilen adıyla "Can Dostum" En İyi Özgün Senaryo Oscar'ını kazandı. Senaryoda Matt Damon ve Ben Affleck imzası vardı. Lakin bu film Matt Damon için muhteşem bir başlangıçtı ama Ben Affleck için sonun başlangıcı oldu.


Kırmızı halı törenini ve Oscar Ödüllerinin yeni sahiplerini izlemek için, Türkiye saatiyle 3'te uyanacağım. Belki de gece boyunca hiç uyamam, böylece uyanmaya da gerek kalmaz. Gösterişli bir tören bekliyorum, her zamanki tadında.


Ve senin için üzgünüm Ben Affleck.



Milyonlarca yıl önce











Okumamak için direndiğim kitaplardan biri "Eşruhlar". Ramtha'nın bilgeliğiyle yazılmış kitabı satın almak ya da arkama bakmadan kaçmak arasında çelişki yaşadım. Kitap dükkanının en güzel raflarından birinde duruyordu. Rafın önünde birkaç dakika bekledim, ne düşündüm bilmiyorum. Kitap şimdi bende, yanımda yani onu satın aldım.


Kitabın bir bölümünü okudum, ilginçti. Ramtha diyor ki:


"Başlangıçta hepiniz eşruhunuzla yani ruh eşinizle birlikte yaratıldınız. Eşruhunuz sizin öteki yarınızdır. Herkesin bir eşruhu vardır. Siz ve eşruhunuz sonsuza dek birbirinize bağlısınız. Aslında ikiniz, olağanüstü bir yolculuğa çıkmış tek bir insansınız. Hem kadın hem de erkek olarak tek bedendesiniz.


Başlangıçta birlikte yaratıldığınız eşruhunuzla ne zaman ayrıldınız? Neden ayrıldınız? Tekrar birleşecek misiniz?


Birlikte yaratılanlar ayrılabilir mi?"


Biriyle birlikte yaratılmak ve sonra onu kaybetmek fikri çok yaralayıcı değil mi?


Belki bazı kitaplara inanmamalıyız ya da bazı bilgilere hiç ulaşmamalıyız.


Kan kaybından ölmemek için.



25 Şubat 2017 Cumartesi

Anneme







Bugün annemin doğum günü.


Yaşasaydı kaç yaşında olacaktı bilmiyorum. Öldüğü gün 36 yaşındaydı.


Onunla ilgili hatırladığım son şeyler sırtının çok ağrıdığı, geceleri uyuyamadığı ve banyodan gelen kusma sesleri. O kusarken kardeşim ve ben banyonun kapısında ağlıyorduk. Çaresiz olmak nasıl bir duygu bilir misiniz?


Annem hastalandı ve babam onu hastaneye götürdü. Biraz dinlenmesi gerekiyormuş, babam öyle dedi. Annemi hastanede ziyaret ettik. Kardeşime ve bana gülümsedi, iyi görünmeye çalıştı ama hasta olduğu belliydi.


Annem hastalandı ve bir ay sonra öldü. Kardeşim ve ben, hiçbir şey anlamadık.


Yıllar sonra babam söyledi, annem lenf kanseriymiş... Bunları sizi üzmek için anlatmıyorum. Ben sizi mutlu etmek isterim, her zaman. Annemin doğum gününü yaşam tercihlerimizi hatırlayarak kutlamak istiyorum. Annem her zaman ölmekten bahsederdi.


Üniversite öğrencisiyken çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Kötü bir durumla karşılaştığı zaman "Kanser olacağım" derdi. Yıllar sonra kanser oldu. Sanırım on yıldan beri kanserle mücadele ediyor.


Geçen yıl kocamın babası öldü, o da kanserdi. Ama 30 yıl boyunca kanserle mücadele etti. Kanserli hücreler tedavilerle yok edildikten sonra tekrar oluşuyordu. O hayatı seven bir adamdı, tüm gücüyle direndi. Keşke, tedavi olmak yerine neden kanser olduğunun sebeplerini arasaydı. Belki bugün de bizimle olurdu.


Başka bir kanser hikâyesi de Louise Hay'e ait. Tek kelimesini atlamadan yazıyorum, hepimize örnek olması için:


"Kanser, çok uzun zamandan beri bastırılmış derin bir acının vücudu yemesidir. Çocuklukta güven duygusunu kaybettiğimiz bir olay yaşanır. Bu yaşanan asla unutulmaz.


Kişi kendine acıyarak yaşar. Kişi uzun süreli, geliştirici ve anlamlı ilişkiler yaşayamaz. Aşık olamaz. Hayatı bir düşkırıklığı olarak görür. Umutsuzdur. Kaybetmek onu korkutur. Kaybetmeyeceği, kendini güvende hissedeceği ilişkiler kurar. Kendini yanlış ifade eder. Kanser hastaları çok özeleştiri yapar. Kendini değersiz hisseder. Kendini sevmez ve beğenmez.


Ve bir gün dünya başıma yıkıldı.


Beş yaşında tecavüz edilmiş ve dövülerek büyütülmüştüm. Bu geçmişimle vajinamda kanser yaratmış olmamdan daha doğal ne var?


Tedavi olmak için içime dönmeliydim. Kanserden kurtulmak için ameliyat olsam bile, kanser yaratan düşünceleri silemezsem, doktorlar beni sürekli kesecekti. Kesilecek bir Louise kalmayıncaya kadar.


Ameliyatla kanserli hücreleri temizletirseniz ve size kanser hediye eden duygulardan kurtulursanız; kanser biter. Tekrarlamaz. Tedavi olmak budur. "Başarısız" ameliyat yoktur. Kendini iyileştiremeyen hasta vardır.


Doktorlara ameliyat için param olmadığını söyledim. "Üç ay yaşarsın." dediler ve evime gittim. Derhal, kendimi iyileştirmek için sorumluluk aldım. Her türlü alternatif yöntemi öğrenmek için kitap okumaya başladım. Sonraki günlerde kütüphanelere gittim, kitap satın aldım, ayak refleksolojisi ve kolon terapisini inceledim. İyileşmek istediğim için doğru insanlar çıktı karşıma.


Ayrıca kendimi sevmeli ve onaylamalıydım. Çocukken çok az sevgi görmüştüm. Kimse bana "Değerli" olduğumu hissettirmedi. Sürekli eleştirdiler, yargıladılar.


Yaptığım çalışmalarda kendimi sevmemin şart olduğunu anlamıştım. Fakat bunu sürekli erteliyordum. Tıpkı yarın başlayacağımızı söylediğimiz diyetler gibi. Ama artık erteleyecek zamanım yoktu.


Başlangıçta aynanın karşında durup "Louise, seni seviyorum; seni gerçekten seviyorum!" demek çok zordu. Ama zamanla kolaylaştı ve değerli olduğuma inanmaya başladım.


Evet, cinsel, fiziksel ve duygusal tacizle dolu, zor bir çocukluk dönemi yaşamıştım. Ama bu yıllar önceydi. Kendimi taciz etmekten vazgeçmeliydim. Yaşadım, gerekli dersleri öğrendim ve bitti. Kendimi ve herkesi GERÇEKTEN affettim.


İyi bir terapistin yardımıyla içimdeki kızgınlığı attım. Yastık yumrukladım, avaz avaz bağırdım, yatağıma tekme attım, arabada direksiyonu yumrukladım. Doğru beslenmeye başladım.


Ameliyat olmadım.


Zihinsel, fiziksel ve duygusal açıdan arındım. Altı ay sonra doktora gittim. Doktor, zaten bildiğim bir şeyi söyledi: Bedenimde tek bir kanser hücresi bile yoktu."


Kendini sevmeyi öğrenseydin ve değişmeyi kabul etseydin keşke.


Her şeye rağmen,


Seni seviyorum anne.




Sevgi biter çünkü...









Zihin kontrolü ele geçirirse sevgi biter.


Ego ve sevgi savaşırsa sevgi biter.


Sorgulamaya başlarsanız sevgi biter.


Korkarsanız sevgi biter.


Ego, sevgi akışını durdurur ve sevgiyi reddeder; oysa sevgi kabul etmektir.


İzin verirseniz, sevgi korkuyu yener ve siler.



24 Şubat 2017 Cuma

Dans eden dünya







Şarkı söyleyen, dans eden, yaşamdan keyif alan ve daha çok gülen insanlarla dolmalı dünya.


Resimle, müzikle, şiirle yaratıcılık gerektiren her şeyle mutlu yaşamalı yeryüzü.


Bir insan daha duyarlı, daha inançlı, daha yaratıcı olduğunda Yaratana ve yaratılanlara daha yakın olur.


Budur iletilmesi gereken mesaj tüm insanlığa.




Hayırlı Cumalar








Yaşama düzyazı gibi değil, şiir gibi bakılmalı. Bu bakış dinsel yaklaşımdır, mistiğin yaklaşımı.


Mistik soru sormaz, gözlerinde hayretle bakar; sadece bakar.


Mistik varoluş hakkında düşünmez, onu sadece hisseder.


Mistik, aklını kullanmak yerine, kalbinin kapılarını ve pencereleri açar. Rüzgarın, güneşin, yağmurun içeri girmesine izin verir. Ne üşüdüğü için ne de ıslandığı için endişelenir.


Gerçek mistikler, Allah ile ilgili konuşmaz. Sessiz kalırlar.


Çünkü Allah hakkında konuşulmaz ancak sessiz kalınabilir. Onun yeri kalptedir.


Allah sessizlikte hissedilir.


Bu yüzden, Allah ile ilgili tüm düşüncelerini bırak ve daha fazla sessizleş.


Bir gün, sessizlik tam olduğunda; Allah sessizce, görünmeden, büyük bir sürprizle gelir.


Onun ayak sesini duyamazsın.


Allah bir anda gelir ve sen onunla dolup taşarsın.


Artık, senin için dünya ve yaşam değişmiştir.




23 Şubat 2017 Perşembe

Teşekkür dolu deneyimler








Mutluluk veren geceye teşekkür ederim.


Sakinleştiren bilgiye teşekkür ederim.


Vazgeçilmez sandığım herkese teşekkür ederim.


Umutlarımı yakan ateşe teşekkür ederim.


Yıldızların zayıf ışığına teşekkür ederim.


Kulağımda kalan melodiye teşekkür ederim.


Aklımdaki sorulara teşekkür ederim.


Bastığım yollara teşekkür ederim.


Beni üzmek için fırsat arayana teşekkür ederim.


Midemdeki vitaminlere teşekkür ederim.


Hayatını bir reklam filmi gibi yaşayanlara teşekkür ederim.


Beni bana hatırlatan her şeye teşekkür ederim.



Şezlongda dört mevsim









Yaşamın kıyısı denen bir yer varmış, yeni keşfettim.


Artık, bir şeylerin yaşamıma girmesi için çalışmıyorum. Akışta kalmayı tercih ediyorum. Yani, istiyorum ve unutuyorum. Zaten, bir şey olacaksa olur; olmayacaksa uykusuz geceler yaşamının bir anlamı yoktur.


Yaz aylarını şezlong keyfi yaparak geçiririm. Yaz mevsimi demek, ya denizde yüzmek ya da şezlonga uzanmaktır. Bu keyif eşsizdir özgürlüğü seven ruhlar için.


Lakin anlıyorum ki olayları yaşamın kıyısından izlemek de çok keyifliymiş. Artık hiçbir şey için savaşmıyorum. Başkalarının hayatını eleştirmiyorum çünkü kendimden başka kimseye bir numaralı şezlongu vermiyorum. En çok kendimi seviyorum. Küçük sineklerin keyfimi bölmesine izin vermiyorum.


Dört mevsim boyunca sadece kendimi düşünüyorum, size de sadece kendinizi düşünmenizi tavsiye ediyorum.


Çünkü biliyoruz ki yaşanan tüm kötü tecrübeler, kendimize değer vermediğimiz ve kendimizi sevmediğimiz için yaşanıyor. Kendimi seviyorum, kötü tecrübeleri ait oldukları yere gönderiyorum.


Güneş kremi sürmeyi unutmayın.



22 Şubat 2017 Çarşamba

Edebiyat ve kişisel gelişim







Son zamanlarda kişisel gelişim kitaplarını süratle, cümlelerin altını çizerek, kitabın üstüne ya da kağıda notlar yazarak okuyorum. Okuduğum her kelimeyle, anladığım ve yorumladığım her sayfayla kendime daha çok yaklaşıyorum. Başka insanları daha iyi anlıyorum.


Oysa yakın bir zamana kadar "Enerji" "Şifa" "Affetmek" gibi sözcükler yabancıydı bana. Orta okulda Freud okuyarak başladığım yolculukta, o günlerde felsefeden kişisel gelişime geçememişim. Yıllar önce gittiğim yoga dersleri de zaman kaybı olmuş benim için, gerçeğe ulaşamamışım. Dün, arkadaşlarımla o günleri andım ve çok güldüm cahilliğime.


Kişisel gelişim kitaplarına hızlı bir giriş yaptım ve edebi eserleri özellikle romanları bir kenara ittim... Çünkü kişisel gelişim mutluluk vadediyor ve ben MUTLU OLMAYI SEÇİYORUM. Eski günlere nazaran daha sakinim, kolayca affedebiliyorum, başkalarını suçlamaktan vazgeçtim, egomun yaşadığı sokaktan geçmemeye gayret ediyorum, kendimle ve çocukluğumla barıştım, enerjiler hakkında çok şey öğrendim, kalbimde sıcak ve devamlı bir mutluluk hissediyorum, kendimi kötü şeyler düşünürken yakalarsam pencereyi açıp derin nefesleri çekiyorum ciğerime ve "İptal" diyorum yüksek sesle, yaşamımda gerçek sevgi istiyorum yalan sevgilerin yerine,...


Edebi eserleri okumayı da çok seviyorum ama şimdilerde bunu tercih etmiyorum. Çünkü edebiyat acılardan besleniyor. Oğuz Atay'ın dediği gibi: "Derin yaralara sahip olmayan kişiler, yazamaz." Romanlarda ve diğer kitaplarda satır aralarına saklanmış derin yaraların ortağı olmak istemiyorum. Ayna nöronları ile okuduklarımı kendi hayatıma çekebileceğimi biliyorum. Kederli aynalar görmek istemiyorum.


Edebi eserlerde ve senaryolarda, olay örgüsünün oluşması için çatışmaya ihtiyaç vardır. Çatışmıyorsa bir şeyler, her şey başladığı yerde kalır. Ama ben, sakin ve mutlu bir hayat kurguluyorum kendim için. Çatışmak yok, barışmak var.


Görünen o ki bir süre Kafka'dan, Dostoyevski'den ve sevdiğim diğer kalemlerden ayrı kalacağım. Üzgün değil muyluyum.


"Değişmek benim için çok kolay ve heyecan verici."


Bakalım bu yol nereye gidecek.



Kötü alışkanlıklar kötü bir geçmişin ispatıdır








Türkiye, sigarayla mücadele eden ülkeler sıralamasında birinci sırada.


Kapalı yerlerde sigara içilmesi bu ülkede yasak. Kanunlar buna asla izin vermiyor. Yasağı delmeye çalışırsanız ödemeniz gereken para cezaları var.


Sigara paketlerinin üzerinde akciğer kanseri olmuş ya da solunum rahatsızlığı yaşayan insanların fotoğrafları görülüyor.


Her paketin üstünde "Sigara öldürür." yazıyor.


18 yaşından küçük kişilerin sigara alması yasak.


Sigara fiyatlarına sürekli zam geliyor.


Sigarayı bırakmak isteyenleri, devlet ücretsiz tedavi ediyor.


Ve şimdi aklıma gelmeyen pek çok caydırıcı yöntem uygulanıyor.


Hayatım boyunca hiç sigara içmedim hatta denemedim bile. Devletimin sigara açtığı  savaşın doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu mücadeleye bilgilerimle destek veriyorum.


Çocukken, aileleri tarafından çok eleştirilen insanların sonraki yıllarda sigara içtiği saptanmış. Sigara içenler, sigaranın dumanını bir perde olarak kullanıyormuş. Bu perde sayesinde, hatırlamak istemedikleri kötü anıları görmeyi reddediyorlarmış. Yani... Sigara kötü anılardan kaçmak için bir kalkan.


Sigara, alkol ve aklınıza gelebilecek her türlü bağımlılık kendinden kaçış anlamı taşıyor. Geçmişi kabul edemeyen ama değişimi de reddeden herkes bir şeylere bağımlı yaşıyor.


Eğer sigara içiyorsanız ya da başka bir bağımlılığınız varsa, kendinizle ve geçmişinizle barışarak alışkanlığınızdan kolayca kurtulabilirsiniz. Başka bir tedaviye ihtiyacınız yok.


Ama ne tuhaf değil mi? Yaşanabilecek milyonlarca güzel şey varken, bağımlılar geçmişin denizinde boğulmayı tercih ediyor.


  

21 Şubat 2017 Salı

Direnmekten vazgeç








Bir durumu değiştirmek için önce derinlere gömdüğümüz düşünce kalıplarımızın farkında olmalıyız. Farkında olmak yetmez, o kalıpları bırakmalıyız, göndermeliyiz. Ama bu kadar da kolay olmayacak çünkü ego direnecek. Eski alışkanlıklar direnecek. Zihin direnecek. Bilinç direnecek.


Size neyi yapmak zorsa, neye çok direnç gösteriyorsanız işte o anda anlamanız gereken bir şey var: Değişmeye başladınız ve doğru yoldasınız.


Yeniyi kabul etmemek için farklı şekillerde direniyoruz. Bunlardan birincisi davranışlarla direniş:
Konuyu değiştirmek.
Odayı terk etmek.
Tuvalete gitmek.
Geç kalmak.
Hastalanmak.
Başka şeylerle ilgilenmek.
Gözlerini kaçırmak ya da pencereden dışarı bakmak.
Dergi sayfalarını karıştırmak.
Bir ilişkiyi bitirmek.


Direnmekte haklı olduğumuzu ispatlamak için başkaları hakkında tahminler yaparız:
Bunun bir faydası yok.
O bunu anlamayacak.
Kişiliğimi değiştirmek zorunda kalacağım.
Onlar öfkemin nedenlerini anlayamaz.
Benim durumum farklı.
Başka kimse bunu yapamaz.


Kabullenerek büyüdüğümüz inançlar da değişime karşıdır:
Doğru değil bu.
Ben bunu yapmamalıyım.
Aşk bana göre değil.
Çok pahalı.
Çok aptalca.
Böyle şeylere inanmıyorum.
Ben o tür bir insan değilim.


Elbette, kendimizi engellemek için kendimizle ilgili düşüncelerimizi de kullanırız:
Çok yaşlıyım.
Çok gencim.
Çok zayıfım.
Çok kısayım.
Çok uzunum.
Çok değersizim.
Çok güçsüzüm.
Çok güçlüyüm.


Bence bu konunun en komik bölümü geciktirmek için kullandığımız taktikler:
Sonra yaparım.
Şu anda düşünemiyorum.
Meşgulüm.
Şimdi zamanım yok.
Evet, çok güzel bir fikir. Başka zaman yaparım.
Bu konuyu düşüneceğim.
Şu iş biter bitmez o işle de ilgileneceğim.
Yarın.


Direncin en kapsamlı kategorisi korkularımız:
Henüz hazır değilim.
Beni sevmeyebilir.
Başımı derde sokmak istemiyorum.
Eski defterleri karıştırmak istemiyorum.
Unuttum.
Bilmiyorum.
Ölmeyi tercih ederim.
Kimseye güvenmiyorum.
Yeterli değilim.
Sana layık değilim.
Bunu yapmak çok zor.
Duygularımı anlatmaktan korkuyorum.
Zararlı.
Vizyonumu değiştirmek zorunda kalırım.


Liste uzayıp gidiyor. Yukarıdaki bazı cümleler size mi ait? Cevabınız "Evet" ise ne hoş! Değişmeniz gerektiğini biliyorsunuz ve değişmeye başladınız demektir.


Egonuzu, bilincinizi, eski alışkanlıklarınızı, size öğretilenleri bir kenara bırakın. Aynanın karşısında durun ve gözlerinize bakarak yüksek sesle söyleyin:


"Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.


İçimde direnç gösteren kalıpları değiştiriyorum.


Kendimi ve yaşadığım değişimleri onaylıyorum.


Bugün harika bir gün.


Böyle olmasını ben seçiyorum.


Dünyamda her şey muhteşem."


Direnmeyin sarılın.



Onu böyle hatırla







Eğer sevdiğin kişiyi teknik olarak hatırlarsan, profesyonel olarak hatırlarsan, alışıldık bir şekilde ve mekanik olarak hatırlarsan hiçbir şey olmaz. Ona ulaşamazsın.


Ama onu; büyük bir sevgiyle, müthiş bir varlıkla, büyük bir adanmışlıkla, samimiyetle, özgünlükle, tüm benliğinle hatırlarsan... Seni hisseder, seni duyar, seni görür. Karşı koyamadığı bir güçle sana doğru çekilir.


Sanırım senin yapmak istediğin de budur.




20 Şubat 2017 Pazartesi

Blog iki yaşında








Bir gece ansızın başladım Blog yazmaya.


"Blog" Bu sözcüğü duymuştum ama ne olduğu hakkında fikrim yoktu.


Bir Cuma gecesi, içimdeki ses "Hadi!" dedi. "Hadi, Blog hazırlayalım."


"Blog nasıl hazırlanır?" Yazdım ve "Ara" dedim telefonuma. Dizlerimin üstündeki küçük bilgisayarımda, uygulamaya başladım; telefon ekranında okuduklarımı.


Dört saat sonra, Blog hazırdı. İlk yazıyı paylaştım ve telefonumda kayıtlı herkese mesaj gönderdim, Bloğumu okusunlar diye. Tarih 20 Şubat 2015'ti.


Kasım 2014'te ilk ve tek sosyal medya hesabımı açmıştım, Tweeter. Bir de oradan paylaştım heyecanımı. Sonra beklemeye başladım. Blog okurları 8 kişi olduğunda, sevinç çığlıklarım gecede çınladı.


Sonraki günlerde yazdım yazdım yazdım. Sabah evden çıkarken küçük bilgisayarım da benimle geliyordu. Gün boyunca, her yerde beraberdik. Gece ben uyurken, küçük bilgisayarım yastığımın kenarında duruyordu. Kaç gece, uykudan fırlayarak uyanıp bir şeyler yazdığımı tahmin bile edemezsiniz.


1000. Yazıya kadar, neredeyse nefes almadan yazdım. Ama o günden sonra, çok yazmanın değil daha iyi yazmanın peşine düştüm. Blog'taki bazı yazıları düzelttim, beğenmediklerimi sildim. Silinen yazılar 300 gibi bir rakama ulaştı.


Başka bir şey daha yaptım ve gittiğim her yere, küçük bilgisayarımı da götürmekten vazgeçtim. Blog, hayatımın merkezindeydi ve beni geçmeye başlamıştı. Rahatsız oldum, durdum, dengeyi bulmaya çalıştım. Ne yapmak istediğimi düşündüm. Küstüm. Barıştım. Karıştım. Defalarca veda yazısı yazdım ama yayınlamadım. Yayınlayamazdım, çünkü hiçbirimiz sevdiğimiz birinden ayrılmak istemeyiz. Ben Bloğumu ilk günden beri çok sevdim.


Blog benim evim gibi oldu zamanla. Bazen kapıyı kilitleyip gitsem de hep geri döndüm. Burada kendim gibiyim. Dengeyi buldum.


Bazen sizden mola istedim. Yazmadığım zamanlarda, beni terk etmenizden korkmadım. Bir daha yazamayacağımı düşünmedim, böyle düşünenlerin aksine... Dedim ya, gerçekten seviyorsanız bir şeyi, ondan ayrılamıyorsunuz asla.


"Sen yokken Tweeter'da okunacak bir şey yok."
"Sen durunca, kişisel gelişimim de durdu ve hasta oldum." Diyenler ya da yokluğumu fark edenlerle güçlendim. İki yıl boyunca hep size dayanarak yürüdüm. Siz destek olmasaydınız, Bloğu bu kadar çok sevemeyebilirdim.


İyi ki varsınız. İyi ki, internetteki milyonlarca seçenek arasından sürekli benim Bloğumu okumayı tercih ediyorsunuz.


Bu gün birlikteliğimizin doğum günü. İkinci yaşımızı kutluyorum ilk günkü heyecanla.



Aşktaki mutsuzluk payı








Tüm sevgililer hüsrana uğramış insanlardır. Çok şey beklerler; deneyimlerine rağmen beklerler; sürekli beklerler ama hiçbir şey olmaz. Gerçeklik yasalarını yok edemezsin. Bu yasaları anlamak zorundasın.


Gördüğün adam, asla içindeki adamla uyumlu değildir. Gördüğün kadın da asla içindeki kadınla aynı değildir. Bu yüzden aşk hem zevk hem de acı verir. Ve mutsuzluk mutluluktan daha fazladır.


Bir gün aşık olacaksan birine, bunları hatırla.




19 Şubat 2017 Pazar

Montaigne "Yavaşladıkça Çoğalıyorum"








Heyecan hissetmeyen bir insan hiçtir.


Bazı yenilgiler zaferlerden daha değerlidir.


Şöhret ve alçakgönüllülük asla arkadaş olamaz.


Beni korkutan ölüm değil, ölüyor olmak.


Aşk utancın olduğu yerde vardır.


Güzel hatıralar, yanlış kararlarla yan yana yaşar.


En muhteşem eserimiz, ahlâklı yaşayabilmektir.


Önemli olan ne yediğimiz değil, kiminle yediğimizdir.


Tüm erdemlerin en yücesi, en onurlusu ve en tuhafı cesarettir.


Mükemmel evlilik için kör bir kadın ve sağır bir erkek gerekir.


Her insan bir gün kendi yolculuğuna çıkacaktır.


Onu neden sevdim diye sorarsanız bana, cevabım şudur: Çünkü o oydu, ben bendim.


Yazıklar olsun bizi ıstırap içinde bırakan boş sözlere!


Pişmanlık, bir zamanlar istediğimiz şeyleri artık inkâr etmektir.


Kader bize ne iyilik yapar ne de kötülük. Sadece olan şeyleri ve sebeplerini koyar önümüze.


Dürüst olmak gerekirse, sadece kendim için kitap okuyorum.


En çok korktuğum şey korkunun kendisidir. Bir kez sardı mı vücudu diğer duyguların hepsinin önüne geçer.


Dostlar istiyorsanız, önce kendinizle dost olmalısınız.


Eğitimli insanları köle yapamazsınız.


Okullar gençlerin hapishanesidir.


Doğru söylüyorum, biz erkekler günahkârız. Ama karılarımız günahsız olmalı. Karılarımız temiz olmalı. Biz savaşa gitmeye ya da aforoz edilmeye razıyız ama karılarımız bizi hep onurlandırmalı. Bir adam karısıyla onurlanmıyorsa...


En değerli şeyler, uğruna en çok fedakârlık yaptıklarımızdır.




Zulüm








Dün, evsiz ve yurtsuz iki çocukla tanıştım. Gündüz dileniyor, geceleri de çadırda uyuyorlarmış anneleriyle. Elleri, yüzleri kirliydi. Kaldırım taşında oturuyorlardı. Güneşli bir Şubat gününde bile buz gibi soğuk olan kaldırım taşında.


İsimlerini sordum. Söylediler ama neydi isimleri şimdi hatırlamıyorum. Kırık dökük bir Türkçe ile anlattı kız. Bir gece vakti gelmişler Türkiye'ye. Gitmek istiyorlarmış ülkelerine ve evlerine.


Kız çocuk yedi yaşındaydı ve yaşananları anladığı belliydi. Erkek çocuk daha küçüktü ve ne dediğimi bile anlamadı. Biraz konuştum kızla. Okula gitmek istediğini söyledi. Her sabah okula gitmemek için bahaneler üreten çocukları düşündüm, kızın anlattıklarıyla.


Anneleri de karşı kaldırımda oturuyordu. Soğuktan mı ya da yaşadıklarından mı bilmem, yorgun ve hastaydı. "Nasılsın?" Dedim. Uzun cümlelerle cevap verdi kadın. Anlatmak istediği çok şey vardı.


"Evimi ve sobamı özledim." Dedi. "Küçüktü evimiz ama yorganımız, yastığımız, yıkanabileceğimiz bir banyomuz vardı. Kocam çalışır ve para kazanırdı. Yaşlıydı annem, şimdi yaşıyor mu bilmiyorum. Çiçeklerim vardı bahçemde... Artık çok yalnız ve fakiriz."


Evinden ve ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış bir kadın nasıl teselli edilebilirdi? "Bu günler bitecek. Bahçene geri döneceksin." Dedim ama dediklerime kendim de inanmadım. Lafı değiştirip, çocukların fotoğraflarını çekmek için izin istedim. "Fotoğraf çek ve herkese göster!" Dedi, titreyen sesiyle. "İnsanlar görsün halimizi. Savaşlar bitsin. Zulüm bitsin."


"Bitecek!" Dedim ve bu defa söylediğim kelimeye inandım.


Bir gün, birileri, bu zulmü bitirecek.